Düşe kalka demokrasi
Radikal · 11 Haziran 2004
Mine G. Kırıkkanat
11/06/2004 (1687 defa okundu)
Türkiye'de 'normal şeyler' de oluyor! Ancak normalleşme o kadar zaman alıyor ki, gerçekleşince normal değil olağandışı, olağanüstü sayılıyor. Başka bir deyişle evrensel 'asgari'ler, olup çıkıyor bizde toplumsal
'azami'ler...
Örneğin TBMM'de Kürtçe yemin ettiğinden beri 10 yıl hapis yatan Leyla Zana, (nihayet) serbest bırakıldığında çok seviniyoruz. Çoktan olması gereken epeyce gecikmeyle olunca, olağanüstü iyi, olağandışı güzel buluyoruz. Ama zaten, Leyla Zana ve kaderdaşlarının da TBMM kürsüsüne Kürtçe BİR yemin etmek için değil, MİLYONLARCA Kürt'ün hakkını savunmak ve sorunlarını çözmek için çıktıklarını anlamaları ve: 'Türklerin ve
Kürtlerin ortak coğrafyası bu ülkeden' normal söz edebilmeleri için 10 yıl gerekiyor!
10 yıl önce, Leyla Zana ve meslektaşlarıyla aynı kafa çizgisindeki
İspanyol Bask ayrılıkçısı Herri Batasuna partisinden üç temsilcinin, hemen aynı tarihte, seçildikleri ulusal parlamento kürsüsünden İspanyolca değil Baskça yemin ettikleri için yalnızca milletvekillikleri düşüyor.
Oysa Leyla Zana ve DEP'liler, o kadar uzun zamandır hapiste yatıyorlar ki, bizler (en azından ben) kendilerine yöneltilen suçlardan hangisi için hapis yattıklarını unutuyor, salt yemin faslını anımsıyoruz. Ama zaten Leyla Zana ve DEP milletvekilleri de, 10 yıl önce düşünmeleri ve konuşmaları gerektiği gibi düşünüp konuşmayı, 10 yılda öğreniyorlar!
Bu arada, yaptıkları bir yanlışa karşı uğradıkları haksızlık ve işledikleri
suça karşı çektikleri orantısız cezanın yol açtığı adaletsizlik, Türkiye'ye karşı yalnız Kürtçe bir yemin değil, 10 yıl süreyle
72 dilden muhalif bir yayına mal oluyor. Leyla Zana ve arkadaşlarının da 10 yıllık yaşamına...
Ve bu 10 yılda Kürtlere demokratik kimlik ve kültürel haklarını tanımamakta direnen, bu direncin beslediği bir savaşta on binlerce şehit, yüz binlerce vücut ve kafa gazisi veren Türkiye, 10 yıl önce maliyeti çok daha düşük olacak bir kararı, nihayet alıyor. Olması gereken demokratik yapıya, 10 yıl gecikmeyle kavuşuyor. Ve tabii ki AB'nin zoruyla. Öyle kendiliğinden falan değil.
Ama bu sırada Türkiye'de, tıpkı 10 yıl önceki gibi günde iki kez elektrikler kesiliyor. Tıpkı 10 yıl önceki gibi, hastaneler duruyor, sağlık ocaklarındaki aşılar bozuluyor. Çocuklara bozuk aşılar yapılıyor, 10 yıl önceki gibi. Acaba TÜPRAŞ özelleştirilemediği için midir, yoksa 'kesintisiz elektrik hakkı' Kopenhag Kriterleri arasında sayılmadığı için mi?
Ama bu sırada yeryüzünün kuş uçmaz kervan geçmez bir ucundaki Savannah'ta da G-8 zirvesi yapılıyor. Dünyanın tepesindeki G Sekiz, eteklerindeki Ğ Altızı da toplantıya çağırıyor. Sert gelişmiş sekiz lidere uçaktan inişlerinde kırmızı halılar serilir, marşlar çalınırken; yumuşak gelişmiş altızlar betonda yürütülüp bandosuz mızıkasız karşılanıyorlar. Ne tesadüf,
Ğ altızların tamamı, MÜSLÜMAN ülke liderleri. Ne tesadüf, G sekizlerin ikisi putperest, diğerleri Hıristiyan... Ne tuhaftır ki zirvenin Ğ-6 konuğu arasında yer alan Türk Başbakan, kaderdaşları beşlinin gölgesine bile sahip olamadığı 'laik demokrasi' (yemek) tarifi vermek için çağrılıyor, G-8 toplantısına, yan kapıdan. Kaderin cilvesine bakınız ki, Türk Başbakan'ın yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, daha iki hafta önce, Türkiye'nin Irak'a dair hazırladığı metinde CHP'nin 'Irak'ta laik demokrasi' önerisinin yer almasına 'Irak anayasasında laiklik yer almıyor' gerekçesiyle karşı çıkmış; 'Ama laiklik olmadan demokrasi olabileceğine inanıyor musunuz?' sorusuna, 'Olur, inanıyorum' yanıtını vermiş bulunuyor.
Nah olur.
Ama laiklik olmadan demokrasi olamayacağının anlaşılması için, Türkiye'nin buna da bir 10 YIL harcaması gerekiyor işte.
Düşe kalka, çarpa dura, seke tökezleye, vura vurula öğrenmeye ne diyorlardı? Kültürsüzlük mü dediniz? Yetersizlik mi, köylülük mü, hamlık mı, ne?