Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Coğrafya da ileri,tarihte geri

Radikal · 1 Ağustos 2004

Görsel tarih, fotoğrafın olmadığı çağlarda aynalar tarafından yazılırdı. Sık sık, "Ayna ayna söyle bana..." diye sorgulanan sırlı cam, gözün görüp inanmadığı gerçeği yüzüne vuruverirdi kötü kraliçelerin. Oysa günümüzde, fotoğraf kareleri, sinema ve televizyon ekranlarının yarattığı dolaylı görsellik alanı, yalnız görüp de inanmadığımızı gözümüze sokmuyor. Doğrudan görmediğimiz gerçeklere de inandırıyor. Bir fotoğraf, eğer doğru okunursa, bir tarih yazıyor bazen...

Örneğin bence, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İran gezisi görüntüleri, hemen hepimizin aslında bildiği, ancak formüle edemediği bir gerçeğin flaşını patlattı aklımızda. Takım elbise ve kravatlı T.C. Başbakanı sarıklı cüppeli İran Cumhurbaşkanı'nın elini sıkarken ve türbanlı hanımı, kara çarşaflı İranlı hanımlarla yarenlik ederken kafamıza dank etti ki, Türkiye İran'dan ileri bir ülkedir. Oysa benzeri görüntüleri, yalnızca bir hafta önce Fransa'daki gezisinde izlemiştik: Takım elbise ve kravatlı Başbakan Erdoğan, takım elbise ve kravatlı Cumhurbaşkanı Chirac'ın

elini sıkarken, Türkiye Fransa'dan ne ileri, ne de geri görünüyordu. Ama Fransa'daki geziye Emine hanım türbanlı olduğu için katılamamıştı. Çünkü kara çarşaflı İranlı muktedir helallerinin yanında ilerici duran Emine hanımın türbanlı tesettürü, eşleri açık başlı Fransız devletlileri tarafından 'gerici' sayılıyordu.

Demek ki Türkiye, İran'a göre ileri, Fransa'ya göre geri bir ülke. Ve bu sonuca varmak için ekonomik, kültürel ya da sosyal verileri konuşturmak bile gerekmiyor. Bir hafta arayla Doğu'ya ve Batı'ya yapılan iki resmi gezinin fotoğraflarına bakmak yetiyor. Hatta gözlerimizi kapasak bile biliyoruz ki, aslında Türkiye yalnız İran'dan değil, tüm Doğu komşularından ileri; yalnız Fransa'dan değil, başta Yunanistan ve aralarına katılmak istediği AB, tüm Batı ülkelerinden geri. Kılık kıyafetin ilericilik gericilik işareti olmadığını ileri süren, sözümona 'modern' dinci entellerin alnını karışlar ve kendilerine sorarım: Öyleyse niye erkekleriniz şalvar potur ve sarıkla dolaşmıyor, niye kadınlarınız burka yerine türbanı tercih ediyor?

Sarıklı cüppeli İran Cumhurbaşkanı Hatemi de benimle aynı fikirde ki, takım elbise ve kravatlı Erdoğan'la el sıkışırken: "Keşke bu fotoğrafı seçimlerden önce çektirseydik. Bizim oyumuz artardı. Ama sizin seçimlerden önce çektirseydik, sizin için iyi olmazdı," deyivermiş. Çünkü zavallı Hatemi'nin tepesinde zangoç gibi bir Rafsancani ve devrim muhafızlarının

palası olmasa, İranlı kadınlar kara çarşafları atmak bir yana başörtüsü bile bağlamaz, kendisi de kravat bile takardı! Zaten ikincil derecedeki İranlı devlet erki, en azından erkek milleti, şimdiden çekmiş lacileri, Batı'ya görsel direnişte bir uygarlık yuları kalmış boyunlarına geçirmedikleri. Yakında onu da takarlar, yeter ki kadınlar açılıp saçılmasın! Çünkü kadınlar açılıp saçılınca, yenilgilerini tümüyle kabul etmiş olacaklar şeytana, yani Batı uygarlığına karşı. Çağdaşlığın Batılı tanımına boyun eğmiş sayılacaklar. Eninde sonunda da eğilecek o boyun zaten. Başka yolu yok, çünkü İran'ın kendi kendisini içine hapsettiği şeriat zırhı, bilim ve teknolojinin korozyonuyla her geçen

gün biraz daha eriyor, aklın hükmüyle deliniyor.

İran gibi bir uygarlık beşiği, bir büyük devlet daha ne kadar sırtını dönebilir ilericiliğin olmazsa olmaz koşulu, dinden bağımsız fikir ve eylem özgürlüğüne? Bakın tarih tekerrür etti, bizim AKP hükümetinin İran çıkarması, tıpkı İran'a yapılan tüm Osmanlı seferleri gibi bitti, Türk heyeti eli boş döndü Tahran'dan. Kanuni'nin bile zorla alamadığı İran'ı, bizim hükümetin güzellikle yola getirmesi düşünülebilir miydi? Ne PKK havasından, ne doğalgaz faturasından zırnık koklatmadılar! Böyledir İran. İster konuşarak, ister vuruşarak, işine gelmeyen hiçbir yola sokulamaz. Ta ki kendi halkı, yeni yörüngesini belirlemek için ayaklanana kadar!

Dünyada ve Türkiye'de İslami şeriatçılık, İran'la başladı, İran'la bitecek. Bizler coğrafyada ileriyiz, onlar tarihte çünkü.