Çok yaşayın Refet bey!
Radikal · 28 Mayıs 2004
Kuşkusuz her insanın varoluş nedeni ve amacını sorguladığı zamanlar vardır. Benim de var. Özellikle dinci çevrelerin nefret ablukasına alındığım zamanlar. Beyni dumura uğramış kafaları öylesine korkunç ki, ister istemez durup, "Yahu ben niye mücadele ediyorum? Niye kendimi tehlikeye atıyorum, niye bana ne deyip keyfime bakmıyorum, don sutyen, çiçek böcek yazmıyorum? İllaki suya sabuna dokunmak, doğru bildiğimi savunmak zorunda hissediyorum kendimi? Bu adamlarla muhatap olmaya değer mi?" diye düşünüyorum. Çünkü o adamlar, umutsuz vaka. Kafalarının içindeki baş da sıkma. Dogmaların sarmalında boğulmuş zekâlarıyla düşünmelerini sağlamak mümkün değil! 500 bile değil, 200 kelimelik ifade dağarcıklarıyla tartışmak abes. Okuyun, siz karar verin: "Sayın Mine Kırıkkanat", diye başladığı mektubunu, "Merak etme, senin gibi nice Allahsıza şahit bu dünya. Hepisi de Allahın huzurunda. Yarın sen de 'Ben Musanın rabbına inanıyorum' diye bağıra bağıra nasıl Firavunlar ve nemrutlar geberdiyse sen de gebereceksin. Zaten yüzün o kadar çirkin ki gazetede gördüm nursuz surasız bir iğrenç surat. Yalancı nursuz Allahsız...Tek kelime ile Allah senin belanı versin," diye sürdürüyor, ama hızını alamıyor. Herhalde (umarım!) sahte bir 'Dr. Ahmet Ardıç' imzasından sonra not düşüyor: "Not: İnşallah rahat ölmez yataklarda kokuşursun. Her namazımın arkasında senin belanı okuyorum. İnşallah onulmaz dertlere dücar olursun. Utanmaz, terbiyesiz, rezil kadın."
Bunlardan bir değil, beş değil, yüz binlerce var Türkiye'de. Belki de milyonlar.
Aralarında, böyle küfürlü değil de, aba altından nazikçe sopa gösteren, 'Yüce Allah'ın gücü karşısında' boyun eğmemin hakkımda daha hayırlı olacağını hatırlatan, mektuplarını gerçek adıyla imzalayan bir de sendika başkanı var: Mustafa Başoğlu, Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Başkanı! Hastanelerimiz de Allah(çılar)a emanet sizin anlayacağınız. Eğer yukarıdaki satırları kusan da doktorsa gerçekten, halimiz yaman.
İşte böyle saldırılar karşısında düşünüyorum, yahu niye uğraşıp didiniyorum, kime laf anlatmaya çalışıyorum, diye. Oysa her gün, her yeni saldırının panzehiri, sanki gizli bir güç tarafından senkronize ediliyormuş gibi, aynı anda geliyor önüme. Mektubun başlığı, 'Cumhuriyet çocuğundan mektup var'. İmzanın ardındaki güzel yüzü tanıyorum: Sema Gürcihan. "Onun size yazmış olduğu satırları aynen gönderiyorum.
Kendisine bir-iki satır yazarsanız, çok mutlu olacak," diyor, kabalık etmişlik kuşkusuyla ekliyor: "Bu dileği benim ricam olarak mazur görün lütfen."
Ansızın burnumun direği sızlıyor, satırları görmez oluyor gözlerim. Galiba ağlıyorum. Ama zihnim açılıyor, yolum aydınlanıyor, niçin direndiğimi anlıyorum, yeniden: Ben, Refet Özsu ve onun çocukları, torunları için yazıyorum, yazacağım. Bu ülkede milyonlarca karanlık adama karşı, milyonlarca da aydınlık insan var. Refet Özsu, onların simgesi. Öyle bir simge ki, doğum tarihi tam tamına 29 Ekim 1923!
Geçen yıl TÜYAP kitap fuarında tanıdım onu.
Önümde uzayıp giden imza kuyruğundaki okurlarımın sabrı karşısında ezile büzüle, onları bekletmekten duyduğum utançla ter döker ve özür kekelerken fark ettim Refet beyi. Parkinson hastası ve yürümekte zorluk çekmesine karşın, 80 yaşını toplayıp gelmiş, güzelim ikiz kızlarının arasında, onların kollarında sırasını bekliyordu. Fırladım kalktım tabii ki, yer gösterdik, oturdu. O bana hayranlık, ben ona minnetle bakıyordum. Birkaç laf edebildik o telaşta. Doğum tarihini öğrenince, 'Cumhuriyet çocuğu' olarak sarıldım kutlu ellerine. Pırıl pırıldı gözleri. Çünkü beyni aydınlık. O güzel beyin ve eşinin yetiştirdiği ikiz kızları da onun ışığını taşıyorlardı. Hayattaki en büyük mutluluğa erişmişti: Çünkü gurur duyduğu kızları da onunla gururluydular. Ve onlar ve onlar gibi insanlar, benim gerçek okurlarım.
İkizlerden Sema'nın aracılığıyla yazdığı mektupta, "Sizin gibi cesur insanlar oldukça, torunlarımın bu ülkedeki geleceği için endişelerim biraz olsun azalıyor," diyor Refet bey. Ve, "Umarım onlar da sizin gibi ileri görüşlü, cesur insanlar olarak yetişir," diyerek ağlatıyor beni. Bela okuyanların nefretinden, Refet beylerin sevgisiyle korunuyorum, belli. Birileri beddua ediyor, Refet beyler esenlikler diliyor. Anlaşılan, esenlik dilekleri 'şimdilik' daha etkili!
Cumhuriyet çocuklarının ışığı, üfleyerek püfleyerek sönmüyor. Zaten söndürtmeyeceğiz!