Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Rüküş demokrasi

Radikal · 30 Haziran 2004

Mine G. Kırıkkanat

30/06/2004 (2224 defa okundu)

Duruşu dik, kalıbı yerinde, gözlerinin içi gülen bir adam duruyor karşımda. "Almanlar, 15 yaşımda olduğuma inanmamışlardı, kemiklerimi ölçmüşlerdi, şimdi siz de daha yaşlı sanırsınız beni, ama yalnızca 30'umdayım..." diyor. Gerçekten de 40 gösteriyor. Artvin'de doğmuş, ama öylesine güzel balık pişiriyor, meze hazırlıyor ki, sanırsınız deniz çocuğu. NATO ablukasını yarıp İstanbul dışına kaçanlardanız. Daniel'in yeme içme merakı yüzünden, her şey ve herkesten önce baş aşçılarla haşır neşir oluyoruz tabii. Konuştuğumuz genç aşçı da Fransa'dan geldiğimizi öğrenince, Fransa'ya yasal yollardan nasıl 'kaçılır' sorusuyla karşımıza çıktı. 15 yaşından beri yurtdışına kaçmaya çalışmakla geçmiş ömrü. Birincisinde Almanya'ya kapağı atmayı başarmış, ancak sınır dışı edilmiş. Diğer denemelerinde bindiği tüm kaçak işçi gemileri yakalanmış Avrupa sularına açılmadan. Kendisine dilim döndüğünce, girmeyi başarsa bile sınır dışı edileceğini anlatıyorum her yerden. "Yok abla," diyor, "ilk yakalandığımda yaşım küçüktü, kıvıramadım. Biz Kürdüz, iltica isteriz hemen, onu öldürdüm, bunu vurdum deriz, mahkemeye gönderirler. O mahkeme uzar gider, kalırız..." Yöntem klasik, söylem bildik, ama ben hâlâ alışamadım, artık kızmasam da hüzünleniyorum. Duygularımı göstermemeye çalışarak, "Yuttursan bile sürünürsün, sürünmek için mi kaçmak istiyorsun?" diye soruyorum. Yanıt, yanımızda sessizce duran bir garsondan geliyor: "Orada sürünmek burada sürünmekten daha iyidir, abla!" Nokta. Perde.

Türkiye'nin yarım yüzyıldır kalitesi değil sayısı, niteliği değil niceliği artan nüfusu, bumerang olup patlıyor suratında. Avrupa'nın en genç nüfusu, işsiz! İşi olana da kazancı yetmiyor. Ve kendisine daha iyi bir hayat kurabilmek için, anında satıyor doğduğu toprakları. Niye satmasın? Ne vermiş ki bu vatan ona? Toprak dağıtmış, eğitim vermiş, hakkını korumuş da almamış mı? Türkiye'nin kendilerine benzeyen çobanları, onlara eğitim, iş ve aş vermek zorlarına gittiğinden yapmayı en iyi bildikleri 'işe' koşup 'Çoğalın!' demişler. Onlar da üreyip çoğalmış. Üreyip çoğalanlar, daha da 'çoğalın' diyeni seçmişler sonra. Şimdi manzara: Herhangi bir AB adayının avantajı olacak genç nüfus, Türkiye'nin AB önündeki engeli. Çünkü açlardan oluşan bir göç ordusu oluşturuyor. Gözü karalığı, cehaleti ve kalitesizliğiyle korkutuyor. Ve AB'ye kapağı atabilenler, tüm açlar gibi Türkiye'nin yaralarını deşerek karın doyurmaya çalışıyorlar.

Oysa AB, bir hayır kurumu değil. Parasız yatılı okul da değil. Ya para ya da kültür sahibi olanların kulübü. Türkiye'nin parası yok, dileniyor. Peki kültür olarak neyi var verecek? İslamiyeti mi? Geçmişteki gerçekten parlak İslami kültüre karşı savaşan Avrupa'nın, günümüzde barışçısı erkeği ve kadınıyla rüküşlüğü, savaşçısı da cellatlığı simgeleyen İslami kültüre sahip olmak için yanıp tutuştuğuna emin değilim. Yalnızca barışçı görünümünden söz etmek gerekirse, Laura Bush'u ağırlayan Emine Erdoğan'ın yakasına taktığı kafa kadar beyaz güle, bacaklarından uzun topuklarını üst üste atıp masanın üstünde sergilediği cep telefonuna bakılırsa, düpedüz kültür zaten yok, estetik bir kültürden bile söz edilemez! Diyelim ki zevksiz giyim, bir kültür kriteri değildir. Ama Müslüman Başbakanımızın, laik Cumhurbaşkanı'nı protesto etmek için smokinli davete takım elbiseyle katıldığına bakılırsa, siyasi kriter sayılıyor!

Kültürel ya da siyasi, zirvedeki Müslümanlarımızın demokratik rüküşlüğü karşısında Laura Bush'a da yutkunup, Atatürk fotoğrafı önünde 'Ne şık adammış!' diye hayıflanmak kalıyor.

Gerçekte Başbakan'ın smokinli yemeğe takım elbiseyle katılması ya da eşinin rüküşlüğü, Türkiye'nin AB'ye girişine engel değildir. Ama ne paramız, ne zevkimiz olmadığına göre, hangi kültürü pazarlayacağız Avrupa'ya? Kendi kafasını açamayan kadınlarla, kadınlarla göz göze konuşamayan kültürün erkekleri, Avrupalılarla hangi resim, hangi heykellere birlikte bakabilip, hangi yazın, hangi felsefe ekolleri hakkında 'özgürce' tartışabilecekler?

Haydi giyinmeyi bilmiyorlar, peki ama NE biliyorlar?