Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Tarih yazmak merakı

Radikal · 19 Mart 2004

İnsanlık bahar geldi diye mi azar, yoksa insanlık azdığı için mi gelir bahar, bilemem. Ancak insanlığın azgınlığıyla ilk ve son baharlar arasında bir ilinti olduğu kesin. Sizin de dikkatinizi çekmiştir mutlaka, ecel en çok bahar aylarında gelir. Duygusuz ve ampirik bir yaklaşımla, her iki baharın da sağlama güç verip çürüğü çökerttiği bir doğa temizliği olduğu söylenebilir. Ama insanlık, doğanın hem içinde, hem dışında kalan bir varlık. Hem kendisini yaratan doğanın cellatlığına soyundu, bindiği dalı kesiyor, yaşadığı dünyayı zehirliyor; hem de doğanın sağlamı çürükten ayıramayacağı kadar güçlendi, sayısıyla başa çıkamayacağı kadar çoğaldı.

İşte bu noktada, belki de bu yüzden zaten, insanların içindeki doğallık bahar aylarında şahlanıyor ve çapraşık bir iç güdümün etkisinde, bir yandan yavrulamak için çiftleşiyor, öte yandan birbirini öldürüyor!

İnsanlar en çok bahar aylarında sevişir, bahar aylarında savaşırlar. Sevişmek, iki kişilik bir eylemdir. Dışa değil içe dönüktür ve zaten kapılı kapılar ardında, kuytu köşelerde, gözden ırakta çiftleşilir. Savaşmak ise tam tersi. Dışa dönük, kalabalık; etkeni, edilgeni ve gözetleyicisiyle, tam bir “agora” eylemi olup, toplumsal destek gerektirir.

İşte böyle azdı bu bahar yine insanlık. İşte daha dün kuzu kuzu demokrasiye geçtiğini sandığımız, “kadife devrim” yaptılar diye alkışladığımız Gürcistan, Acaristan diye bir ülkeyle kapıştı kapışacak neredeyse. Meğer Acaristan diye bir ülke varmış, pek de ülke olmayıp özerk mözerk bir diyarmış, siz belki bilirdiniz de söylemezdiniz ama, cehaletimi bağışlayın, ben Acaristan diye bir yerin varlığını ilk kez bu kapışma dolayısıyla duydum, dostlar! Ve ne gariptir ki bu iki ülkenin adı, dünya tarihine insanlığın yararına bir keşifle HİÇ yansımamıştır... Ne tekerleği bulan onlardır, ne sıfırı, o “0” ki tüm bilimlerin önünü açan matematiğin temel taşıdır. Ne kaldıraçı icat edenlerdir onlar, ne hidroliği, zaten özgül ağırlığı bulanlar da değildirler, “Evreka!” çığlığının ne anlama geldiğini bile bilmezler, ama bakın, demokratik özgürlük içinde girdikleri ilk baharda ilk becerileri, çatışmak, kapışmak, birbirlerine saldırmak için yanıp tutuşmak!

İşte bu bahar, Kosova’da yine böyle azdı insanlık. 20 bin BM askerine rağmen, bir fırsatını bulup yakıyor, yıkıyor ve birbirlerini gırtlaklıyorlar.

Geldi bahar Suriye’de azdı Kürtlerle Araplar, Irak’ta zaten azgındı iyice gemiyi azıya aldı Sünniler Şiiler, İstanbul’dan sonra Madrid’de azdı İslamcı fanatikler. İnsanın insan kanına susadığı bir ölüm kokusu sindi yine dünyamıza, bu bahar.

Tabii bu arada ve belki de bütün bu azgınlıkların ardında, tiril gömlek üstüne uygarlık yularını jilet pantalonuna sarkıtıp oturduğu köşesinde, “tarihi yaptığını” sanan zibidiler var. Yani tarihi yazmakla yetinmeyip, yaratmak iddiasında olan kendini bilmez, haddini bilmez cüdamlar. Son üç bahardır dünya barışının içine okuyanlar. Ağa babaları yeryüzü genelinde ABD, Türkiye özelinde ABD çömezi BOD’cular. Ne buyurduydunuz efem? ABD tereyağına giren bıçak gibi girdiği Irak’a demokrasi getirecekti değil mi? ABD’ye havlu tutmayan Türkiye, çanak yalayacak, mafolacaktı değil mi? Hani nerede yalanacak çanak beyler? Hani nerede Irak’ta bırakın demokrasi, bir solukluk barış, bir gıdım refah? Hani nerede, yeniden yapılanma şantiyeleri? Türkiye’ye verilmedi de kim aldı ihaleleri? Hani nereden akıyor yalanacak bal, paylaşılacak petrol pazarı nerede? Bir şey akıyor oluk oluk, gerçekten, ama petrol değil, kan akıyor beyler, o akan kan ve üstelik “henüz” sizinki değil. Ama sıra gelebilir...

Sormak isterim ne düşünüyorsunuz öngörüleriniz, zekanız hakkında bu günlerde, beyler. İstanbul’da 63, Madrid’de 201 ölü, tutuşan Suriye sınırı, Irak’ta durmaksızın patlayan bombalar ve her geçen gün biraz daha küçülen “büyük” Orta Doğu projesindeki yeni yerinizi, sormak isterim doğrusu. ABD’nin peşinden giden İspanya ve Danimarka “ricat” borusu çalarken; İtalya, İngiltere, Polonya boru sırasını bekler ve tüm AB tir tir titrerken nerede, ne zaman vurulacağını bilmeden, sizin üfleyebileceğiniz “hücum” borusu kaldı mı acaba?

Sustuğunuzu görüyorum. Sözlerinizin boşluğu ve öngörülerinizin kofluğuna mı düştünüz yoksa?