Yarın namus günümüz
Radikal · 7 Mart 2004
Yeryüzünde öldürdüğünü (genelinde) yemeyen tek canlı türü, insan. Cehalet yüzünden cinayet işleyen tek memeli hayvan da, insan. Diğer hayvanlar cahil kalabilecek bir zekâyla donatılmış değiller, dolayısıyla cinayet de işlemiyor, beslenmek için öldürüyorlar ve... İnsanlar dünyasında her 2 bin katilden yalnızca 1'i kadın, 1999'u erkek! Oysa maktullerin yaklaşık yarısı kadın. Dolayısıyla insan türü memelilerde, erkeklerin savaş zamanı 'vatan millet' diye yasal yollardan birbirlerini, barış zamanı da 'gözünün üstünde kaşın var' diye yarı yarıya hemcinslerini, yarı yarıya da kadınları öldüren bir sekülerlik var. Bizim memlekette, dış güdümle oluşan bu erkek sekülerliğin en erkek örneğine, 'Töre cinayeti' diyorlar. Sonuncu kurbanı, Güldünya Tören. Ancak bizim memlekette töreler erkek olduğu kadar adalet de erkek!
Nedense devasa hırsızlar ve soyguncularda aranmayıp, hep bacak arasında
ikamet eden NAMUS cinayetlerine uygulanan 'haksız tahrik indirimi', bazen kadın hukukçuların bile kafasında namusu cinsel ilişkiye indirgeyen bu adaletin icadı. Eğer bu kafa değişmezse, Türkiye'nin AB'ye uyum çerçevesinde değiştirdiği başta TCK, tüm yasaların uygulanmasında ne daha
eşit, ne daha uygar bir adalete kavuşulacak. Çünkü 'tahrik', bir ceza hukuku müessesesi. Adaletin sağlanmasında vazgeçilemez bir kavram olan 'tahrik'e indirim uygulayıp uygulamamak tümüyle yargıcın elinde, kanaatine bağlı.
İşte burada devreye giriyor kafa, zihniyet, taraflı ve sübjektif, ama seküler namus anlayışı.
Hukukçu dostlarım, Ağır Ceza Hâkimi Suzan YALTI ve beni de başarıyla savunan eşi, avukat Başar YALTI, adalet için zihniyetin yasalar kadar önemli olduğunu gösteren, inanılmaz bir yargı belgesi ilettiler. Belge, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bir kararı. Olayın öyküsünde, adam öldürmeye tam teşebbüsten sanık bir erkek, kendi karısıyla bile değil, dayısının karısıyla zina yaparken yakalanan bir başka erkeği, hem de iş üstünde değil, iki yıl sonra öldürmek için ateş ediyor, ancak öldüremiyor. Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığı TCK'nın 51. maddesini, yani 'haksız tahrik indirimi' uygulamadan, adam öldürmeye tam teşebbüsten mahkûm ediyor. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, kararı TCK'nın 51. maddesi, 'haksız tahrik indirimi' uygulanmalıydı, diye bozuyor. Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi yeni yargılamasında da 'indirim uygulamama' kararında direniyor. Böylece dava dosyası, ceza hukukunda en üst adalet birimi olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na geliyor ve bu kurul da, bir kez daha, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararına karşı, "51. madde uygulanmalı ve sanığa verilen cezada tahrik nedeniyle indirime gidilmelidir," kararı alıyor. Bu karar sayın seyirciler, namus cinayetlerinde tahrik indiriminin, Yargıtay'ın en üst düzeydeki ceza hukuku mercii Ceza Genel Kurulu tarafından da benimsenmiş olduğunu kanıtlıyor! Üstelik aynı davada, tahrik nedeni olarak öne sürülen zina durumu, sanığın yargılandığı adam öldürmeye tam teşebbüs suçundan iki yıl öncesine dayanıyor!
Ama Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun akıllara durgunluk veren ve ülkemizdeki
'namus' zihniyetini belirten bu kararı, oybirliğiyle alınmış değil. Kararın altında muhalefet şerhi koyan Yargıtay üyeleri arasında kurul başkanı da var. Karara muhalif kurul üyesi Ali Güzel'in karşı oy gerekçesiyse haksız tahrik indirimi öngören 51. maddenin varlığından çok, yorumlanmasının sorun yarattığını açıkça gösteriyor. Ali Güzel, "Dava konusu eylemin, mazur görülebilecek bir haksız tahrikten değil, toplumsal barışı ve hukuk düzenini tehdit eden ilkel aile intikamcılığından kaynaklandığı anlaşılmaktadır ki, buna prim verilmemelidir," diyor ve ekliyor: "Hangi sosyal çevrede yaşıyor olurlarsa olsunlar, davada adı geçen kişilerin ve bu arada zina yapan kadının, eşit hak ve özgürlüklere sahip, özgür tercihleri olan ve eyleminin
sorumluluğunu taşıyan, toplumsal hayatın dinamiği içinde hayata ve olaylara bakış açıları değişebilen bireyler oldukları göz ardı edilmemelidir."
Ülkemizde bacak arasına yerleşik namus zihniyetine muhalif yargıçlar, yasalar kadar önemli, uygar bir adalet için. Ve onlar azınlık kaldığı sürece, yasaların ileri yönde değişmesi uygulamadaki geriliği gidermeyecek,
toplumun namus anlayışındaki sakatlığı düzeltmeyecek. Ve 8 Mart Kadınlar Günü, yarın da lafla geçen bir tarihten ibaret kalacak.