Niyet ciddiyet ve samimiyet
Radikal · 30 Nisan 2004
Hani bazen yürüyen merdivenlerde, elinizle tuttuğunuz tırabzan şeridi, ayaklarınızı bastığınız basamaklardan daha önde gider ya; işte AB ile Türkiye ilişkileri, halen bu pozisyonda, sevgili seyirciler. Türkiye tırabzana tutunmuş, AB basamaklarını bir bir çıkıyor. Ancak basamakların hızı, tırabzan şeridiyle senkronize değil. Türkiye’nin eli önde gidiyor, ayakları arkada. Eğer böyle devam edecek olursa, önce yatay pozisyona geçecek, ardından iki seksen devrilecek.
Niye böyle oluyor derseniz, Türkiye AB’nin söylediği koşulları yerine getiriyor, AB ise Türkiye’nin “söylemediği” koşulları da doldurmasını bekliyor. İki taraf da haklı. Çünkü Türkiye’nin kağıt üzerinde Kopenhag kriterlerine uymakta gösterdiği performans AB’yi gerçekten şaşırttı. AB üyeleri de, üyelik geleneği de, kağıt üstünde bile böylesine bir hıza ne alışık, ne de hazırlıklı. Dolayısıyla Türkiye konusunda, deneye yanıla öğrendikleri tek kesinliğe, ülkemizde her an herşeyin değişebileceği, yani “istikrarsızlık” olasılığına abanıyor ve kağıt üstünde gösterilen performansın, uzun bir tatbikat sürecinden geçirilmesi inancına yapışıyorlar.
AB, 1980’li yıllarda ülkemizin bir gün tam üyesi olabileceğini hiç düşünmedi. Kapıyı ne kapattı, ne açtı, Türkiye ruhunun bile sızamayacağı sanal bir aralık bıraktı. 1990’lı yıllarda Türkiye’nin tam üyeliği fikri gündeme gelmekle birlikte, gelmez ayın son çarşambası gerçekleşeceği düşünülerek fazla telaşlanılmadı. AB açısından telaş, 2000’li yıllarda başladı. 2003 Kopenhag zirvesinde, “bir gün, gerçekten, acaba” ihtimali, ilk kez ciddi olarak çimlendi AB’li kafalarda.
Yıl 2004. Ben Fransa’yı iyi biliyorum, ama tüm AB ülkeleri çürüğün sağlama karıştığı gerekçelerle, olumlu ya da olumsuz yanlarıyla Türkiye’nin tam üyeliğini ancak ve gerçekten tartışmaya başladı.
Böyle bir tartışma, sonuçları bizim işimize gelse de gelmese de gerekiyor. Niçin gerekiyor, biliyor musunuz? Salt AB’nin Türkiye’ye yönelik gerçek tavrını ortaya çıkarmak açısından değil, Türkiye’nin de AB isteminin ciddiyet ve gerekçelerini sınamak için gerekiyor.
Dün Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın Türkiye hakkında açıkladığı görüş, hem çok önemliydi, hem de satıraralarında Ankara’nın çok iyi anlamasını dilediğim bir mesaj içeriyordu. Chirac açıkça, “Türkiye bugün AB üyesi olabilir mi diye sorarsanız, hayır, derim,” dedi. Yıl sonundaki müzakere tarihi opsiyonunu açık bıraktı, ancak AB komisyonunun raporuna bağlamakla kalmayıp, “müzakereler başlasa bile en az on yıl, hatta daha fazla sürer,” vurgulamasını yaptı. Bu demektir ki, AB bu yapılanma biçimi içerisine Türkiye’yi almaya ne hazır, ne de razı. Tam üyeliğin en az on yıllık bir süreç sonrasına atılması ise, hem Türkiye’nin değişeceğini, hem de AB’nin yeniden yapılanmasını, büyük olasılıkla da federatif bir sisteme geçiş sürecini işaret ediyor. Naçiz yazarınız, böyle bir gelişmeyi zaten uzun süredir dile getiriyor. Ancak aynı söylevinde Chirac, kulağımıza duymaya çok alıştığımız için pek fazla takılmayan sözcüklerin üstünde durdu ısrarla: Türkiye’nin yalnız demokrasi değil, “laik” demokratik sistemde istikrar kanıtlaması gerektiğini söyledi.
İşte bu kapsamda, AB opsiyonuna doğru bir inatla sarılan AKP hükümetinin, Türkiye’de kabul ettirmekte zorluk çektiği bir takım İslami istemleri geçirebilmek için AB’yi alet etmediğini, demokrasiden gerçekten Avrupalı, seküler ya da laik bir demokrasiyi anladığına inandırması gerekiyor. Oysa, örneğin İmam Hatip liselerine üniversite yolunu açacak yasa tasarısı, böyle bir samimiyetin tam tersi. Bu yasa tasarısında, meslek liseleri yönündeki AB uyum kriterleri, resmen İmam Hatiplerin “iman çıkarması”na alet ediliyor. Çünkü AB’nin hiç bir ülkesinde, bu sayıda bir “Papaz ve Vaiz” okulu yok, zaten ne de tamamına yakını “Papaz ve Vaiz” lisesi kökenli bir hükümet de yok... Hiç bir AB ülkesinde bırakın 70 bin din adamlığı adayı, o kadar din adamı bile yok.
Ankara hiç sanmasın ki Türkiye’deki “imam hatip liseleri” manevrası AB’de izlenmiyor. AB, üye ülkelerin “milli eğitim” sistemlerine karışmak hakkına sahip değil. Amma velakin... Hemen her hafta AB’nin en yetkili ağızlarıyla bir gazetecilik klübünde sohbet etmek şansına sahip naçiz yazarınız, temin ederim ki bu yetkililer, Türkiye’deki Kur’an kurslarından ve İmam Hatip liseleri bolluğunu dikkatle izlemekle kalmayıp, AKP’nin tarafsız ve ılımlı İslamlığından hiç emin değiller.
Benden söylemesi. Ötesi, AKP iktidarının, AB’yi çok derinden, “niçin” istediğine bağlı.
-----------------------------------