Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Yenilginin dayanılmaz zaferi

Radikal · 31 Mart 2004

Her iyinin bir kötüsü vardır. Her kötünün de bir iyisi. Kuzeyin güneyi vardır. Doğunun batısı, solun sağı...Ya da tersi. Tıpkı her zaferin bir yenileni, her yenilginin de bir yeneni olduğu gibi. İster 'polarite' deyin bilimselce, ister 'dualite' dinselce, ait ve parçası olduğumuz evren, ayrıntılardan arındırıldığı zaman 'ikili zıtlık' üzerine kurulmuş bir bütündür. Sosyal hareketler de bu kuralın dışına çıkmaz, zaten çıkamaz ve politikada denge tutturmak, bir katamaranın dalgalı denizler üzerinde kayışına benzer. Kâh 'sol'dan gelen dalgalar sol teknesini havalandırır, kâh 'sağ'dan gelen dalgalar sağ teknesini.

Türkiye bir yıl arayla yapılan iki seçimde, AKP'yi havalandırmış bulunuyor. AKP, aklı başında kimsenin yadsıyamayacağı ve demokrat olan herkesin kabullenmesi gereken bir zafer kazandı, pupa yelken gidiyor. İktidar partisinin bu başarısı, başta ben, Türkiye'de giderek azalan bir çoğunluğun elbette ki beklediği, ama hoşlanmadığı bir gerçek. Ancak tarafsız bir analizle saptamak zorundayız ki, Kıbrıs sorununda çözüme, üstelik Türkiye lehine yaklaşıldığı günlerde AKP'nin bu seçim sonuçlarıyla İsviçre'de masaya oturması, ülkemiz açısından bir kazanımdır.

Bundan böyle Türkiye'yi bekleyen en büyük sorun AKP iktidarı değil, İsmet Berkan haklı, muhalefet yokluğu. AKP'nin karşısında ve onu dengeleyebilecek güçte bir muhalefet kalmaması, aslında iktidar partisi için de en büyük tehlike. Çünkü yukarıda sözünü ettiğim 'bipolarite' ya da 'dualite' bozuldu. Rakibi kalmayan parti ya bölünür, ya da 'astığım astık, kestiğim kestik'leşir.

Muhalefet olmayan yerde, demokrasi yoktur!

AKP iktidarının, daha yerel seçimler olmadan muhalefete pek de tahammülü olmadığına ilişkin sinyaller başlamıştı ve birikiyor. AKP aleyhtarı kimi gazetecilerin işlerine son verilmesi, Ulusal Kanal nötralize edilirken Fethullah Gülen'in propaganda TV'si Samanyolu'na gaz takviyesi hayra alamet olmayıp; Uzanlara ait medyaya yönelik operasyon, demokratik bir iktidarın gövde gösterisinin çok ötesinde, öteki medya gruplarına gözdağı vermek değil de neydi?

İşte ben, yerel seçim sonuçlarının böyle bir süreci hızlandırıp, zaten ya susan, ya da iktidarı alkışlayan basının iyice köleleştirilmesinden korkuyorum. Kendim için mi? Hayır. Alçakgönüllü değilim, bildiğim dillerin her birinde ve dünyanın her yerinde gazetecilik yapar, kitap yazar ve hayatımı kazanacağımı söyleyebilirim. Yalnızca Türkiye için üzülürüm bir, bir de yâd ellerde kendi ülkemin rejimine karşı tavır almak 'zorunda' kalacağıma.

Oysa, eğer demokrasinin üstüne gölge düşürülmezse, eğer AKP diktalaşmazsa, eğer dikta meraklıları 'ne olursa olsun da AKP olmasın' pilavını pişirmezse, Türkiye bir mucize yaratabilir. Kırk yıllık bir sorun, Kıbrıs'ta çözüm, ilk kez mümkün görünüyor. AB'ye orta vadede üye olmak mümkün değil, ama önemli de değil. Pusulanın AB gösteren yönünden vazgeçilmemeli ve tam üyelik yerine verilecek tüm tavizler alınmalıdır. Bazen özel anlaşma, asıl anlaşmadan daha bile fazlasını sağlar. Demokrasiyi halkın kendisi istemeli ve korumalı, askere havale edilmemelidir. Hükümet, 'bir kısım' tabanına rağmen artık tavanı kollamalı, imamlığı hatipliği bir yana bırakıp, kafayı türbana takmamalıdır. Neden takmamalıdır? Çünkü her şeyden önce görüntü hoş olmayıp, Türkiye'yi evrensel anlamda giderek antipatikleşen, zaten pek de kendisinin olmayan bir kültüre yamamaktadır.

Rektör Alemdaroğlu Yunanistan'ı almaktan, Fethullah efendi de

'ateist'le 'terörist'i karıştırmaktan vazgeçmelidir.

Türk insanı AB'yi istemekte, ancak AB'nin ne olduğunu bilmemektedir. Basın, AB'yle müzakere tarihi tahminlerini bir yana bırakıp, her şeyden önce AB'nin ne olduğunu ve nasıl AB'li olunduğunu anlatmalıdır.

Ama hepsinden önemli, çünkü demokrasiyi dengeleyecek bir muhalefet olmalı, CHP yapısını ve kadrolarını tepeden tırnağa yenileyerek, bambaşka bir dinamik yaratmalıdır. Deniz Baykal'ın iyi insan, kötü insan, başarılı ya da başarısız bir lider oluşu artık önemli değildir. Önemli olan, artık Deniz Baykal başkanlığındaki bir CHP'nin tıkandığı, eridiğidir. CHP'nin laf balonu , Deniz Baykal liderliğinde ikinci kez sönmektedir. Baykal'ın, artık kargaların bile gülemeyeceği 'şişiyoruz' tesellisini bırakıp, 'bu iş benimle olmuyor' diyerek birinci sönüşte yaptığı gibi onuruyla istifası gerekir. Yenilgiyi zafer gibi sunmak, inmediği yerden indirilmek sürecini başlatır ki, ya Baykal biter, ya da CHP. Çünkü ikisinin de soluğu tükendi. Uzatmaları oynamanın yararı yok. Çünkü Türkiye'nin yıpranmış ve bıkılmış politikacılarla işi yok artık. CHP'nin seçmeni DE karizması aşınmamış bir lider, genç yüzler, yepyeni bir söylem ve inanacağı projeler bekliyor.