Öyle bir ülke işte…
Radikal · 10 Mart 2004
Bir ülke ki harıl harıl AB'ye uyum yasaları çıkarıyor, hukuk devleti olmaya çalışıyor ve işbaşındaki cumhurbaşkanını yasalara 'aşırı' bağlı, hukuka 'aşırı' saygılı olmakla eleştiriyor. Bir ülke medyası ki, sivil demokrasi havarisi diye övündüğü, seçilmeyince dövündüğü eski cumhurbaşkanı, ona buna silah ve bu arada Uzanlara tam otomatik Uzi hediye, karakola da telefonla ruhsat rica ediyor..muş.
Bir ülke ki yeni demokrasi havarileri, eski şeriat militanları. Zaten eski şeriatçı yeni demokrat kadroların şakşakçıları da kendi deyişleriyle
'darbecilikten dönek, demokrat olak'lar.
Bir ülke ki darbecilikten dönmeyen 'demokrat'ları da, ayakların yüzde 35'le baş olmasına yanarken, 'Asker niye konuşmuyor' diye hayıflanıyor. Bir ülke ki zaten, ne darbeci ne demokrat, hatta ne de yurttaş olan tebaası, 'Nasılsa asker bırakmaz' diye umursuz yaşıyor.
Bir ülke ki sözümona kimi aydınları, dün Uzanlara silah hediye eden cumhurbaşkanını, bugün Uzanları kovalayan iktidarı alkışlıyor, çünkü ABD kimi tut, neyi kovala derse onu yapıyor, yarın öptüğüne tükür derse
'dönmeye' ve dönmekle övünmeye yine hazır.
Bir ülke ki Sabiha Gökçen'in 80 yıl önce nasıl 'pilot yüzbaşı' olabildiğini
değil, Ermeni olup olmadığını tartışıyor. Oysa Sabiha Gökçen'den 80 yıl sonra Devlet Hava Meydanları kadın mühendis ve teknisyen istihdam etmek istemiyor. Zaten Sabiha Gökçen'den 80 yıl sonra, 'pilot' ve 'kadın' sözcükleri, ancak Leyla Şahin'in AİHM'deki türban konulu 'pilot davası'nda bir araya geliyor. TMO ve DSİ gibi pek çok kurumun da 'Arazide çalışamaz',
'Narin bedenine yazık olur', 'Biz onları yormak istemeyiz' diye ikincil plana atılan kadınlar erkek işlerinden tesettürle korunuyor. Ve Adana'da artık 8 Mart Kadınlar Günü'nü de 'erkek' Müftülük düzenliyor, kadınlar kadınlık bayramlarını kadın kadına, erkeklerin dışarı çıkarıldığı salonda, ilahiler söyleyerek kutluyorlar: Herhalde kendilerine erkeğin efendiliğini bahşeden ve 8 Mart'ta zikrine izin verilen ilahi tecelliye şükrediyorlardır.
Bir ülke ki yüksekeğitim görmüş kadınlarını 'erkek işi'nde istihdam etmiyor. Ama o ülkenin hükümeti, istihdam alanı açmadığı kadınları üniversiteye 'tesettürlü' sokmaya çalışıyor. Bir ülke ki zaten yüksekeğitim görmüş erkeklerini de istihdam edemiyor. Üniversitelerinden oluk oluk işsiz çıkıyor, işsiz kalıyorlar, ama o ülkenin başbakanı, hükümeti, iktidar milletvekilleri ve yandaşları, üniversitelere meslek okullarından düzgeçiş sağlamaya, yani imam hatiplere duble yol açmaya uğraşıyorlar.
Bir ülke ki salt uçkura bağlı töreleri gereği, hep uçkuru zorla çözülen kadınlar öldürülüyor ve canilere 'tahrik indirimi' uygulanıyor; o ülkede kızlarla erkekleri bir arada, aynı düzey ve yüzeyde, eşit haklarla yaşamaya eğitmekle görevli bir öğretmen sendikası başkanı, tam da töre cinayetlerinin kaynağı Doğu Anadolu'da kızların okula gidebilmesi için harem/selamlık sınıflar önerebiliyor.
Bir ülke ki İslami otellerinde, İslami hastanelerinde, İslami işyerlerinde cinsel ayrımcılık yapılıyor, o ülkede başbakan 'Türban yasağının cinsel ayrımcılık' olduğunu söyleyebiliyor.
Bir ülke ki kütüphane yok gibi, zaten Arapça Kuran dışında okuyan da pek yok. Ama popstar elemeleri, Gülben Ergen'in benlerine dair bilgi ve Emine Erdoğan'ın da icabet ettiği Sibel Can 'kadın hakları' konserlerine rağbet çok. Oysa bu ülke 90 bin sayfalık Maastricht kriterlerini okuyup, anlayıp, uymaya çalışıyor. Çünkü bu ülke çağdaş uygarlık düzeyini AB'yle tutturacağını umuyor, ama çağdaş uygarlık düzeyinden 'para gelecek yüzey'i anlıyor. Havada duran ekonomisi, 'tarih verilecek, dış yatırım patlayacak'a bağlı. Oysa Polonya'dan Letonya'ya, Türkiye kadar borcu olmayan, kültür düzeyi yüksek, üstelik işsiz kalifiye eleman ibadullah postkomünist on yeni AB ülkesi var sırada. Zaten dış yatırımın küresel yıldızı, her alan ve anlamda rakipsiz Çin de cabası.
Eh, yönetenin öyle, yönetilenin böyle, anca beraber kanca beraber yuvarlayıp güttükleri bir ülkede şöyle bir durup, tarih verilir de dış yatırım patlamazsa ne olur, diye düşünecek kimse yok herhalde!