Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Tükürmek ve yalamak

Radikal · 20 Mart 2004

Onu yitireli altı yıl oldu. Bir gün geçmiyor ki adını anmayalım, bir öyküsünü hatırlamayalım. Roland Topor, kalemi ve fırçasıyla çağımızın en büyük sanatçılarından biriydi. Paris bistrolarını onunla arşınlamak, yaşamaktı. Çünkü konuşarak, gülerek, yarenlik ederek öğrenmek,

'yontulmak'tı. Çünkü

Roland çıtası yüksek bir ölçüydü. Onun yanında hepimiz kendimizi aşmaya, zekâmızı bilemeye, ince mizah ve bilgelik sahibi olmaya çalışırdık. Yalnız biz mi? Bir lama bile nasibini almıştı insanlıktan, onun ziyareti sayesinde! İşte ortak dostumuz, yazar Jacques Vallet'nin yazıya döktüğü nefis bir Roland klasiği:

Prag'ın henüz Çekoslovakya başkenti olduğu yıllardı. Rus tanklarının ezdiği bahardan sonra, bir film çekimi için Prag'a giden Roland Topor'un ne iki tek atabileceği bir bar ne de iki laf edebileceği insan vardı. Çünkü buluşmuyor, konuşmuyorlardı korkudan. Roland, fena halde canı sıkıldığı bir gün stüdyoda işini bitirdikten sonra bir taksiye bindi ve 'Hayvanat bahçesi!' dedi şoföre. Aslında Prag'da bir hayvanat bahçesi olup olmadığını bile bilmiyor, olacağını tahmin ediyordu. Taksi sürücüsü

önce anlamakta zorlandı. Roland, 'zooloji' biliminden yola çıkarak adama Fransızca, 'Zoo, zoo!' diyor, şoför Almanca konuştuğunu sanıp, 'Ah zoo?' diye yanıtlıyordu. Uzunca bir süre zoolaştıktan sonra, taksi Roland'ı kentin git git bitmez uzaklığındaki bir alana götürdü.

Eskiden hayvanat bahçesiymiş de artık terk edilmiş gibi perişan bir mekândı. Ne kapıda biletçi vardı ne de içeride ziyaretçi. İn cin top oynayan bahçede, Roland Topor boş kafesler arasında dolaştı, tam umutsuzluğa kapılıp geri dönerken, tek bir kafesin dolu olduğunu fark etti. İçinde bir lama vardı. Onun gibi yalnız, hüzünlü bir lama.

Hayvan, başını yana eğerek kendisine yaklaşan Roland'a bakıyordu dikkatle. Bizimki, gözlerini üzerinden ayırmayan lamanın yanına gelince, 'Bonjur Lama!' diye seslendi ve selamdan sonra başka kelam kalmadığından kendisini bekleyen taksiye binip, kente döndü.

Prag hayvanat bahçesine taksiyle gidiş dönüş, Roland'a bir servete mal olmuştu. Ama lamayı ziyaretini hoş bir anı olarak sakladı.

Birkaç yıl sonra Paris'te şık bir davete katılan Roland Topor, yandaki masadaki bir hanımın Prag'daki lamadan söz ettiğini duydu, kulak kabarttı. 'İğrenç bir hayvan!' diyordu

hanım. Roland dayanamadı, lafa karıştı, 'Niye iğrenç?' diye sorguladığı kadın, anlattı: Praglı

bir arkadaşı kendisini lamayı göstermeye,

hayvanat bahçesine götürmüş, eğer lamanın

önünde tükürürse hayvanın da kendisini taklit edeceğini söylemişti. Kadın, lamanın nasıl tükürdüğünü görmek istemişti doğrusu. Karşısına geçmiş, hayvanın bulunduğu yöne doğru tükürmüştü. Lama ne yapsa beğenirsiniz? Midesinin derinliklerinden topladığı yeşil,

yapışkan, iğrenç kokulu, okkalı bir balgamı

kadının suratının tam ortasına savurmaz mı?

Roland Topor, hepimizin kahkahayla

dinlediği öyküsünü, "İşte böyle! Lamalarla

nazik olmak gerekir. Ben Praglı lamaya iyi

günler diledim, o da çok soylu davrandı!"

diye bitirir ve eklerdi: "Belki ben yaklaşırken de balgamını hazırlıyordu. Tüm ziyaretçileri gibi benim de üstüne tüküreceğimi düşünmüştü.

Belki de uzun zamandır ziyaretçisi

yoktu, böyle bir fırsatı bekliyordu. Ama kendisini saygıyla selamlayınca, kabalıktan vazgeçti!"

Canım Roland.

Rüzgâr ekenin fırtına biçtiği, tükürük atanın balgam yediği bir dünyada yaşıyoruz gerçekten.

Ama tükürdüğünü yalayanlar, suratlarına atılan balgamı da yutmaya hazırlar mı, onu henüz bilmiyoruz. Göreceğiz umarım. Biz ne tüküren, ne yalayanlar için, epeyce eğlenceli bir seyir olacak çünkü.

• Yarın TSİ 18.00'de TV5'teyim