Lingo lingo
Radikal · 8 Haziran 2004
PARA HERŞEY VE HİÇ BİR ŞEY.
“Eski toprak” deyimi, hangi çağdan öteye kullanılmaya başladı, bilmiyorum. Ama bugün uzun ömürlü atalarımızın genetik sağlamlığına gerekçe gösterdiğimiz, “Eh, ne de olsa...” diye başlayıp “eski toprak” diye tamamladığımız mantık; bence artık insan ömründen çok eşyanın ömrü için geçerli. İnsan ömrü, kendi eliyle zehirlediği toprağa, kirlettiği suya ve tehdit haline getirdiği güneş ışınlarına rağmen uzadı. Ama eşyada, teknolojinin yarattığı harikalar, “eski toprak”ların ne sağlamlığına erişebildi, ne de kalıcılığına.
Paris’te iki opera binası var. Biri Bastille Operası. Daha yirmi yıl olmadı yapılalı, şatafatlı dış cephesini kaplayan granit plakalar tek tek düşüyor, milletin kafası yarılmasın diye ağ gerdiler önüne. İçerisi de dökülüyor: Opera çalışanları illallah demiş durumda ellerinde kalan kapı tokmakları, elektrik prizleri, vb. yüzünden. Oysa bu bina, cumhurbaşkanı Mitterrand çağının “ölümsüz müziğe” adadığı bir anıttı. Astronomik maliyetine karşın, “yeni toprak” malzemesi sağlam çıkmadı. Mitterrand öldü, operası da onu izleyecek gibi görünüyor.
Ve Paris’te opera deyince, hala ve hep öyle kalacak galiba, 19.Yüzyılın “en anıtsal” projesinin mimarı Charles Garnier’in soyadını taşıyan opera binası geliyor akla. Opera Garnier’nin inşası, 1862 yılında başlayıp 1875 yılında bitebildi ancak. Gerek iç, gerekse dış mimarisiyle bir şaheser olan Garnier Operasına ilişkin edebi eser bolluğu, binanın güzelliği kadar gizeminden kaynaklanır. Kaynak sözünü doğru çıkarırcasına, bir yeraltı nehrinin üzerine kurulan operanın temelleri su içine atılmış olup, dehlizlerinden biri nehre açılan merdivenlerle biter ve tarihe meraklı devlet konukları bazen kayıkla bu nehrin sırlı sularında gezdirilir.
Opera Garnier’in 1970’lerdeki restorasyonu sırasında, çağdaş mimari uzmanları, ne zararını gördülerse binanın temelindeki nehri kurutmaya kalktılar. Az kaldı sağlamlayalım derken yıkıyorlardı koca operayı! Nehir kurutulunca, binanın duvarları çatlamaya başlamaz mı? Ayrıntısına aklım ermiyor ama, meğer Charles Garnier’in projesinde temellerin o suda yaşayacağı öngörülmüş, o nehir mimari hesapların bir parçasıymış, olmazsa ayakta kalamazmış güzelim opera! Neyse ki çağdaş mimarlar ve mühendisler “halt” ettiklerini zamanında anladılar, nehre yeniden su bastılar, “susuzluktan” çatlayan duvarları onardılar, şimdi ikide bir temelleri kaplayan su düzeyini denetliyor, eksildiği zaman hemen dolduruyorlar!
Aynı restorasyon sırasında, Rus asıllı Fransız ressam Marc Chagall operaya yeni freskler kazandırdı. Binada çalıştığı uzun aylar boyunca, opera meydanında sırtından çıkarmadığı işçi tulumuyla ünlendi. Öğle molalarında üstü başı boyalı tulumuyla yakındaki kahvelerde bir şeyler atıştırıyor, sonra dönüp yeniden çalışıyordu. Bir gün, yine boyalı tulumuyla tezgaha dayanmış kahvesini yudumlarken, bir inşaatta boyacı olarak çalışan üç Portekiz’li işçi girdi içeri. Birer kahve de onlar söylediler. Aralarında yarenlik ederken bir ara, Chagall’e dönüp, “mesleki” bir merakla: “Sen nerede boyacılık yapıyorsun, arkadaş?” diye sordular. Ünlü ressam hiç bozmadı. “Ben boyacı değilim,” demedi. Çünkü gereksiz ve uzun bir açıklamaya girişmesi gerekirdi: Fransızcada ressam da, boyacı da aynı kelimeyle, “peintre” diye anılır.
Alçakgönüllü Chagall, “Operada...” diye yanıtladı, kendisini meslektaş sanan boyacıları. “Günlük ücretin iyi mi? Devlet doğru düzgün ödeme yapıyor mu bari?” diye sordu bu kez, Portekiz’li işçiler. İşte o zaman ne diyeceğini bilemedi Marc Chagall. Herhalde bir ücret alacaktı, ama o, Opera Garnier’i freskleriyle süslemek zevki ve onurunun para karşılığını hiç düşünmemişti. “Eh, fena değil,” diye idare etti. İşlerin kesatlığından, ücretlerin düşüklüğünden yakınan boyacılara anlayışlı anlayışlı baş sallayıp, kendini dışarı attı. Ve Chagall’in bu tatlı anısı, Opera Garnier’e yaptığı fresklerle birlikte anlatılır oldu o gün, bugündür.
“Eski toprak”la “yeni toprak” arasındaki farkı yaratan, belki de para. İnsanlık, kalıcı eserler ve eşyalar yerine, tüketime yönelik dayanıksızlarını üretmeye para için başladı. Para için doğayı talan etti, kurtarılması için yine para gerekiyor. Oysa para herşey olunca, harcanacağı bir dünya da kalmıyor.