Aşktan da üstün...kin
Radikal · 8 Eylül 2004
‘Önemli olan insanlığın ağaçtan inmiş olması değil, o ağaca yeniden tırmanmamasıdır.’
Richard WAGNER
31 Temmuz 2004 tarihli Milliyet gazetesinde, Önay Yılmaz’ın ‘harika’ bir haberiydi. En azından benim çok ilgimi çekti: ‘Doğa Müzesi’nde evrim teorisi sıkıntısı’ başlıklı haberde, Ankara’da MTA’ya bağlı doğa tarihi müzesi tepeden tırnağa yenilenmiş, işi başından aşkın başbakan bir türlü açmaya vakit bulamadığından, on aydır kapalı tutuluyordu. Ancak müze yetkilileri, başbakanın vakitsizliğinden pek de şikayetçi değillerdi, çünkü Tayyip Erdoğan’ı müzede yer alan ‘insanın evrimi’ panosu önünden ‘hangi hızda’ geçirecekleri konusunda bir karar verememişlerdi daha. Görmedim ama tahmin zor değil, söz konusu pano atamızın dört ayak üstünden iki ayağa geçişini gösteren klasik bir evrim tablosu olmalı. Yetkililer, panoyu insan soyunun Adem ile Havva’dan türediğine inanan AKP’li bir başbakana nasıl anlatacaklarını çok düşünmüşler, panonun önünden ‘İşte bu da insanın anatomisi,’ deyip koşarak geçmeyi bile tasarlamışlar. Galiba uygulamaya fırsat bulamadılar henüz. O gün bugündür haberin devamı gözüme çarpmadı. Müze hala açılamamış olmalı...
İnsanlığın Adem ile Havva’dan türediğine inananları, nedense böyle bir türemenin kardeşler arası ‘ensest’ ilişkilerden ürediği düşüncesi hiç rahatsız etmiyor; ama atalarımızın maymun soyuyla akrabalığını bir türlü sindiremiyorlar içlerine. Oysa bazen, bu akrabalığı kanıtlamak için söze bile gerek kalmıyor, kimi hemcinslerimiz sanki evrimin canlı kanıtları olarak dolanıyor aramızda. Genetik belleği başkalarından daha vurgulu taşıyan, atamız maymunlarla şaşırtıcı fizyolojik benzerlikler gösteren milyonlarca soy kardeşimiz yaşıyor dünyada.
Görünüşte benzemeyen kimileri de ‘davranış belleği’nden kaçamıyor, örneğin annelik güdülerinde. Özellikle geri kalmış ülkelerde, İster Afrikalı olsun, ister Hintli, ister Türk, eğitimi gelenek ve görenekle sınırlı annelerin haşarı bebeleriyle tensel temasları, şaşılacak biçimde anne maymunların tavırlarına benzer: Kucağında kımıl kımıl yuvarlanan, tepesine çıkan, saçına asılan, burnunu karıştıran bebeğine önce ilgisiz bir tahammül sergiyelen sevecen annenin, birden kızıp bir tokat yapıştırdığı çocuğuyla olan ilişkisi, tıpkı maymun belgesellerinde seyrettiğimiz ‘anne yavru’ ilişkisi değil de nedir? Yere düşen emziği kendi ağzında tükürükle ‘temizleyip’ çocuğun ağzına tıkan anneyle, çiğnediği yiyecek parçasını ağzından çıkarıp yavrusunun ağzına sokan dişi maymun, tıpa tıp aynı reflekse sahip değiller midir?
Yalnız maymun değil, tüm memelilerle benzerlik gösterir insan türünün yavrularına olan düşkünlüğü, sevgisi. Yavrusu tehlikede olan insanın, maymunun, ayının, hatta sırtlanın ‘kaplan’ kesilmesi, temelde pek de farklı duygular içermez, hatta aynı ‘hayvansal’ koruma iç güdüsünü harekete geçirir.
İşte Osetya’da yaşanan trajediyi dayanılmaz kılan, hepimizi can evinden vuran, insan ya da hayvan, tüm memelilerin paylaştığı en büyük sevginin, en değerli varlığın, ‘yavru’nun, çocukların katliydi hunharca. Ve bugün anlaşılıyor ki, katliamı böylesine genişleten olgu, çocuğu tehlikedeki kimi babaların ‘hayvansal’ koruma içgüdüsüyle akıl ve mantığı bir yana koyup, teröristlere ateş açarak, teknik anlamda hazırlıksız bir baskına yol açmalarıymış. Kuşkusuz anlaşılır bir sabırsızlık bu. Hele Rus yetkililerin, daha önceki rehin alma olaylarında gösterdikleri başarısızlık düşünülünce. Ama aynı zamanda, insal ‘hayvansallığının’ ne kadar aptalca zararlı olabileceğini gözler önüne seriyor.
Acaba hayvansal içgüdülerimiz öne çıkınca, kin duygusu, çocuğa duyulan aşktan ağır mı basıyor, diye düşündüm. Galiba insanlık, tam da bu noktada, kin duygusunda, hayvanlardan farklılık gösteriyor. Hayvanlarda yavrusunu korumakla sınırlı iç güdüsel saldırganlık, insanlarda bir adım daha öne geçip kine dönüşüyor ve bu kinden doğan intikam arzusu, çocuk sevgisini ezip geçiyor.
Teröristlere ateş açan Rus babalarda böyle oldu. Ama onlardan önce, teröre kurban veren annelerde: İsrail’in öldürdüğü yavrularının cenaze töreninde, kucaklarındaki bebeleri müstakbel ‘şehit’ diye kameralara gösteren, doğurduğu çocukları ‘davaya’ feda etmeye hazır olduğunu haykıran, zaten bu uğurda bol bol da doğuran Filistin’li anneleri hatırlayın, nasıl da kavruluyorlar intikam arzusuyla. Osetya’da çocukları rehin alan, zaten kendisini de öldürmeye hazır, kadın ya da erkek teröristlerin de ister Çeçen olsun, ister Rus ya da Arap, benzeri annelerden doğduklarına inanıyorum.
Kendi çocuklarını feda ve ‘şehit’ vermeye hazır annelerin yetiştirdiği insanlar, elbette ki başkalarının çocuklarını çok daha kolay öldürürler.
Osetya’da insanlık değil, maymunluk öldü aslında. Kinin, çocuk sevgisinden de üstün olduğu yerde hunharlık başlar ve ancak insanlar böylesine hunhar olabilir. Maymunlar asla.
---------------------------------------