Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Gerçeğin geciken zaferi

Radikal · 21 Nisan 2004

Paul Kamerer, 1922 ile 1929 arasında önemli buluşlar yapan Avusturyalı bir biyolojist, karizmatik bir hatip, tutkulu bir bilim adamıydı.* Biyoloji dalındaki deney ve gözlemlerine dayanarak bir sav atmıştı ortaya: "Tüm canlıların yaşadığı ortama uyum sağlama yeteneğine sahip olmakla kalmayıp, bu uyumu kendisinden sonraki kuşaklara aktarabildiğini," ileri sürüyordu. Bu teori, temelde uyduğu Darwin'in evrim teorisine, zaman içindeki uyum çabukluğu ve tek kuşakta aktarma yeteneği açısından ters düşüyordu. Dolayısıyla Paul Kamerer'le Darwin'ci bilimciler arasında, ayrıntısal olduğu ölçüde büyük bir kavga vardı.

Kamerer, teorisinin doğruluğunu kanıtlamak için çarpıcı bir deney yaptı. Dağda yaşayan kara kurbağaların yumurtalarını, suya yerleştirdi.

Bir süre sonra yumurtalardan çıkan kara kurbağa yavruları, su kurbağalarıyla aynı cinsel özelliği gösteriyorlardı. Baş parmakları üstünde siyah birer hörgüç vardı, yani organları su altında çiftleşmek üzere gelişmiş, derisi kaygan dişi kurbağalara yapışmalarını sağlayacak biçimde değişmişti.

Demek ki yaşam genetik programını değiştirebiliyordu ve kara canlıları su ortamına uymak, ya da tersi yeteneğe sahipti!

Bu deney sonrası Kamerer'in teorisi tüm dünyada yankı buldu. Bir gurup bilim adamı, giderek ünlenen biyolojistin deneyini 'objektif' açıdan incelemek istediler. Kamerer, bir şarlatan olmadığını kesin kanıtlayacak incelemeyi sevinçle kabullendi. Siyah hörgüçlü eski kara, yeni su kurbağalarını, araştırmalarını yaptığı üniversitenin büyük amfisinde, bilim adamları ve gazetecilerden oluşan kalabalık topluluğun huzuruna çıkaracaktı. Ne var ki 'objektif' incelemeden bir gün önce, Kamerer'in laboratuvarında yangın çıktı. Tüm kurbağalar kebap olmuş, tek biri sağ kalmıştı. Zavallı biyolojist ertesi gün denetçi topluluğa yangından sağ kalan tek hörgüçlü kurbağayı göstermeye razı oldu yine de. Bilim adamları, ellerine birer büyüteç alıp 'numune' kurbağaya yakından baktıklarında, kahkahayı bastılar. Yangın gazisi kurbağanın baş parmağına, deri altına zerk edilen mürekkeple bir hörgüç yapıldığı öylesine aşikârdı ki... Üniversite amfisini dolduran kalabalık, katılıyordu gülmekten.

Kamerer tüm bilimci güvenilirliğini ve çalışmalarının onaylanma şansını bir anda yitirmiş, Darwin'ciler kazanmıştı.

Amfiyi yuhalar arasında terk eden ve bilim camiası tarafından dışlanan Paul Kamerer, ağzına bir kurşun sıkarak hayatına son verdi. Ormanda bulunan cesedinin yanında bir mektup vardı. Kamerer son sözlerinde, deneylerinin gerçek olduğunu yineliyor ve 'İnsanlar arasında yaşamaktansa doğanın bağrında ölmeyi yeğliyorum' diyordu. Biyolojistin intiharı, sahtekârlığına ilişkin kanıyı iyice perçinledi ve Paul Kamerer adı, tarihe 'gelmiş geçmiş en büyük bilimsel asparagas' olarak geçti.

Ve yıllar sonra bir gün, büyük yazar ve düşünür Arthur Koestler, özgün kafasını 'bilimsel sahtekârlık' konulu bir eser yazmaya takınca, kendisine en görkemli sahtekârlık olarak Paul Kamerer'in hikâyesi anlatıldı. Oysa...

Arthur Koestler, yazacağı eserin araştırma aşamasında, Paul Kamerer'in eski asistanını buldu. Asistan, yazara Kamerer'in hayatına mal olan rezaletin baş oyuncusu olduğunu itiraf etti. Darwin'ci bilim adamlarından rüşvet almış, toplantıdan bir gün önce laboratuvar yangınını o çıkarmış, sağ kalan tek 'mutant' kurbağayı normal bir kurbağa ile değiştirerek baş parmağına o mürekkep zerk etmişti!

Paul Kamerer, haklıydı. Mutant kurbağaların baş parmağında, su altında dişi kurbağalara yapışmalarını sağlayan siyah bir hörgüç gelişmişti. Arthur Koestler, rezil edilerek intihara sürüklenen Paul Kamerer'in öyküsünü anlattığı kitabına, 'Kurbağanın Sarılışı' adını verdi.

Gerçeğin zaferi, bazen gecikir. Ama kahramanlarının yaşamına mal olsa da,

mutlaka gelir o zafer. Kimi zaman akıllı hasımlar, aptal hısımlardan daha iyi anlar zafere programlanmış insanları.

Taha Kıvanç, 'Tarihi bireylere borçluyuz' derken, çok haklı.

* Bernard Werber, 'Mutlak ve İzafi Bilgi Ansiklopedisi'