Cürmümeşhut
Radikal · 15 Eylül 2004
AKP hükümeti ‘zina zaptiyeliği’ne soyununca, ben de çocukluğumda duyup unuttuğum bir sözcüğü hatırladım: Cürmümeşhut. Büyükler aralarında fısıltıyla konuşurlardı, filanca karısına ya da fişkeman kocasına, ‘Cürmümeşhut yaptırmış!’ olurdu. Önceleri ne anlama geldiğini bilmez, ama sözcüğün garipliği ve söylenişindeki gizem çekerdi ilgimi. Sonraları, ‘suçüstü’ demek olduğunu anladım, ama bu kez büyüklerin niçin hep YATAKTA ‘cürmümeşhut’ yaptırdıklarını, niçin asla bir hırsıza, bir katile ‘cürmümeşhut’ reva görmediklerini kavrayamadım. Suçüstünün Arapçası, böylece cinsel tınılı bir sözcük olarak yerleşti belleğime ve uygulama alanı genişlemedi hiç...
Bugün düşünüyorum da, çocuk aklımla yapıştırdığım etiket doğruymuş meğer! Cinselliğe Arapça ve zina ve cürmümeşhut yakışır; soygunculuk ve cinayet gibi BASİT kötülüklere de Türkçe ‘suçüstü’ yapılırmış gerçekten. Zina eyleminin, ne Türkçe, ne de Batı dillerinde tıpatıp karşılığı olmadığını düşünürseniz, Arapça’nın cinsellik konusunda ne kadar zengin bir dil, Arap aklının da nereye kaçık olduğunu hemen anlarsınız zaten!
Eh bizimkilerin de Arap özentisi malum, kafayı uzaydaki kara deliklere ve gezegenler arası gidip gelen mekiklere takacak değiller ya, el atımı, uçkur mesafesi, etek altı boşluklarına gidiş gelişle uğraşıyorlar, yasal yasal.
Oysa Türkiye’nin seyir defterinde belden aşağı ‘seyrüsefer’ çetelesi tutulurken, Irak’ta KAÇINCI Türk kamyon sürücüsünün kellesi kesiliyor. Kaçıncı diye vurgulamak zorundayım, çünkü gündem öylesine ‘zina’ ki, dünkü basından Irak’ta öldürülen, daha doğrusu kurban edilen kesin Türk sayısını öğrenmek mümkün olmadı. Oysa Fransız televizyonu, vahşeti: ‘Türkiye terörizme ağır bir bedel ödüyor, 20. Türk şoförü katledildi,’ diye duyurdu. Acaba doğru mu, yoksa abarttılar mı, tereddütteyim.
Irak’ta aynı biçimde kafası kesilerek öldürülen, hatta henüz fidye olarak muhafaza edilen BİR yurttaşları için diğer ülkelerin kopardığı kıyamete bakılırsa, HENÜZ 20 kişi öldürülmemiş olmalı ki, bizim hükümet ‘zina’ suçuyla uğraşıyor. Ama belki de hükümet, tam da Irak’ta Türklerin KAFASI kesildiği için, APIŞA bakıyor. Hatta kafası kesilmeden, Telafer’de Amerikan bombaları altında üsturuplu ölen Türkmenlerin sayısı artarsa, vargücüyle yeniden TCK’ya yoğunlaşıp, ‘cürmümeşhut’ alanını genital yataylıktan, genital dikeyliğe yayabilir. Böylece ‘zina’dan sonra, ‘idrar’ ve ‘kazure’ suçlarıyla uğraşırız, milletçe. Aynı uzuv değil mi ‘cürmümeşhut’ yapılacak olan? Niye aynı organların, ‘mahremiyet’ gerektiren iki işlevinden biri ‘yasal’, öteki ‘yasa dışı’ olsun ki?
Irak’ta İslamcı teröristler Türk şoförleri kurbanlık koyun gibi boğazlıyor. Acılı ailelerin ilk tepkisi, kasapları kastederek, ‘Bunlar Müslüman olamaz!’ biçiminde. Oysa kasaplar asıl, hakiki ve öz be öz Müslüman oldukları için Türkleri kestiklerini söylüyorlar. Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül’ün tepkisi, biliniyor: “Maalesef Irak’a giden vatandaşlarımız tavsiye ve telkinlerimize yeteri dikkati göstermiyorlar...” Kuşkusuz haklıdır. Ama bu bir tepki midir bir, yeterli midir, iki?
Buna karşılık Telafer’de öldürülen Türkmenler için ABD’ye sert (?) çıkan Gül, “Bu iş böyle devam ederse kendileriyle işbirliğinin çok zor olacağını,’ belirttikten sonra, “Irak’ta binlerce firma var, bunların hepsinin Irak’ı terk etmesi herhalde hiç kimse tarafından istenmez,”diyerek, galiba sözü Irak’ta (kafası kesilerek) öldürülen Türklere de getirmiş. Anlaşılan Türkiye’nin Müslüman olmayan ABD’ye gösterdiği tepki de, Müslüman olan terörist kasaplara yönelttiğinden ne daha mülayim, ne daha sert. Üstelik, bence iki tepki çelişiyor: Bir yandan şoförlere ‘oralardan geçmeyin’ deniyor ve kıtır kıtır kesilmelerinin sorumluluğu kendilerine yükleniyor, öte yandan ABD’ye ‘böyle devam ederseniz, ticareti keseriz ha!’ deniyor, ticareti de şoförler gerçekleştirdiğine göre, ‘şoförleri göndermeyiz,’ anlamına geliyor. Hükümetteki kafa karışıklığı, bir başka anlama daha geliyor aslında: Kuşkusuz‘zina’yı TCK kapsamına sokmak, Irak’taki Türkleri korumaktan daha kolay.
----------------------------------------