Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Basında aşık: Melih Aşık

Radikal · 8 Ağustos 2004

Mine G. Kırıkkanat

08/08/2004 (913 defa okundu)

Her insanın hayatında sevdiği ama saymadığı insanlar vardır, saydığı ama sevmedikleri vardır, zaman zaman güvendikleri de olabilir. Sevip saymakla yetinmeyip güvenilen kişiye ise, dost denir, gerçek dost. Melih Aşık, işte böyle bir dost benim için. Hayatın özel ve tüzel anlamında, elimi taşın altına koyup, 'Adamdır!' diyebileceğim ve sayısı bir elimin beş parmağını geçmeyen adamlardan ve yolumu aydınlatan, yönümü gösteren ışıklardan biridir.

Aslında Melih Aşık'ın soyadı, 'a' uzatılmadan söylenmeliydi. Aşık oynamak, aşık atmak, Melih'in gülücükler dağıtan ciddi gazeteciliğine, en sıkıcı konuları bile nüktedanlıkla çekici hale getiren yazı üslubuna çok yakışıyor. Ama o, her şeyden önce Türk basınında çatıyı taşıyan 'aşık'. Eğer Türkiye'de gazetecilik mesleğinin çatısı hâlâ ayakta ve aramızda hâlâ kaymayan 'kiremit' kaldıysa, mertekleri yerinde tutan onun gibi birkaç aşığa borçluyuz, bu başarıyı.

Kendisi farkında değil, çünkü alçakgönüllüdür, ama Melih Aşık eğer Türkiye'de değil de İsveç ya da Fransa'da gazeteci olsaydı, Milliyet'teki penceresi bir İsveç ya da Fransız gazetesinde açılır, aynı ilgi ve beğeniyle izlenirdi. Çünkü gerek birikimi, gerekse ölçüsü evrensel ve Melih Aşık'ın yorumları, fıkraları, hatta köşesinde Türkiye'ye kazandırdığı karikatürist Ercan Akyol, haberci Fahrettin Fidan, Haldun Ertem, Arif Ayhan, Akif Kökçe gibi değerlerin Türkiye manzaraları değil de, başka bir ülkenin seyrine odaklansalar, o ülkede de aynı kabulü görebilecek çaptalar.

Bir okurun 'Açık Üniversite' adını taktığı ve Melih Aşık'ın 18 yıldan beri Milliyet'te yayımlanan 'Açık Penceresi', Türk basınında benzeri olmayan bir ekol. Okul da diyebilirsiniz, çünkü başta ben pek çok gazeteci, Açık Pencere'den okulda öğrenmediklerimizi öğrendik; sözü geçirilip özü geçilen kavramları, uygulamada gördük.

Örneğin, 'pratikte basın etiği' derslerini Açık Pencere'den aldık. Genç meslektaşlara tavsiye ederim zaten, Melih Aşık'ın kursları sürüyor ve katılım parasız.

Örneğin, kokulu cerahat toplamış konuları, üstüne devletlülerin karaciğerini bozabilecek ağır antibiyotiklerle gitmek yerine, mizah tozu ekerek basmayı Açık Pencere 'konsept'iyle öğrendik. Ve Açık Pencere konsepti, Türk basınında başarılı ya da başarısız taklitler yavrulayan bir ekol haline böyle geldi.

Melih Aşık, benim gibi çömezleri için 'okul gemisi', tutkulu okurları içinse gerçek bir halk kürsüsü olan Milliyet'teki köşesinde, bir 'profiler' mesleği icra ediyor. Küçücük ipuçlarından yola çıkarak, Türkiye'nin canına malına kastedenlerin kimyasını çözüyor, profillerini çiziyor, cürüm nedenlerini sıralıyor. Bütününü okuduğunuzda, karşınıza bir ülkenin siyasal tarihi ve 'milli' portresi çıkıyor tabii. Yıllardır yalvarıyordum ağabeyim, dostum ve ustam Melih Aşık'a, artık şu 'av' anılarını, 'profiller' raporunu kitaplaştırsın diye... Nihayet gayrete geldi ve 'Açık Pencere'den 2000'li Yıllar'ın birinci cildi (İthaki Yayınları, 2004) artık kitapçılarda.

Amerikalı bir gazeteci, her sabah işine gelip giderken Kudüs'teki Ağlama Duvarı'nın önünde dua eden bir adam görürmüş. Bir gün dayanamayıp sormuş:

- Sizi her gün burada dua ederken görüyorum...

- Evet ben 30 yıldır her gün burada barış için dua ederim.

- 30 yıl ha... Peki nasıl bir duygu var içinizde?

- Duvara konuşuyormuşum gibi bir duygu...

Melih Aşık, otuz yıldır Açık Pencere'sinden Türkiye'deki tüm duvarlara karşı dua ediyor ve milletimize, akıl, fikir, ahlak diliyor. Onun ayetleri fıkra ve ince zekâ biliyor. Kafa duvarları delemese bile, aşındırdığı kesin.