Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Attan düşen niyetler

Radikal · 12 Eylül 2004

Babamın birdenbire ortaya çıkan 'zengin' akrabası, hepimizi şaşırtmıştı. Bir zamanlar çok güzel bir kadın ve hakiki sarışın olduğu, gözlerinden belliydi. Maviliğine karşın kurşun gibi bakışlarına eşlik eden dik duruşunu, annem 'biraz nağdan' bulurdu. Bende uyandırdığı izlenim, düpedüz 'taş yürekli' değilse bile, pek de iyilik meleği olmadığı yolundaydı: Çünkü babaanneme benziyordu.

Babamın da 'teyzezade'si hakkında farklı düşünmediğine eminim. Ama Balkan Harbi'nde dağılan ailesinden hayatta kalan tek yaşıtıyla, Beşiktaş pazarında tesadüfen karşılaşmış; kırk yıllık bir ayrılıktan sonra buluşmaktan çok mutluydu, onu seviyor ve sayıyordu.

Zaten sivri dili mi desem, yoksa zekâsı mı, 70 yaşına karşın ilgisiz kalmak mümkün değildi bu kadına. Tam da 'nağdan' duruşundan ileri gelen, tuhaf bir çekiciliği vardı.

Serencebey Yokuşu'nda bir konakta yaşıyordu. Öksüz yetim babamın, koskoca konak sahibi bir akrabasının ortaya çıkması, beni şaşırtmıştı. Üstelik konakta, elden ayaktan düşmüş, gözleri görmeyen bir 'lala' bile vardı ve 'çöpsüz üzüm' bildiğim, sadeliğiyle tanıdığım babamın böyle tantanalı bir aileden gelmişliğine inanamıyordum.

Ama teyzezade F. hanımın en ilgimi çeken yanı, ne konağı, ne lalası; kendisinden otuz yaş genç, boylu poslu, 'erkek güzeli' SON kocasıydı. F. hanım da tıpkı babaannem gibi, epeyce evlilik eskitmiş, epeyce nikâh tazelemiş, sanırım ya dördüncü, ya da beşinci izdivacını 'yoruyordu'... Ancak yaş farkından olsa gerek, hepimiz teyzezadenin son kez evlendiğini, çünkü F. hanımın hayat ringine genç eşinden önce havlu atacağını düşünüyorduk. Sanırım bu kanıya varmamızda 'ezik' kocanın etkisi vardı...

Teyzezadeyi tanıdığımda, on küsur yıldır evliydi K. beyle. O yetmişlik 'şuh', gözünü açtırmıyordu kırklık zevcine. Bırakın başka hanımlara bakmak, zamanın kadın şarkıcı ya da artist suretlerine ilgi göstermesi yasaktı. Adamcağızın, bizim önümüzde, 'Ajda Pekkan güzel,' dediği için bile değil, salt Ajda Pekkan'ı güzel bulan babama 'Doğru,' diyerek hak verdiği için, teyzezade tarafından nasıl evire çevire azarlandığını unutamam! O günden öteye, annem ve babam çok acımaya başladılar, K. beye. Kendisi de eşinin akrabaları nezdinde uyandırdığı merhameti fark etti ki, bazen yalnız gelip gitmeye başladı eve. Tabii ki

F. hanım babamın 'teyzezade'si ve açıkça hiçbir şikâyet dillendirmiyordu. Ama çok geçmeden bizim takım, K. beyin F. hanımı 'mirasına konabilmek' için çektiğine ve sabırla ölmesini beklediğine inandı. Terbiyeli ve munis bir adamdı, teyzezadeyi zehirlemeye kalkmadığı sürece 'nihai' niyetiyle ilgilenmiyor, hatta dalga geçiyorduk aramızda.

K. bey yalnız başına ziyarete geldiği bir gün, safrakesesi ameliyatı olacağını açıkladı bizimkilere. Babam hastaneye hasta ziyaretine bile gitmez, annem ise doktor ve hastane tutkusuna karşın, ameliyat denince tabanları yağlardı. Dolayısıyla ikisi de caydırmaya çalıştılar K. beyi ameliyat kararından: 'İdare et, bir doktora daha görün, cırt diye kestirme, enginar suyu iç,' dediler ama fayda etmedi. Adamcağızın, tam kapıdan çıkarken söylediği tümce ise dikkat çekiciydi: "Uzun yaşamak için sağlıklı olmam gerek..."

Babamın tüm iyi niyetli itirazlarına karşın annemle ben, bu tümceden, 'F. hanımı gömmek ve mirasını çıtır çıtır yemek istiyorum,' anlamını çıkarmakta gecikmedik.

Zavallı K. bey, ne yaşlı eşini gömebildi, ne de mirası görebildi. Hatta safrakesesiz kısa bir ömür bile süremedi, ameliyat sırasında

narkozdan gitti dağ gibi adam.

Ama F. hanımın SON kocası olmayı başardı! Babamın teyzezadesi, onun üstüne diken ayıklamadı, aralarındaki yaş farkı kadar, otuz yıl daha

DUL yaşadı, 'dalya' yaptı.

Bu çocukluk 'hatıratım'ı, AKP'nin kadınlara yönelik 'iyi niyetine' ithaf ediyorum. Okullarda okutmadıkları, okuyanı istihdam etmedikleri, dizini kırıp çocuk ve erkeğin eline baktırdıkları kadınları, 'zina'yı suç ve dolayısıyla erkek tarafından korunmaya muhtaç, zayıf ve ezik varlıklar ilan eden AKP'lilerin kulağına küpe olsun: Kadına tuttukları niyet, erkeğe kısmet olur bazen.

Zaten attan düşüp duruyorlar; bir de kısrak çiftesi yemesinler, tadı yamandır.