Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Emel ve amel

Radikal · 10 Nisan 2004

Türkçe’de pek de güzel bir ad olan Emel’in karşılığı, Arapça’da “Amal”. Ancak “amal”, uzatılmadan okunduğu zaman “iş” anlamına gelen “amel”in çoğulu. Arapçayla köprülerini bir türlü atamayan dilimizde, politik ve medyatik merciiler belki de tam bu yüzden, zaman zaman, hatta sık sık emeli amalla karıştırıyor, isteklerini olmuş bitmiş işler gibi algılıyor.

Fransız Dış İşleri Bakanı Michel Barnier’nin, Türkiye’deki borsaların asabını bozan açıklamasını okurken, emeli amal bellemenin Frenkçesini duyar gibiydim: “Prendre les reves pour des realites,” yani, “rüyaları gerçek sanmak.”

Türkiye’de birileri bir rüya gördü ve Kopenhag kriterleri yerine getirilir, Kıbrıs’ta çözüm sağlanırsa, ülkemiz AB’ye tam üye olur sandı. Türkiye’de birileriyle aynı rüyayı görmeyen, zaten artık rüyasız uykularda debelenen kimileri de, rüya görenlerden intikam alabilmek umutlarını, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğe ve AB’nin tam üyelik reddine bağladı. Birincilerin hatası, kendi göbeğini kendi bağlayamayan Türkiye’nin gerek sosyal, gerek ekonomik anlamda kurtuluşunu TEK bir emele, AB’ye odaklamış olması. İkincilerin yanlışı, alternatif bir emel sunabilmek beceriksizliklerinden utanmak yerine, “onlar da beceremeyecekler” diye sevinebilmek için Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü, AB’de açmazı ummaları. Bu satırların naçiz yazarı, oldum olası Kıbrıs’ta iyi kötü, ama derhal çözümü savunuyor. Ama AB havuç gösterdiği için değil. Kıbrıs’ta statüko diye takdim edilen durum, bir anda ve evrensel anlamda “illegal” diye damgalanıp Türkiye’nin vurulacağı Akileus topuğunu oluşturduğu için. Çünkü naçiz yazarınız hem tarih okuyor, hem de uluslararası fütürist senaryoları. Ve gecekonduculuktan gelen “otuz yıl oturduk,” mantığıyla devlet olunmayacağını bildiği gibi, uluslararası meşruiyet kazanılmayacağını da biliyor. Hemen tüm dünyanın tanıdığı İsrail’in 60 yıllık varlığının tehdit altında olduğu bir zamanda, kim ileri sürebilir salt Türkiye’nin tanıdığı 30 yıllık KKTC’nin kurumsallaşacağını?

Türkiye’nin palamarı AB’ye atmasını da savunuyorum. Ama AB’ye ne kısa, ne orta vadede üye olacağını hayal ederek değil. ABD bağımlılığına karşı bir denge kurmak için bir, herhangi bir biçimde coğrafi anlamda zaten kapı komşumuz AB’yle aynı diapazonda buluşmak Türkiye’nin çıkarına olduğu için iki. Defalarca yazdım: AB, gelişimini tamamlamış, kalıpları belirlenmiş bir kurum değil. Hatta henüz kurumsallaşmış bile sayılmaz. 25 üyeli bir birliğin, her üyenin eşit olduğu bugünkü mekanizmayla yönetilemeyeceği açık. AB yeniden yapılanacak ve federatif anlamda iç ve dış halkalar oluşacak. Fransız Michel Barnier ağzından kaçırdı, Alain Juppe daha açık söyledi, Almanya’da iktidar değiştiğinde merkez sağ iyice yüksek sesle konuşacak: Türkiye’nin bugünkü yapılanması içinde AB’ye tam üye olması mümkün değil. Bu saptama ne ırkçılık, ne de Türkiye düşmanlığı. AB ölçeği açısından Türkiye, çok büyük, çok nüfuslu ve sorunları devasa bir ülke. Kişi başına düşen fıkara gelirden, gelir dağılımındaki dengesizliklere, tabii kültür ve eğitim eksikliği de eklenip bu tablo 70 milyonluk bir nüfusla çarpılınca, Türkiye’yi tam üye yazmak, AB açısından yüzme bilmeyen Güliver’i kurtarmaya çalışan 25 cüce pozisyonu doğurur ki, herkes birlikte boğulabilir.

Aslında formül, çoktan hazır: Türkiye özel bir statüyle AB’ye bağlanacak. Ama AB’ye tam üyelik vaadedilen Türkiye, öylesine yapıştı ki bu vaade, gerçek bir türlü açıkça söylenemiyor, onun bunun ağzında geveleniyor.

Naçizane bencileyin, bu işi bir gurur meselesi haline getirmeye hiç gerek yok. Tıpkı, AB’li bir bakan hapşırıp diğeri tıksırınca Türkiye’de piyasaların nezle olmasının anlamsızlığı gibi.

Bir kez, emeli amalla karıştırıp tek palamarı AB’ye atmaktan vazgeçmeliyiz. Kendi kendimize ayakta durmak, AB’ye daha sağlam bağlanmamızı kolaylaştırır. İkincisi, bazen özel statüler, eşit ortaklıklardan daha avantajlıdır. Tam üyelik için bastıralım, ama bastırdığımız hayali gerçek sanmayalım.

Adımlarımızı nereye attığımızı bilirsek, yüksekten düşmeyiz.

------------------------