Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Yine mi?

Radikal · 27 Ağustos 2004

Üç yıl, üç gün önce, tam olarak 25 Ağustos 2001’de, iş adamı Üzeyir Garih Eyüp Mezarlığı’nda bıçaklanarak öldürüldü. Cinayet, gerek görsel gerek yazılı basında günlerce, hatta aylarca yer aldı, ama yetkili kurumlar tarafından aydınlatılamadı. Hatta kimileri tarafından saptırılmaya çalışılırken, kimilerince düpedüz ‘karartıldı’: Önce erişkin bir adamı 11 yerinden bıçaklayarak öldürmesi fizyolojik anlamda olanaksız, kimsesizliğinden ötürü kendisini savunamayacağı düşünülen yoksul bir çocuk ‘pazarlandı’ suçlu adayı olarak. Sonra, gerçek bir ‘pazarlık’ sonucu, Yener Yermez tutulup atıldı arenaya. Dövüş, öylesine danışıklıydı ki, suç aleti bıçakta parmak izleri BULUNAMAYAN Yener Yermez, cinayet zanlısı olarak yargılandı ve ceza aldı. Yermez’in, mahkeme sürecindeki sözlerinden biri: “Bu cinayet böyle muamma olarak gidecek. Son sözüm bu...” oldu.

Üç yıl sonra, cinayet tarihinin meşum yıldönümüne 12 gün kala, 13 Ağustos 2004’te, medya mutfaklarına düşen bir haber, sanki Yermez’in sözünü ettiği ‘muamma’yı noktalıyor, görsel basında tümüyle görmezden gelinirken, yazılı basında ‘küçük’ görülüyor; ama bence kamufle edilmiş bomba niteliği gizlenemiyordu: Üzeyir Garih cinayetinin TEK tanığı, ifadesiyle pek çok kişinin gözaltına alınmasını sağlayan otoparkçı Ayhan Yıldız, bir arkadaşının otomobilinde silahla vurularak öldürülmüştü... Cinayetin biçemi, maktulün tuzağa düşürüldüğüne ilişkin hiç bir kuşkuya yer bırakmıyordu. Sabaha karşı Kasımpaşa’daki akaryakıt istasyonuna giren üç arabadan birinde Ayhan Yıldız, sırtından girip kalbinden çıkan bir kurşunla vurulmuş, katiller öteki arabalarla kaçmıştı

Okuduğunuz yazıdan çıkan sonucun kafamda oluşmasını, araştırmacı gazeteciliğine değer verdiğim arkadaşım, sevgili BELMA AKÇURA’nın verdiği bir bilgiye borçluyum.

Belma, “Üzeyir Garih’in öldürüldüğü aynı gün ve saatlerde, haber merkezlerine üzerinde durulmayan başka bir haber daha düşmüştü,” diye başladığı bilgi notuna, “Hizbullah itirafçısı Bingöllü Şaban ve oğlu Mehmet Elaltunteri’nin cesetleri, Esenler Otogarı civarında bir arabanın içinde bulundu. Enselerine birer kurşun sıkılmıştı...” diye devam ediyor ve amatör ‘profiler’ bendenizin sezgisel olarak vardığı ‘korkunç’ kanıyı, ‘kısmen’ doğruluyor...

Üzeyir Garih’le aynı gün öldürülen Hizbullah itirafçısı Bingöl’lü Şaban Elantunteri ile oğlu, İstanbul’da Neve Şalom Sinagoguna bombalı saldırı düzenlediği öne süren Bingöl’lü Gökhan Elaltıntaş’ın akrabaları. Her üçü de Bingöl Yamaç aşiretinden.

12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Hizbullah Şaban Elaltuneri’nin adı, Pişmanlık Yasası’ndan yararlandırılıp tahliye edildikten sonra, tıpkı Üzeyir Garih gibi Musevi iş adamı Nesim Malki cinayetine karışmış ve Hizbullah tarafından kaçırıldığı öne sürülen Mehmet Sümbül olayında anılmıştı.

Ne tuhaftır ki Üzeyir Garih’in öldürüldüğü gün Esenler’de ‘temizlenen’ baba oğul Elaltunteri’nin cesetlerinden çıkan kurşunları sıkan tabanca, üç yıl sonra Küçükçekmece’de üç polisi de şehit edecekti... Elaltunter’in infazını, Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu Ahmet Seyitoğlu’nun talimatıyla, yine Bingöl’lü tetikçi ama Hizbullah’ın Batman biriminden Aziz Ketme tarafından işlendiği ortaya çıktı.

Acaba Üzeyir Garih, Hizbullah tarafından öldürülmüş ve ardından tetikçiler de Hizbullah tarafından ‘bir araba içinde’ infaz edilmiş, derken sıra İLK cinayetin tanığı Ayhan Yıldız’ın ‘bir araba içinde’ infazına gelmiş olabilir mi?

Hizbullah nedir ve kimler tarafından örgütlenip kullanılmıştır? Bugün Çakıcı’yı kullandıkları için kurtardıkları ve yurtdışına kaçmasını sağladıkları anlaşılanların, Hizbullah katilleri arasında da kullandıkları olamaz mı? Sakın aynı ‘kullanıcılar’, pişmanlık yasasından yararlanıp çıkan Hizbullah itirafçılarını, tıpkı hapse girip girip çıkan Çakıcı gibi “memleket meselelerinde” tetikçi sınıfından istihdam etmiş ve ediyor olmasınlar?

Dün Radikal’de AVNİ ÖZGÜREL’in ‘Alaattin Çakıcı sadece mafya mı?’ sorusuna cevap aradığı aydınlatıcı makalesinde, İsrail’in, dolayısıyla MOSSAD’ın Ermeni Asala örgütüne dair Türkiye ve MİT’e verdiği istihbarat, ardından Asala kamplarının İsrail tarafından Türkiye’ye bir jest olarak bombalamasını konu ediyordu.

Dün ASALA sorununda Türkiye’ye ‘el veren’ İsrail ve MOSSAD, bugün Türkiye’nin hiç işine gelmeyen bir etkinlik içinde: Kuzey Irak’taki Kürtleri, kendisine düşman Araplara karşı örgütlüyor ve PKK’lı ‘tetikçi’ kullanma olasılığı yüksek.

Hizbullah, PKK’ya karşı yaratılan ‘din’ canavarı değil midir? Üzeyir Garip cinayetinin işlendiği mezarlıkta bulunan kanlı çuvalın üzerinde Arapça ‘Allah’ yazısı, neyin işaretidir?

Üzeyir Garih’in cinayet zanlısı Yener Yermez’in tutuklandığı 4 Eylül günü, hemen aynı saatlerde Türkiye sınırına çok yakın Bulgar kenti Svilengrad’da bir Rus gazeteci öldürüldü: Dimitar Rigudin. Rigudin, Türkiye’de Ahmet Furkan adıyla tanınan ve ülkemizde 20 yıl süreyle iş tutan, MOSSAD’dan sorumlu KGB ajanıydı. Garih cinayetinden üç gün sonra Rusya’da çıkan Trud gazetesinde yayımladığı makalede, cinayeti MOSSAD’la ilişkilendirmişti.

Üzeyir Garih cinayeti, bence çoktan aydınlandı. Ancak, iki dost/düşman ülkenin ‘tetikçi’ aracılığıyla bu hesaplaşmasında, ışığa kapılmak ölümcül, ışığı göstermek tehlikeli.

AKP iktidarının ağzını da bu yüzden bıçaklar açmıyor, ampülü yanmıyor...

-------------------------------------