Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Alamet ve keramet

Radikal · 14 Temmuz 2004

Mine G. Kırıkkanat

14/07/2004 (1954 defa okundu)

Söz Irak'tan dönüp ABD'ye bulaştı ve dostlar arası sohbet, 11 Eylül'de olanları ilk nerede ve nasıl öğrendiğimize dayandı.

Tarihi haber, en tuhaf versiyonuyla bir Yunanlı arkadaşımıza ulaşmıştı. Paris'te doktora öğrencisi Sofya, sokakta yürürken cep telefonu çalmış ve Atina'dan arayan bir arkadaşı kendisine 'Dünyaya UFO saldırısının başladığını' müjdelemişti! Tabii ki inanmamıştı Sofya. Ama arkadaşının içten ısrarı karşısında, ne olur ne olmaz televizyonu olan bir kahvede durmuş, bardaklarını kurularken at yarışlarını seyreden patrona, 'UFO saldırısı falan...' diye sorunca adamın yüzünün aldığı hal ve

kahveye çöken sessizlikten, en azından Paris'in UFO'ların hedefi olmadığını kavramıştı.

UFO'nun anlamını bilmeyen varsa, en gerçekçi tanım olarak Kubilay Tunçer'in açılımını önerebilirim: Uzaylı Filan Olabilir... Bence Kubilay; neyin nesidir, kimin objesidir kimse tarafından bilinmemesine, binilmemesine, uçulmamasına, zaten hiç aslı değil, hep hayali görülmesine karşın 'mutlak oldukları' varsayılan bu uçan nesneler efsanesini, 'filan' lafıyla izafiyet teorisine mal etmiş, 'olabilir' ihtimaliyle de stratejik mantığa kazandırmıştır.

İnsanoğlu, tuhaf bir hayvan. Diğer hayvanların tüm ilgisi, yaşadıkları doğal çevreye odaklıyken, en akıllı memeli insan, çevresine ilgisiz kalmakla yetinmiyor, yaşadığı ortamın verdiği tehlike işaretlerini, kendi felaketinin hazırlandığını bile fark etmiyor. Var olan alamete bakacağına, varsaydığı kerameti bekliyor.

11 Eylül'ü UFO'ların marifeti sananlar gibi, Türkiye'de de felaketi uzaydan bekleyen, yok göktaşıydı, yok bilmem ne gezegeniydi, çarpacak da dünyanın feleği şaşacak türünden komplo teorilerine inanan pek çok 'akıllı' var. Bir ihtimal payı bırakıyor ve tümü deli filan olabilir, demiyorum. Ama şaşırdığım, tepeden inme komplo bekleyenlerin, kendi bastıkları tabanda hazırlanan asıl komplo, ivedi tehlikeyi sezmemeleri ya da görmezden gelmeleri. Oysa işaretleri toplayıp baktığınız zaman ortaya çıkan tablo, hiç de hayra alamet değil.

Dışişleri Bakanlığı'nın hukuk müşavirliği sınavının ardından aday olanlara, psikolojik test olarak: 'Peygamberin gökyüzüne çıktığına inanır mısınız?', 'Haftada kaç kez Kuran okursunuz?' türünden 'ahret' soruları yönelitiliyor ve bu soruların AKP iktidarının bakanlığı tarafından değil, ABD'nin Minnesota eyaletinde geliştirilen bir test gereği olduğu ileri sürülüyor. İyi güzel de, kimsenin aklına gelmiyor mu ki, Türkiye'de Türk Dışişleri Bakanlığı niye ABD'de geliştirilen bir testle Türk hukuk müşavirlerini sınamaktadır bir; ikincisi, eğer

ABD bu testi uyguluyorsa, bu sorularla dincileri fişlemeyi, belki de istihdam etmemeyi amaçlıyordur. Oysa Türkiye'de, kuşkusuz tam tersi...

Tam tersi olmalı ki, Türkiye'deki objektif bilimin en önde gelen kurumlarından TÜBİTAK'ı ele geçirmeye çalışıyor hükümet. Tam tersi olmalı ki, laik devletin okullarında artık Darwin teorisinden konuşmak bile yasak, çağdaş ve demokratik bir ülke çocuklarını eğittiğini sanan öğretmen Zeliha Avcı, Cumhuriyet'in başkenti Ankara'daki okulunda Darwin'den söz ettiği için açığa alındı Dini, pardon Milli Eğitim Bakanlığı tarafından. Tam tersi olduğu öylesine kesin ki, sayın Başbakan, salt türban için Anayasa değiştirmeye kalkıyor, sokağı imam-hatipler için 'dikilmeye' çağırıyor. Tabii bu arada, laik olmayan Müslüman ülkelerin devletli hanımları bile ülkelerini açık başlarıyla temsil ederken, laik Türkiye'nin först mörst leydileri İranlı kadınlardan daha sıkma başlarla salınıyorlar uluslararası platformlarda. Melih Aşık'ın dediği gibi, bu olaylar bir bütünün parçaları. Bilimsel, akılcı ve kadın erkek eşitliğine dayalı çağdaş düşünceyi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir büyük komplodur izlediği siyaset, AKP iktidarının. Hal böyle olunca, orman genel müdürlüklerine dağıtılan resmi yazılar da, 'Rahmetullahi aleyhim ecmain', diye başlıyor elbette.

Ama benim asıl şaşırdığım, TSK'ya güvenip yan gelip yatanlar. Bunlar düşünmüyorlar ki, 450 bin askerin hanımı tesettüre girince, 50 bin subay da 450 bine emredemeyebilir... Unutuyorlar ki bir gün, TSK'nın başına Doğan Güreş gibi biri de gelebilir... Daha şimdiden, son yıllarda eğitimde en çetin laiklik mücadelesi vermiş bir sendikaya, Eğit-Sen'e, Genelkurmay'ın emriyle kapatma davası, üstelik gündemden kalkmış yerel dil konusunda açılmış olması, hiç de hayra alamet değildir. Hiç.

Kimileri tepeden UFO beklerken, ufak ufak altımız oyuluyor, sayın seyirciler!