Bir sürgünün paltosu
Radikal · 25 Nisan 2004
Yıl 1969, sonbahar aylarıydı. Gazeteci Gökşin Sipahioğlu Paris’te üsleneli bir yıl olmuş, Fransa’da patlayan 68 Mayıs sıcakları, ününü Türkiye’den dünyaya taşımıştı. İleride Mösyö Sipa diye anılacak “Grand Turc”, artık uluslararası çalışıyordu. Ekim ayına doğru aldığı bir haberle heyecanlandı: Zekeriya Sertel, yakında Paris’te olacaktı. Gökşin Sipahioğlu komünist değildi, sosyalist değildi, hatta muhalif bir “ist”i bile değildi, yalnızca haberciydi, ama Sertel’e büyük saygı besliyor, yıllardır tanışmak hayalleri kuruyordu. Çünkü Türkiye’de Yeni Gazete’yi çıkarırken, bir zamanların efsane gazetesi Tan matbaasında, bir zamanlar Zekeriye Sertel ve Nazım Hikmet’in çalıştığı masada Gökşin de çalışmıştı. Zekeriya Sertel’in gazeteci kimliğine hayrandı.
İlk görüşme, Hotel Beauvoir’da gerçekleşti. Şimdi artık olmayan bu küçük Paris oteline yerleşen Sertel, on yedi yıl önce Türkiye’den, şimdi de SSCB’den kaçmıştı. Son 7 yılını Bakü’de geçirmiş ve tabii hayatını yazmaya hazırlanıyordu. Gökşin’le yaptığı röportaj sırasında verdiği en ilginç mesaj, “Komünist değilim,” sözüydü. 3 kasım 1969 günü Hürriyet’te yayımlanan söyleşide ara manşetlerden biri olan bu itiraf yüzünden, gaddar bir saldırı salvosuna hedef oldu. Sol aslını inkar etmek, davadan dönmekle suçlandı. Oysa Zekeriya Sertel, komünist partisi üyesi değildi. Sertel ailesinin gerçek sol ideolog ve inananı, Sabiha Sertel’di, Zekeriya değil. Ve sevdiği kadını yitirdikten sonra, ömrünü sürgünde geçiren hasta ve yaşlı bir adam, “Türkiye’de ölmek istiyorum,” diyordu on iki puntoluk manşetten. Gökşin’e söz verdi Sertel: Anılarını yazacak ve Hürriyet’te yayımlayacaktı. Ancak herşeyini, tüm belgelerini, hatta paltosunu bile Bakü’deki evinde bırakmıştı. Oysa Paris’te bastıran soğuklara karşı paltosuna, Rusya’nın karanlık yüzünü, rejimin yozluğunu ve her işin rüşvete bağlandığını kanıtlayabilmek için topladığı belgelere ihtiyacı vardı...
Gökşin Sipahioğlu, Sertel’le yaptığı röportajdan yalnızca iki hafta sonra, cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın SSCB gezisine katılan gazeteciler arasındaydı. Paris’ten yola çıkmadan önce, Zekeriya Sertel’den Bakü’deki evinin anahtarını aldı. Sunay’ın SSCB gezisinin Bakü durağında, Türk kafilesinden gizlice ayrılıp bir taksiye bindi ve Sertel’in verdiği adrese gitti. Epeyce heyecanlı bir yolculuktu, büyük risk alıyordu. Peşine polis takılır korkusuyla ter dökerek menzile vardı. Bir sosyal konutun üçüncü katında, dört odalı bir daireydi, iki odası başkasına kiralıydı. Gökşin, artık dostu Zekeriya Sertel’e ait iki odaya, öteki kiracının evinden geçerek girdi. Beklediği belgeleri ve paltosunu aldı. Belgelerin arasında Nazım Hikmet’in hiç yayımlanmamış fotoğrafları, yıkanmamış filmler bile vardı.
İstanbul’a dönüşte, anıları Hürriyet’te yayımlanacak ya, bütün belgeleri Erol Simavi’ye teslim etti Gökşin. O zamanlar Hürriyet’in sahibi Erol Simavi, Gökşin Sipahioğlu’nun gözü önünde, özel kasasına yerleştirdi belgeleri. Gökşin Sipahioğlu, yanına yalnızca paltoyu alarak Paris’e döndü. Zekeriya Sertel, artık üşümüyordu. Birlikte oturup, Sertel’in Türkiye’ye dönünce yazacağı anıların sinopsisini çıkardılar, sıralamasını yaptılar. Ve Zekeriya Sertel, Türkiye’ye doğru yola çıktı.
İşte o gün, Türkiye Cumhuriyeti devleti, tarihinin belki de en büyük hatasını yaptı. Zekeriya Sertel, havaalanından geri çevrildi. Gökşin Sipahioğlu, kendisini tutamayıp, bir Dış İşleri görevlisine, “MİT’in başında KGB mi var?” diye bağırdığını anımsıyor. Ancak Türkiye, 77 yaşında doğduğu topraklarda ölmeye gelen Sertel’i geri çevirmekle kalmadı. Hürriyet’te anılarını yayımlamasına da izin vermediler. Zekeriya Sertel çaresiz Paris’e döndü, bu kez sürgündeki solcuların, “Bak devlete güvendin, seni memleketine sokmadılar bile,” alaylarına maruz kaldı.
Zekeriya Sertel’in Türkiye’ye dönmesine, ancak 1977 yılında izin verildi. Milliyet gazetesinde yayımlanan “Nazım Hikmet’in son yılları” dizisinin açtığı tartışmalar yüzünden, yurdunu yeniden terketmek zorunda kaldı. Anılarını asla yazamadı ve yayımlayamadı. Gökşin Sipahioğlu’na göre: “Eğer 1969 Türkiye’sinin solcuları, Zekeriya Sertel’in SSCB anılarını okuyabilselerdi, ne Türkiye’de ezilecek sol, ne de darbelere gerek kalacaktı belki de...”
Gökşin’in en büyük arzusu, Zekeriya Sertel’in cenazesinin bir gün Türkiye’ye götürülüp gömülmesi. Çünkü dostu, “Türkiye’de ölmek istiyorum,” demişti.
Zekeriya Sertel, 1980 yılında Paris’te öldü ve mezarının yerini yalnızca kızı ile Gökşin Sipahioğlu biliyor. Ama Gökşin, en son Erol Simavi’nin kasasında gördüğü Sertel’e ait belgelerin akıbetini bilmiyor. Acaba paltosu ne oldu?
-----------------------------------------