Kitlesel imha terörü
Radikal · 11 Mart 2004
Tıpkı İstanbul’u vuran terörün adını eveleyip geveleyip, günler sonra yarım ağızla söyleyebilen Erdoğan hükümeti gibi; İspanyol Aznar hükümeti de Madrid’i vuran terörün adını koymakta zorlanıyor. Adı bir yana, iki hükümetin çapı da aynı olan bu teröre ilişkin tepki benzerliği de var. Madrid’deki katliamın ertesi günü Jose Maria Aznar’ı dinlerken, Tayyip Erdoğan’ın, “Adı ne olursa olsun...” diye başlayan söylevini duyar gibiydim. Aslında bu terör karşısında yalnız vurulanların söylemleri değil, acısını paylaşan dost ülkelerin de kınama mesajları birbirinin aynı; “Kim tarafından yapılırsa yapılsın...” diye başlıyor, “Hiç bir amaç, hiç bir dava masum insan kanı dökmeyi mazur gösteremez,” diye bitiyor. Kınamanın şiddeti, terörün çapına göre vurgulanıyor. Demem o ki, demokrasi dünyası yeni bir terör türüne karşı kalıplaşan terör ezberini yenileyemedi, hem tanımlamakta zorlanıyor, hem de korkunçluğuna doğru orantılı tepki vermekte.
Oysa gerekli tepkiyi geliştirmek için bu yeni terörün hiç olmazsa çapından yola çıkarak tanımını yapmak mümkün: “Kitlesel İmha Terörü”. Bu üç sözcük yan yana gelince, tabii ki “kitlesel imha silahları”nı akla getiriyor. Örneğin ABD’nin Irak’a “var” diye saldırdığı ve var olmadığı için bulunamayan kitle imha silahlarını... Ancak gelişmeler öyle bir açmaza doğru gidiyor ki, günün birinde “kitlesel imha terörü”nün mü “kitlesel imha silahı var” diye orayı burayı imha eden demokratik dünyaya karşı geliştirildiği, yoksa bizzat “kitlesel imha silahı” sahibi demokratik dünyanın mı bu silahı “kitlesel imha terörü”nü yok etmek için kullanmak zorunda kaldığı anlaşılamayacak. Halen, ikisi de “kitlesel imha” amaçlı olan terörün mü silahtan, silahın mı terörden kaynaklandığı belli değil. Belki de kısır döngü, yumurta ve tavuk hikayesidir.
Diyeceksiniz ki ilk vuruşu kitlesel imha terörü, 11 Eylül’de New York’ta yaptı. Anımsayın, ilk vuruş Birinci Körfez Savaşı ve o savaşta kullanılan seyreltilmiş uranyum başlıklı, apaçık kitlesel imha silahlarıyla ABD tarafından yapıldı. Saddam rejimi Irak’lı Kürtlere, derken Ruslar Çeçen’lere karşı, hatta yine Amerikalılar Bosna ve Kosova’da kullandı. İsrail ile Filistin arasında süren “düşük yoğunluklu” savaşın kin bileyici kronik etkisiyle, neden sonuç ilişkisi neyse ne, bugün demokratik dünya mevzi, ama cephesi olmayan sinsi bir çatışmanın içine düştü. Düşmanın nerede, ne zaman vuracağı bilinemiyor. Kim olduğu da mı bilinemiyor? Erdoğan’dan Aznar’a söyleyemediklerine bakılırsa, çapı kadar adı da korkutuyor sayılır “kitlesel imha terör”istlerinin. Erdoğan’ın zorlanmasında bir “dindaşlık” sorunu vardı. Ya Aznar’ın? Onun durumu daha da güç. Çünkü Madrid katliamında El Kaide’den söz etmek, İspanya açısından iki ayrı tehlike içeriyor:
Madrid suikastlarını El Kaide’nin İslamiyet adına yapmış olması, Kuzey Afrika Müslümanlarının bir göç yolu ve menzili olan bu ülkede, koyu katolik, epeyce de ırkçı İspanyolların İkinci İsabelle’den miras İslam düşmanlığı genetiğini uyandırabilir. Özellikle Güney İspanya’da, son on yıldır gözünün üstünde kaşın var diye linç edilen, öldürülen Müslüman sayısı hiç de az değil.
Ama Jose Maria Aznar’ın kekemeliğinin asıl nedeni, ülkesini İspanyolların % 91 oranında karşı olduğu Irak savaşına sokması, ABD’nin yanında yer alması. Madrid’deki katliamın El Kaide tarafından yapılmış olması, Irak’taki savaşa katılımın bedeli anlamına geliyor ki, bu bedelin faturası hem Aznar, hem de iktidar partisine çıkarılır. Oysa katliam, tam da genel seçimlerden üç gün önceye, 11 Mart’a denk getirildi. 11 Eylül’e bir gönderme yapıldığı açık. Ülkenin neredeyse seküler terör örgütü ETA’nın bu çapta bir “kitlesel imha” kapasitesi olmadığı ise kör gözüm parmağına bir gerçek. Ama İspanyol hükümeti, halka gözünün içine baka baka yalan söyledi, ilk ağızda ve kesin bir dille ETA’yı hedef gösterdi. Maksat pazara kadar, yani seçimlere kalan üç gü n içinde kamuoyunun kafasını toplamasını, terör eylemiyle Irak savaşı arasında ilinti kurmasını geciktirmekti. Böylesine kuyruklu bir yalan fazla süremeyeceği için, El Kaide olasılığına da değinildi tabii. Ama abanılmadan. Çünkü katliamın sorumlusu olarak El Kaide’nin kesinleşmesi, Irak savaşında ölen İspanyol askerlerinden sonra Madrid halkının, iktidardaki Partido Popular ve başbakan Aznar’ın körükörüne ABD bağlılığına ödediği ikinci toplu can bedeli olacak.
Jose Maria Aznar bu seçimlerde politikadan çekiliyor, ama partisini iktidara vidalamayı hesaplıyordu. Aznar’ın ardında bıraktığı pırıltının üstüne kan damladı, bakalım Partido Popular’ın seçim skoruna da sıçrayacak mı?
------------------------