Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Aşkın mavi çiçeği

Radikal · 14 Nisan 2004

Aşkın ilk adımı olan 'kur yapmak' eyleminin nedense zarif bir Türkçe karşılığı yok. Doğrudan hedefi şavullayan bir millet olduğumuzdan mıdır nedir, biz Türkler 'tavlar', 'ayartır' ve 'fingirderiz.' Bir kadın ya da erkeğin hoşuna gitmek üzere saygılı bir girişim söz konusuysa eğer, çareyi Fransızcanın zarafetinde bulur ve işte o zaman 'kur yaparız.' Son yüzyılın ikinci yarısında romantizm, biraz da geri zekâlılığın karşılığı, en azından modası geçmiş, küflü bir duygusallık örneği gibi sunuldu. Siz belki farkındaydınız, ama benim bu gerçeği anlamam yıllar aldı: Duygulu birisinin kur yaparken hastalığından söz eder gibi boynunu büküp, 'Ben biraz romantiğimdir de...' diye özür dilemesine önceleri hiç anlam veremezdim. Çünkü, en azından bana yapılan 'kur' girişimlerinde adayların hepsi romantikti! Oysa duygularını şiirlerle, çiçeklerle, nağmelerle dile getiren bu güzel insanlar toplumun geniş genelini oluşturduklarının bilincinde değildiler ve baskın bir azınlığın alaylı tepkisi karşısında, artık rağbet görmeyen duygular taşıdıklarına inanıyorlardı.

Herkesin gönlünde yatmasına karşın artık 'off' sayılan romantik aşka, Fransızlar 'mavi çiçek' diyorlar. Mavi çiçek tanımı, hem isim, hem sıfat gibi kullanılıyor. 'Bırak allasen, biraz mavi çiçektir o,' adamın romantik olduğu anlamına geliyor. 'Mavi çiçek bir aşk' ise eski model Chevrolet gibi güzel, ama çok hızlı gidemediği için baş döndürmeyen, sarhoşluk yaratmayan bir sevda.

Raymond Peynet, işte böyle, mavi çiçek bir adamdı. Ve mavi çiçek bir aşk yarattı. 1942 yılının baharıydı, ressam Peynet Fransa'daki 'Ric et Rac' dergisine ilüstrasyonlar çizerek yaşamını kazanıyordu. Mucize, bir gün Valence kenti parkındaki müzik köşkünü çizerken gerçekleşti. Peynet'nin çizgilerinde konser bitmiş, tüm müzisyenler çalgılarını toplayıp gitmeye hazırlanıyorlardı. Ancak, uzun saçlı, melon şapkalı, kuyruklu smokiniyle bir garip kemancı çalmaya devam ediyor, sıralarda tek başına oturan çekingen ve zarif genç kız onu dinliyordu. Ünlü yayınevi Fayard'ın çıkardığı 'Ric et Rac' dergisinin yazıişleri müdürü Max Favalelli, deseni çok beğendi ve altına 'Peynet'nin Âşıkları' yazarak yayımladı. Romantik kemancı ile zarif sevgilisinin tam 51 yıl sürecek muhteşem aşkları başlamıştı. Raymond Peynet, deliler gibi sevdiği karısı ve ilham perisi Denise Damour'un yüzünden esinlenerek çizdiği genç kız ve uzun saçlı kemancının maceralarını tüm insanlığa yaşattı. Kendisinin çizgilerini değil ama ruhunu taşıyan kemancı ile kızlık soyadı 'Aşktan' anlamına gelen karısının imgesine, melekler ve çiçeklerle dolu bir dünya yarattı. Sözsüz desenlerdi yaptıkları, ancak her biri şiirdi. Türkiye'de de yayımlandı. Ve tüm dünyada 14 Şubat Sevgililer Günü'nün simgesi haline geldiler. Japonlar çıldırıyorlardı Peynet'nin âşıklarına. Halen Japonya'da bir Peynet müzesi var ve Hiroşima'da heykelleşen ünlü Peynet âşıkları, aşk ve barışı simgeliyorlar. Valence parkındaki müzik köşkü, 'Peynet'nin âşıkları' adıyla vaftiz ve 'tarihsel anıt' ilan edildi. George Brassens o âşıklar için bir şarkı besteledi. Raymond Peynet, beş yıl önce Sevgililer Günü'ne tam bir ay kala 14 Ocak sabahı aramızdan ayrıldı. 90 yaşındaydı ve 1993 yılında yitirdiği sevgili eşinin ölümünden beri çizmeyi bırakmıştı.

Ama Peynet'nin âşıkları hep yaşıyor. Siz siz olun, romantizmden utanmayın. En uzun ömürlü aşkları romantikler yaşar.