Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Keskin kutsallık

Radikal · 10 Eylül 2004

Dün Bağdat’tan kalkan tüm uçaklar doluydu. Can güvenliği kalmayan sivil toplum örgütleri sahneden iniyor, savaş alanını terkediyor, Irak’ın üstüne bir kan ve barut perdesi kapanıyor. Korkulan oldu, kaos bu demek, kim direnişçi, kim terörist belli değil artık. Irak’ın işgaline karşı örgütlendiği ileri sürülen güçler, tam da Irak’ın işgalinden yararlanarak ‘para’ vuruyorlar. Fransız gazetecileri kaçıran sözümona Irak İslam Ordusu, Fransa’da iptalini talep ettiği Laiklik Yasası’nı, 5 milyon dolara satmak peşinde. Başka bir deyişle, eğer “fidye” ödenirse, gazetecileri kuzu kuzu bırakacaklar. Meğer bahaneymiş ‘türban yasağı’, ‘kutsal dava’, Fransa’daki Müslüman kızların kafalarına uzanacak ellerin kırılması, ederi 5 milyon dolarlık bir mavraymış, meğer.

Kuşkusuz aynı teröristler, Irak işgaline ve Berlusconi hükümetine karşı olduğu pekala bilinen gazeteci Enzo Baldoni’yi, ‘fidye’si ödenmediği için öldürdüler. Yurtsever direnişçilikle en basit bir ilintileri olsaydı, savaştan ve işgalden çok önce, yıllardır yoksul Irak’lılara biraz temiz su, biraz ilaç temin etmeye çalışan iki insani yardım örgütü üyesi Simona Torretta ve Simone Pari’yi kaçırmazlardı. İşte gidiyor sivil toplum örgütleri, yakında kaçıracak fidyelik de bulamayacaklar.

İslami ‘kutsallık’tan, AKP’li bir başbakan gelininin elini öpmeye kalkacak kadar habersiz Berlusconi, kadın insani yardım üyelerini kaçıran teröristlere, ‘Unutmayın ki Kuran için kadınlar kutsaldır,’ diye seslenmiş. ‘Boğazlamayın, günahtır,’ demek istiyor. Hey gidi cahil, hey gidi gafil Berlusconi!

Bilse ki İslamiyet’te, asıl kurban kesmek kutsaldır. Kuzu kesmek, koyun boğazlamak kutsaldır, hatta dana, deve doğramak, daha büyük oldukları için daha da kutsaldır. Kadının lafı mı olur? İslami şeriat ülkelerinde, kadınları ‘kocasını aldattı’, ‘zina yaptı’, ‘yaltaklandı’, hatta ‘yan baktı’ diye murdar murdar recmederler. Eğer kocanın kutsal namusu galeyana gelirse, abdestsiz namazsız, sokak ortasında kıtır kıtır keser kadını. Yargısız infazın yasak olduğu, örneğin ÇAĞDAŞ Türkiye gibi ‘şeriat’la yönetilmeyen yörelerde ise, tercihen sübyan erkek çocuklara, ‘töre dersi’ olarak, eli alışsın kabilinden kurbanlık sunulur, ‘kirli’ kadınlar...

Batı kültürü, hangi kafa yapısı, hangi zihniyetle, nasıl çözebilir ki böyle bir kutsallığın inceliğini?

Zaten giderek, hemen tüm Avrupa ülkelerinde, İslamiyet’in ‘kadın’ kavramıyla bir zoru olduğu yargısı yaygınlaşıyor. Düşünürlerin tartışmalarını izliyorum; yazıyorlar, çiziyorlar, elbette ve iyi ki tüm Müslamanların değil ama, ister sünni olsun, ister şii, niçin tüm köktendinci erkeklerin kafayı kadına, kadın tesettürüne taktığına, niye ‘namus’ deyince hırsızlık ve cinayetten çok ‘kadın ırzı’na baktıklarını anlamaya çalışıyor, batılılar...

Kimi, ‘Acaba geç yaşta sünnetin travması olabilir mi?’ diye sorguluyor, kadına yönelik baskıcılığı. Öyle ya, Yahudilik’de de sünnet var, hatta Yahudi olsun Hristiyan olsun ABD’de de yaygın, ama doğar doğmaz yapıldığından benzeri bir baskı ihtiyacı duyumsamıyor onlar. İleri ve bilinçli yaşlarda yapılan sünnetin yan etkisi olabilir mi gerçekten, kadının bu kadar korkutmasında erkeği? Çünkü kadına yönelik baskı, bal gibi bir korkunun ifadesi. ‘Ya gözü açılır da, beni beğenmez,’ sadeliğinden başka nasıl açıklanabilir ki, bir erkek toplumunun kadını, ‘yüzünü gözünü açtı şişledim’, ‘zina yaptı doğradım’, ‘başkasına baktı yaktım’, tutkusu?

Ancak İslamiyet’te, yalnız erkekler kadınlardan değil, kadınlar da kendilerinden korkuyor. İşte bu noktada, daha derin, daha eski bir travma olduğunu sanıyorum ben. Hele Şeytan Ayetleri’nin, İslamiyet tarihindeki en derin krizi yaratan ayetlerin, üç kadın tanrıçaya değgin olduğunu düşününce...

------------------------------------------