Telin ve lanet
Radikal · 17 Eylül 2004
Sakin sakin gazete okurken, birden kendimi yere atıp, Prof. Nimbus'ün anlattığına göre hüngür hüngür gülmeye başlamışım. Pardon kah kah ağlamaya, galiba... Çıkardığım sesten güldüğüm mü, ağladığım mı anlaşılamamış. Zaten dün Radikal'de aynı haberi okuyan pek çok kişi kararsız kalmıştır gülmekle ağlamak arasında: Irak'ta 'Mücahitler Şûrası' adlı örgüt tarafından kaçırılan ve kuşkusuz Arapça bilgisi sayesinde serbest bırakılan çevirmen Aytullah Gezmen'in ağabeyi Hüseyin Gezmen, "Kardeşim ölümden döndü. 52 gündür kendisinden haber alamadık, her gün ölüp ölüp dirildik. Kardeşimi kurbanlar keserek karşılayacağız!" demiş.
Çevirmen Aytullah Gezmen nasıl bir ölümden kurtuldu? Kellesi kesilerek kurban edilmekten. Koyun gibi boğazlanmadığına nasıl seviniyor
ailesi? Kurbanlar keserekten...
Irak'ta İslamcı teröristler, besmele çekip Türk kurban kesiyor. Türkiye'de Müslümanlar, besmele çekip koyun kurban ediyor.
İki ayaklı cellatlarla iki ayaklı kurbanların, aynı kasaplık kültürünü paylaştığı bir coğrafyada, bazen cellatlarla kurbanların yer değiştirmesi de tarihsel bir doğallık herhalde. Ya da dinsel bir bütünlük. Öyle ya da böyle, üç tek tanrılı dinde de aynı kurban öyküsü olmasına karşın, uygulamada yalnızca İslamiyet'te artarak sürmesi, Müslümanlar arasında diğer dindarlardan daha fazla bir 'ortak genetik' taşımalarına mı bağlı, bilmiyorum. Ama kesin olan, bambaşka ülkelerden Müslümanları, başka dillerden konuşsalar, başka aidiyetleri olsa da, 'kan çekiyor', daha 'köklü' bir kültür akrabalığı var aralarında, diğer dindarlardan.
Belki de ortak 'kurbanlık kültürü' yüzündendir ki, Irak'ta hayvan yerine insan boğazlanması, Müslüman ülkelerde daha bir 'tevekkül'le karşılanıyor, Batı ülkelerinde olduğundan daha az infial uyandırıyor.
Örneğin Türkiye'de AKP hükümeti, oldukça mütevekkil. Başbakan Tayyip Erdoğan, sakin sakin Irak'ta bugüne değin 30'u aşkın T.C. vatandaşının teröre kurban gittiğini açıklamış. Ve sakin sakin, ısrarla 'İslamcı değil, dinci' diye nitelediği 'Ortadoğu ve Kafkaslar'daki terör anlayışını bizler Müslümanlar olarak telin etmek, lanetlemek durumundayız,' demiş.
Bizler de sakin sakin bekliyoruz, hükümetin telin etmek ve lanetlemek durumundan, konumuna geçmesini, başka bir deyişle fiillerin 'mek-mak' mastarlarını bırakıp, çekim kipine atlamasını.
Telin ve lanete şimdiki zaman kipinden başlamak için 30 küsur Türk'ün geçmiş zamana düşmüş olması yeterli değil mi, acaba? 30 mu, 100 mü daha gerekiyor, yoksa 'işgalci' ağamızın ölü sayısına mı endeksli bir tepkisizlik izleniyor?
Zaten hükümetin tepki dediği, canileri Allah'ın cezasına havale eden 'telin' ve 'lanet'. Her iki eylem de 'beddua' yağdırmaktan ileri geçmiyor.
Sorun beddua yağdırmakla çözülecekse, Türkiye'yi kana bulayan İslamcı terör sanığı, El Kaide'nin firardaki (Türk) 'emir'i Habib Akdaş'ın kara çarşaflı helali Cemile Akdaş da, mahkeme çıkışı gazetecilere en ağırından yağdırmış, 'Allah sizi kahretsin, Amerikan uşakları!' demiş... Bir yanda Türkleri kıtır kıtır kesen canileri Allah'ın lanetine havale eden Amerikan uşakları, bir yanda Amerikan uşaklarını Allah'ın kahrına havale eden cani zevceleri.
Allah hangi 'telin'e kulak verecek, kimin havalesine mührü basacak şimdi?
Cellatlarla kurbanlar aynı kasaplık kültüründen gelince, kesen ellerle kesilen kelleler kimi kez karışır, demedim mi ben size?