Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Örtülü özgürlük

Radikal · 24 Mart 2004

Fatma Mansur Coşar, bence din ve laiklik üstüne düşünen herkesin okuması gereken “Laiklik Arayışları” (Büke Yayınları,2001) kitabının sonsözünde, “Herkesin herkese karşı saf bir iyimserlikle yaklaşması, fikir özgürlüğü adına her düşünceye saygı gösterilmesi, ne hukuk devletine ne de bunun bir ifadesi olan Cumhuriyet rejimine faydalıdır. Çok kültürlülük, çok dinlilik gibi kavramlar slogan haline gelmişse de, otomatik olarak bir toplum yaratmazlar, yalnız gettolar yaratırlar,” der.

Oysa bu araştırma yayımlandığından üç yıl sonra, tam da “herkesin herkese hoşgörüyle yaklaşması” istemiyle biçimlenip, “çok kültürlülük” savunmasıyla ilerleyen bir toplum kesiti, fikir özgürlüğü adına İslami emirleri yaygınlaştırmak çabasındadır. Nitekim ister bir başka kadının kafasında, örneğin Emine Erdoğan’ın söyleminde, “Allahü Teala, Müslüman hanımların namahremlerinin yanında örtünmesini emretmiştir,” ifadesiyle yer alsın, ister Katolik Papa’nın “kadınların papaz olamayacağı” yolundaki değişmez kararında, ilahi ya da dünyevi bir “emrin” esas alındığı fikirde, özgürlük aramak anlamsızdır. Çünkü “emir” olgusu, “özgürlük”le taban tabana zıt olup; bir emrin toplumsal yaygınlaştırılması “empoze edilmesi”nden ibaret olup, açık ya da gizli baskıyla, zorla kabul ettirilmesidir. Sonuçları da heterojen bir toplum değil, kendi içinde ya da dış dünyaya karşı “gettolaşmış” toplumlardır.

Türkiye, tuhaf bir ülke.

Fatma Mansur Coşar gibi lisansını London School of Economics, doktorasını Harward’dan alan kadınların yaşadığı, düşündüğü ve yazdığı bu ülkeyi yöneten Başbakan Tayyip Erdoğan, İstanbul Zeytinburnu yerel seçim mitinginde, meydana toplanan yarısı kadın kalabalığa: “Beyler, gençler!” diye hitap etti. “Hanımlar”ı unuttu... Oysa kadınlara İslamiyet kadar değer (!) veren Katolik dinine en bağlı, İspanya, İtalya gibi ülkelerde bile hiç bir başbakan, “hanımlar” içermeyen bir hitapla devam edemez söylevine. En fazla, hanımları beylerden sonra koyar, “Beyler, hanımlar, gençler...” diyebilir. Laik Fransa’da ise önce “hanımlar” gelir ve cumhurbaşkanı, başbakanı ya da herhangi bir topluluğa seslenen hatibin, “Mesdames, Messieurs...” diye söze başlaması, nezaket ötesi bir eşitlik kaygısı içermekte, eşitlik prensibinin kabulünü göstermektedir. Tersi düşünülemez, olamaz; olursa, hatip kürsüde kalamaz! Çünkü demokrasi, yarısı, hatta kimi ülkelerde yarıdan fazlası kadın olan toplumların “eşitlik” üzerine kurulu “özgürlük” rejimidir. Kadın erkek eşitliğinin olmadığı yerde, özgürlük zaten yoktur.

Tayyip Erdoğan’ın Zeytinburnu mitinginde “beylere” ve “gençlere” hitap ederken “hanımları” es geçmesi, bir dil sürçmesi değildir. Sayın Erdoğan’ın temsil ettiği Türkiye projesinde, kadınların icra merciinde yeri yok. Var gibi gösterilen yer, vitrin. Takım elbise giyer, kravat takar gibi bir sergileme mahiyetinde, kadınları da aksesuar olarak serpiştiriyorlar AKP saflarına. Başbakan Erdoğan kadınlardan ciddi olarak ancak üniversitelere “türban”la girişi savunmak için söz ediyor. Bu tabloya Emine Erdoğan’ın, ağabeyinin örtün demesi üzerine intihar etmeyi bile düşündüğü, ancak Şule Yüksel Şenler’le tanıştıktan sonra örtünmeyi kabul ettiği, zaten Şule Yüksel Şenler’in kendisinin de ağabeyinin “telkinleriyle” örtündüğü durumu eklenince, gerek AKP, gerekse Başbakan Erdoğan’ın kafasındaki kadınlara yönelik Türkiye projesi ortaya çıkıyor: Okusunlar, ama örtülü okusunlar. Çalışsınlar ama erkeklerle aynı işi yapmasınlar. Hakları olsun, ama hadlerini bilsinler. Kısacası olsunlar, ama eşit olmasınlar. Kadınlara özgürlük böyle olunca, Başbakan Erdoğan da Zeytinburnu mitinginde, yalnızca “beyler” ve “gençler”e sesleniyor haliyle, çünkü karşısında kendisini rencide edilmiş hisseden bir insan topluluğu, hatta eşitlik istemi içinde bir canlı türü yok! O canlı türü ki, halkın yarısı. Ama “zorla güzellik” sonuç vermiş, eski ağabey telkinlisi yeni ağabey baskılısına teselli, anca beraber kanca beraber Stockholm sendromuyla mutlu olmuşlar. Bugün baskı simgesine özgürlük istemlerinin paradoksunu hala kavrayamıyor ve benzerlerinin de “örtün” diyecek ağabeyleri olduğunu unutup, başı açık kadınların uğruyabileceği manevi örtünme baskısı konusunda: “Herhangi bir kimsenin, başkası hakkında böyle bir karar alma yetkisi yoktur,” diyebiliyorlar! ( Gülay Atasoy “Nasıl Örtündüler?” Nesil Yayınları,2004)

“Örtülü ödenek” çağını atlatıp, “örtülü özgürlük” çağına hoş geldiniz sayın seyirciler. Devamı cumaya.