Elbette
Radikal · 3 Eylül 2004
Amerikan askerlerinin Ebu Garib hapishanesinde Iraklı tutsaklara yaptıkları işkence skandalının patladığı günlerde, akıl defterime bir not düşüp yanına gazetelerden kestiğim bir fotoğraf iliştirmişim. Fotoğraf, Iraklı tutsakların üstüne işeyen bir Amerikan askerini gösteriyor. Aldığım notta ise, "Recep Tayyip Erdoğan, Amerikan tipi sekülarizm istiyormuş... Bizim laikliğin suyu çıktığı için, üstüne bez (türban) bağladılar. Ama Amerikan tipi sekülarizm, işte bu: Mahkemelerde İncil üstüne yemin, Irak'ta da Müslümanların üstüne çiş edeceksin! Bir din, bir başka dini hakir görürse, sonuç böyle olur. Tersi de mümkündür" yazıyor...
Dün Fransa'da okullar açıldı, ama 'türban yasası' diye anılan ve kamu okullarında 'bariz dini simgelerin' tümünü yasaklayan kanun 4 Eylül'den öteye yürürlüğe giriyor. Eğitim Bakanlığı, yaz başında böyle öngörmüş ve yasaya uymayan öğrencilerin ilk iki gün okulun oluşturduğu 'kamusal alana' kabul edileceğini, kendileriyle diyalog kurulacağını, eğer diyalogdan sonuç alınamazsa yasal yaptırıma başvurulacağını açıklamıştı.
Peki dün kaç öğrenci müdüriyete yönlendirildi, kaç öğrenciyle diyalog kuruldu, dersiniz? Sıfır! Neden derseniz, yanıt çok daha şaşırtıcı: Hiçbir öğrenci türbanla, çarşafla, haçla, kippayla gelmedi okullara! Oysa 12 milyon öğrenci okula başladı ve aralarında en az 1 milyonu Müslüman.
Yine dün, Fransa'daki İslam örgütlerinin temsilcileri, toplu olarak Irak'taydı. Amaçları, El Kaide bağlantılı Irak İslam Ordusu tarafından kaçırılan ve hayatlarına karşılık 'türban yasası'nın iptali istenen iki gazetecinin serbest bırakılmasını sağlamak. İslam örgütleri sözcüsünün Bağdat'ta teröristlere yaptığı açık çağrı, Fransız laikliğine alerjilerini 'laiklik' sözcüğünü reddetmeye kadar vardıran ve Amerikan, İngiliz ya da Alman 'sekülarizm'ini göklere çıkaran bizim 'türbancı'lara küçük dillerini yutturacak bir ders içeriyordu. "Laiklik, İslamiyet'e karşı bir yaptırım değil, tam tersine Fransa'da biz Müslümanların ve tüm dinlerden müminlerin birlikte yaşamasını sağlayan özgürlük alanıdır!" dedi ve rehine Fransız 'kardeşlerinin' Allah aşkına, İslamiyet adına serbest bırakılmasını istedi, sözcü.
Yüze yaklaşık masumun kaçırıldığı ve onlarcasının öldürüldüğü Irak'taki teröre karşı, iki Fransız gazeteci kaçırılana dek Arap ve Müslüman ülkelerin tam takım böylesine tavır almadığı, herhalde dikkatinizi çekmiştir. Fransa, her dinden yurttaşıyla tek bir ses olduğu gibi, hiçbir hükümetin yapmadığını yaptı ve tüm İslam dünyasını arkasına aldı, başarıyla yürüttüğü diplomatik seferberlikte. Oysa Fransa, tarihte devleti dinsizleştiren ilk ve 'laikliği' hâlâ daha kanun zoruyla savunan tek Batı demokrasisi. Öyleyse nasıl başardı, dışarıda ve içeride böyle bir yasaya muhalifleri bile 'türban yasası'nın arkasında toplamayı, teröristlere karşı savunmayı? Nasıl başardı dün, tüm Müslüman öğrencilerin, türbanlarını ve çarşaflarını çıkarıp, uslu uslu uymalarını yeni kanuna?
Laiklik sayesinde, aziz seyirciler; taviz verilmeyen, cumhuriyetin temeli kabul edilen laiklik sayesinde. Hiçbir dinin bir diğeri üzerinde hâkimiyet kurmasına geçit ve izin vermeyen, kamusal alanda dini inançlara ayrıcalık tanımayan, özel alanda ise tüm dinlere 'eşit' olanak ve özgürlük sağlayan 'nadin', yani dinsiz ve tarafsız devlet anlayışı sayesinde.
Bizim BOP'çu imam ve BOP'çu cemaatin anlamadığı bir gerçek var: Kendilerinin pek bir beğendiği Anglosakson sekülarizminin, genelinde kendi egemen dinleri dışında kalan tüm dinlere, özelinde ise İslamiyet'e tanıdıkları 'serbestlik', aslında hemen hepsi gerikalmış, yoksul ve eğitimsiz göçmen tabakalarının kaderine, geleceğine, çocuklarının eğitimine 'ilgisizlik'ten ibarettir. Hatta o tabakaları 'hakir' görmektir! Çünkü zengin bir Amerikalının, seçkin bir İngilizin umurunda değildir, varoşlara tıkılan 'ayak takımının' eğitim alması, yurttaşlık bilincine erişmesi. Çünkü kendisiyle eşit görmez, tahammül eder varlığına. Onlarla aynı 'pub'a gitmez, o takımın akıllanıp iktidara ortak çıkmasını hiç istemez! Bırakır ki yok kancalı imamı, yok pençeli müezzini abuk sabuk konuşsun da iyice batsın ki, muhatap kabul edilmesin hor gördüğü İslamcılar. Oysa Fransa... İyi eder, kötü eder, ama kendisine benzetmek, kendi ölçütlerine uydurmak ister. İyi ya da kötü, kendi eğitimini vermeye çabalar. Saçmalayan imamları susturur, azgınları kapı dışarı eder, aklı başındakilere destek olur. Çünkü yurttaşı kabul eder. Çünkü hakir görmez, ilgisiz değildir kaderine 'öteki'lerin; zorla, güzellikle değiştirmeye uğraşır. Muhatap kabul eder!
Ve bugün, örgütlenmeye zorladığı Müslüman derneklerine harcadığı devlet çabasının meyvelerini, zorla açtırdığı kafalara soktuğu özgürlük ve eşitlik kavramlarının çiçeklerini topluyor: Laiklik dersini, bir 'ulusal birlik' müfredatı olarak sunuyor dünyaya.
Topçuluktan BOP'çuluğa terfi eden imamlar, böyle bir dersi okusalar bile anlamazlar elbette. Irak'ta rehine 'Müslüman' Türkler de kaderleriyle baş başa kalırlar. Elbette.