Çelişen yanılgılar
Radikal · 6 Ağustos 2004
Mine G. Kırıkkanat
06/08/2004 (2482 defa okundu)
ABD'nin Irak'ı işgale hazırlandığı günlerde, dünya kamuoyunun yanı sıra Türkiye'de de halkın ezici çoğunluğu böyle bir girişime karşıydı. Ne tuhaftır ki kamuoyunun Irak saldırısına daha az oranlarda karşı çıkan ülkelerde tek tük aydın açıkça ABD'nin yanında yer almayı desteklerken, halkın yüzde 95'inin muhalif olduğu Türkiye'de daha çok sayıda 'Irak'a ABD'yle birlikte girelim,' diyen vardı. Özellikle basında. Medya adeta ikiye bölündü, aynı yayın organında, hatta aynı sayfalarda kimimiz Irak'ı Amerikalılarla birlikte işgal etmenin 'milli' yararlarını, kimimiz böyle bir işbirliğinin 'milli' zararlarını sayar bulduk kendimizi. Tartışma, demokratik ifade özgürlüğünün bir 'tezahürü' olarak sağlıklıydı. Hepimiz Türkiye'nin iyiliğini düşünüyorduk, zaman ya birilerini, ya ötekileri haklı çıkaracaktı.
Gerçekten de geçti zaman, döndü devran. Artık hep birlikte görüyoruz ki, ABD'nin Irak işgali tam bir fiyaskodur, işler benim de aralarında bulunduğum 'işbirliği karşıtları'nın hem de tıpatıp öngördükleri gibi sarpa sarmış ve TSK iyi ki Amerikan ordusunun yanında yer almamıştır Irak'ta. Yoksa bugünlerde vahşice öldürülen kamyon sürücülerine ağlayan Türkiye, Amerikalılarla birlikte ya da Amerikalıların yerine ölen, katledilen yüzlerce askerine DE gözyaşı döküyor olacaktı.
Karşı görüşte olanların, 'Türk askeri Amerikalılara el verseydi, Irak böyle olmazdı..' savunmasına prim vermek mümkün değil. Düzenli orduların muğlak terör örgütlerine karşı savaşımda, kazansalar bile çok kurban verdiklerini eğer PKK'yı 10 yıllık bir çatışmada tam da bitiremeden dize getirebilmek için 30 bin ölü veren Türkiye'de öğrenmemiş olmak, ders yetersizliğinden değil, algı yeteneksizliğindendir, bence.
Yine bence bu görüştekiler, dışarı vurmasalar da içlerinden itiraf ediyorlardır kendilerine, yanıldıklarını. Daha doğrusu, itiraf ettiklerini umarım. Çünkü yanlışını anlamayan insan, daha çok yeni yanlışlar yapmaya adaydır.
Ne tuhaftır ki ABD'nin Irak işgaline ve Türkiye'nin bu işgale ortak olmasına karşı çıkanlar, toplumsal 'agora'da zıt ya da çok farklı düşüncelerin sahipleriydi. Aramızda dinciler vardı, laikler vardı, sağcılar, solcular vardı. Oysa ABD'nin yanında yer almak görüşünü savunanlar, nedense tek tip tornadan çıkmış gibiydiler: Hemen hepsinin skolastik, turistik ya da estetik bir ABD bağlantısı vardı, hepsi AKP'ye bir şans tanınmasını, hepsi demokrasiyi, halkın tercihini ve tesettürün üniversitelerde serbest bırakılmasını savunanlar ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in hukuksal titizliğini 'aşırı' bulanlardı.
Hiçbirinin iyi niyetinden kuşku duymadım, hepsinin demokratlığına yürekten inanıyorum. Zaten bu yazıyı da, demokrat olduğunu pek çok kez kanıtlamış, ta Cumhuriyet gazetesinden beri tanıdığım Genel Yayın Yönetmenimiz İsmet Berkan'ın ifade özgürlüğüne verdiği değere güvenerek yazıyorum.
İsmet Berkan, birkaç gündür Cumhurbaşkanı Sezer'in Kamu Yönetimi Temel Kanunu'nu veto gerekçelerini irdeliyor ve tavrına değgin kaygılarını 'değişime ve demokrasiye direnme, halka ve siyasetçiye güvenmeme, farklı olandan ürkme,' olarak dile getiriyor. Hatta dünkü yazısının bir yerinde, "Eğer demokrasinin insanlığın bugüne kadar geliştirdiği en iyi yönetim biçimi olduğunu düşünüyorsanız, halka zaten güveniyorsunuzdur," diyor.
Berkan eleştirilerinde haklı da olabilir, haksız da. Sorun benim ilgi alanıma girmiyor. Ancak garipsediğim bir yan var, ileri sürdüğü savlarda:
Eğer konu demokrasi ve halka güvense, İsmet Berkan'ın da aralarında yer aldığı ve 'Irak'ta ABD ile birlikte hareket etmeyi' savunanlar, Türk halkının AKP'ye verdiği oy oranından çok daha yüksek, yüzde 95 oranında karşı çıktığı böyle bir işbirliğini nasıl ve hangi demokrasi adına savunabildiler? Yok halkın karşı çıktığı bir yaptırım savunulduğunda da demokrat olunabiliyorsa, Sezer niçin onlar kadar güvenmesin demokrasiye? Üstelik 'demo', yani halkın ezici çoğunluğunun Sezer'e beslediği saygı ve güveni düşünürsek, halka gerçekten güvenmek Sezer'i onaylamak gerektiği anlamına gelmez mi?
Irak'ta ABD ile işbirliği konusunda yanılanlar, Kamu Yönetimi Temel Kanunu konusunda yanılıyorlar olamaz mı?