Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Türk işi AB’vent fasıl

Radikal · 2 Mayıs 2004

"Çal çoban çal! Ne Ertuğrul gibi oğlun öldü, ne de Sivas gibi şehrin yıkıldı..."

YILDIRIM BAYEZİT

Türkiye'de televizyon miladı öncesi aile gazinoları, gazinoların da fasıl heyetleri vardı. Ancak her gazinonun kendi 'heyeti' yoktu, aynı çalgıcılar birinden çıkıp ötekine koşarlardı. Bildiğiniz gibi çok değişti, çok ilerledi ve çağdaşlaştı Türkiye: Artık televizyon kanalları gazino programları yapıyor. Maaile gazinoya gidilmiyor, maekran gazino eve geliyor. Ekranlar çoğaldıkça gazinolar azaldı, ama fasıl heyetlerinin ne sayısı değişti, ne de işlevi. Sahnelerden platolara düz geçiş yaptılar, aynı çalgıcılar bir kanaldan çıkıp ötekine koşturuyorlar.

İşte bugünlerde bendeniz, kendimi fasıl heyeti azasına benzetiyor, ama bir kimlik krizi yaşıyorum. Çünkü hangi platoda kiminle hangi çalgıyı tıngırdatacağımı önceden kestiremediğim gibi, çıkardığım sesi de ayarlayamıyorum. Bazen bir kanun koyuyorlar önüme, bazen bir zurna veriyorlar elime. Sonra damarıma damarıma basıyorlar, kanundan zonk, zurnadan zırt sesi çıkarayım diye...

Son bir haftada dört Fransız televizyonunda Türkiye/AB konulu fasıllara katıldım. Ortadan bölünemeyeceğim için, reddettiklerim ve telefonla katıldığım radyo yayınları da cabası. Türkiye yanlısı olsun, karşıtı olsun, heyetlerdeki çalgıcılar her fasılda değişiyor, bir bendeniz cennet kuşu (yoksa cehennem zebanisi mi demeliydim?) demirbaş kalıyordum. Kimlerle çalmadım ki? Sosyalist Parti'nin eski bakanları Pierre Moskovici, AB komiseri Pascal Lamy 'sözümona' Türkiye'nin AB üyeliği yanlıları olarak çıktılar fasıllara. Oysa gerçekten Türkiye'yi koruyan ve dört dörtlük savunan tek Fransız, kadim dostumuz gazeteci yazar Alexandre Adler oldu. UDF partisi başkanı François Bayrou, bir başına 'Türkiye düşmanlığı partisi' lideri milletvekili Philippe de Villiers, iktidar partisi UMP'nin Avrupa Parlamentosu gurup başkanı Pierre Lequiller ve dinci-ırkçı yazar Alexandre Del Valle'in cehaletle karışık cerahat fışkılarına, France 2'deki programda Başbakanlık Danışmanı Ahmet Sever'le birlikte göğüs gerdik, diğerlerinde bir başıma karşı durmaya çalıştım.

Cuma günü sabahı Katolik televizyon kanalı KTO'da Polonyalı, Macar ve Çek gazetecilerle tartıştım. Aynı akşam Canal Plus'te, Türkiye'yi savunur gibi döven Sosyalist Parti'nin ağır toplarından, Avrupa sözcüsü, eski kültür ve eğitim bakanı Jack Lang ile iktidar partisi UMP'nin parlamentoyla ilişkilerden sorumlu bakanı Nicolas DupontAignant'a karşı çektim sivri dilimi. Program öncesi pek sevimli ve nazik bulduğum Dupont-Aignant'a, program sırasında, 'Tarihini öğren de gel,' ve 'cahil' demiş olmaktan kesinlikle pişman değilim.

Bütün bunları, yaban medyalarında Türkiye'yi şöyle övüyorum, böyle savunuyorum diye anlatmıyorum size. Çünkü Türkiye'yi ne öyle övüyorum, ne de böyle savunuyorum. Tek amacım var: Eğer Türkiye'nin AB

üyesi olup olamayacağı tartışılacaksa, gerçekler tartışılsın, yalanlar değil. Eğer tarihten söz edilecekse, objektif tarih konu edilsin, es geçilen, çarpıtılan değil.

Eğer Türkiye'nin eksik ve yanlışları vurgulanacaksa, giderilmeyen eksikler, düzeltilmeyen yanlışlar sıralansın, işkembeden atılmasın. Fransa'da Avrupa seçimleri öncesi öyle bir hava yaratıldı ki, sanki Türkiye yarın AB'ye giriyor. Türkiye'nin bu yıl sonunda yalnızca bir 'müzakere' tarihi istediği göz ardı ediliyor.

Dünden beri AB, 25 üyeli. Yeni alınan on üye ülkenin post-komünist olanlarına, Türkiye'den istenen Kopenhag Kriterleri'nin tamamı uygulanmadığı gibi, bu ülkelerin 'demokrat' bile oldukları söylenemez. Çünkü yarım yüzyıllık bir komünizmden sonra, on küsur yılda demokrat olunmaz. Serbest piyasa ekonomisi de on beş yılda yerleşmez, 'Maaş piş ağzıma düş' mantalitesi de değişmez. Ama AB, alıyor işte Türkiye'den elli yıl geride bu ülkeleri. Çünkü Türkiye büyük lokma. Çünkü Türkiye'de din dersleri mecburi, çünkü Türkiye'de Hıristiyan okulları büyük gözaltında,

imam-hatipler baş üstünde. Çünkü Türkiye'de zenginler çok zengin, yoksullar çok yoksul ve hani 'Çoğalın çoğalın,' demişti ya AB'yi isteyen politikacılarımız, şimdi bu nüfus AB için önümüzde engel, iyi mi?

İşte bütün bunları çalıyor, söylüyorlar hep...

Bu gece haftanın son nihavent fasılı, TV5'teki Kiosque programında, saat 18.00'deki birinci platoda. Ama bu kez, umarım dostlar arasındayım.