Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Halime’ ye samanlık, Halim’e mövenpik

Radikal · 5 Eylül 2004

Türkiye'de yaşayan hasbelkader 70 milyon Türk vatandaşının yarısından biraz fazlası, ister istemez ve üstünüze afiyet, 'kadın'dır, sayın seyirciler. Yani BÜYÜK TÜRK MİLLETİ'nin salt çoğunluğunu, kadınlar oluşturmaktadır. Oysa bu salt çoğunluk, 21. yüzyılın İLK demokratik temsil meclisine yüzde 4.2 oranında yansımış; başka bir deyişle TBMM'ye 'toplaşan' 550 vatandaş vekilinden yalnızca 24'ü kadındır.

Eğer demokrasi rejimi milletin doğrudan temsiliyse, halkın yarısından az erkek nüfusun, Meclis'te yüzde 95.8 oranında temsil edildiği bir ülkede, elbette ki çoğulcu demokrasiden çok, 'azınlıkçı demokrasi'den söz edilebilir ancak.

Ancak, Türkiye'de kızları okutmayarak, okuttuklarına Kuran okutup kafalarını kapatarak, kafalarını kapatmayanları ise magazin kapaklarında tercih ve hatta, magazin kapağı olmayanları da siyasetle ilgilenmedikleri oranda yüreklendiren, baskıcı olmadıkları zaman bile 'dolaylı egemen' erkekler, kadınların bilinçlenmesinden korkmakta haklıdırlar! Çünkü...

Almanya'da yaşayan 2 milyon 100 bin Türk'ün yalnızca 600 bini çifte vatandaşlık, yani seçme/seçilme hakkına sahip ve bu nüfusun yarısından biraz fazlası da kadın olmasına karşın; Alman Federal Meclisi'ne seçilen iki Türk milletvekilinin İKİSİ DE kadındır: Lale Akgün ve Ekin Deligöz.

Ne var ki Alman demokrasisinin çatısı Bundestag'da, ülkenin en büyük azınlığı, ama 'errrkek' Türk milletini, iki Türk kadınının temsil etmesi ne kaderdir ne de raslantı. Çünkü Almanya'daki 'lander' yani yerel parlamentolara seçilen, sıkı durun, 8 Türk milletvekilinden 7'si de kadındır!

TBMM'deki temsil orantısını, Alman parlamentolarında ezici çoğunlukla tersine çeviren Türk kadınlarının başarısı, yalnızca Almanya ile mi sınırlı dersiniz? Hayır.

Çünkü Hollanda'nın Avrupa Parlamentosu'na gönderdiği Türk kökenli tek milletvekili de bir kadın. Haziran ayında yapılan seçimlerde, AP'ye toplam dört Türk kökenli parlamenter girdi, ikisi kadın, ikisi erkek. Bu insanlar, yaşadıkları Avrupa ülkelerindeki gurbetçi Türklerin oylarıyla 'milletvekili' seçildiler.

Demek ki gurbete giden Türkler arasında kadın-erkek eşitliği sağlanmakla kalmayıp, yer yer kadının lehine ağır basabiliyor temsil oranı. Acaba Türk kadınları, Türkiye'de aptal da, Avrupa'da mı akıllı? Yoksa akıllanmak fırsatı kendilerine 'gurbette' veriliyor da, 'anavatan'da mı esirgeniyor? Çünkü kâğıt üstünde kadın- erkek eşitliği, Avrupa ülkelerinde neyse, Türkiye'de de aynısı. Üstelik Türkiye'deki kâğıtlara daha önce yazılmış, daha köklü benimsenmiş olması gerekmez miydi?

Ama durum, tam tersi: 1935 yılında, Türk milleti henüz 'büyük' değildi, TMM denirdi Meclis'e ve kadın milletvekili oranı yüzde 4.6'ydı. 2002 yılında Türkiye'nin Büyük Millet Meclisi'nde ise bu oran 4.2. Oysa Türkiye'de kadın nüfusu azalmadı, arttı. Demek ki Türkiye'de kadınların siyasal ve sosyal haklarına sahip çıkmasını engelleyen 'bir şeyler' var.

O bir şeylerin arasında, elbette töre var, ataerkil gelenekler var, var oğlu var. Ama kimse bana, o engellerin arasında İslamiyet'in ve kadını 'Niye erkeğin başı açık da, kadınınki kapalı? Benim başım kel mi?' diye sorgulayacağı yerde, 'Kitabım Kuran, bayrağım türban!' safsatasıyla oyalayan, böylece iktidara ortak çıkmasını önleyen bir zihniyet olmadığını anlatmaya kalkmasın!

Eğer İslamiyet ve tesettür, fırsat eşitliğine engel oluşturmasaydı, bugün İran parlamentosu kadın milletvekili kaynardı. Eğer kadına değer verseydi, Suudi Arabistan olmazdı. Ama kadının bilinçlenmesine izin verse, belki de... İslamiyet kalmazdı.

İşte bugün, Türkiye'deki AKP iktidarı, 'zina'yı yeniden suç kapsamına alarak, zaten 'erkeğin eline değilse, ağzına bakan' konumuna yerleştirdiği kadını sözümona korumak yalanının ardında, kadının eşitliğini, hakkını aramak gücünü ve bilincini bir kez daha alçaltıyor. Türkiye'yi bir adım daha geriye götürüyor. Bugüne değin AKP'nin muktedir erkek takımlarını yıkayıp, hanım türbanlarını yağlayan kelleler ise yeni keşfetti bu geri kafayı, bas bas bağırıyorlar, 'Zina zinhar suç olamaz!' deyu...

Olur beyler, olur. Halimeleri samanlıkta basmak eskidi, şimdi Halimleri Selimleri Mövenpik'te basmak moda. Zaten siz başlatmadınız mı?