Hoşçakal hüzün
Radikal · 26 Eylül 2004
"Hatıra, hayal kadar yalancıdır; üstelik sahte sadakatiyle çok daha tehlikeli sayılır..."
Françoise SAGAN
Tanrıyı öğrenirken, tanrısını yitirenlerdendi. Henüz 14 yaşındayken Camus, Sartre ve Prevert'in eserlerini İncil'e yeğlemiş, varlıklı ailesinin zoruyla gittiği Katolik okuldan 15 yaşında 'tembellik' gerekçesiyle atılmıştı. Françoise Quoirez, ilk romanı 'Günaydın Hüzün'ü Julliard yayımevinin posta kutusuna bıraktığında, 19 yaşındaydı ve takvimler, 6 Ocak 1954'ü gösteriyordu. 17 Ocak'ta yayımevi tarafından çağrıldığında, Marcel Proust'un bir kitabından seçtiği Sagan soyadıyla imzaladı anlaşmayı. Roman, 5 Mart 1954'te kitapçılara dağıtıldı. Mayıs ayında Le Figaro gazetesinin birinci sayfasında, edebiyat dünyasını titreten 'baba'
yazar ve acımasız eleştirmen François Mauriac, Fransız romanında gençliği kadar taze bir rüzgâr estiren Sagan için: '19 yaşında sevimli
bir canavarla karşı karşıyayız. Edebi değeri ilk sayfada patlıyor ve tartışılmaz,' diye yazıyordu.
İlk zaferi 'hüzün'le başlıyordu, ama hiç de hüzünlü biri değildi Françoise Sagan. Apansız gelen büyük bir şöhreti şık taşıyacak kadar donanımlı, paraya değer vermeyecek kadar varsıl, varsıllığını ölçüsüzce harcayacak kadar cömert, şakacı, fütursuz, özgür ve hayatı o çok sevdiği yarış arabaları gibi frensiz kullanan, ne malını ne de canını sakınan mini minnacık bir kadında, ölçüsüz bir zekâ küpüydü.
Hayran olduğu 'baba' yazarların dostu olmak ayrıcalığını tattı. Saint Tropez efsanesini yaratan Fransız sosyetesinin, edebiyat dünyasındaki Brigitte Bardot'suydu 1950'li yıllarda. Gecesi yoktu, gündüzü yoktu, çılgıncasına eğleniyor ve eğlenerek yazıyordu. Son kitaplarından 'Omuz Arkası'nda: "Edebiyat uzun ve çırpıntılı bir felç halidir. Bir gün sevdiklerimden soğumuş, hatta kendimden hoşnutsuz uyanacağım, ama kanamış, kanımı ağırlaştıran bir pıhtıyı atmış, hafiflemiş olacağım. Zevk ve eğlencenin tadı, fiatı olmayan bu armağana, vicdanımı rahatlatan kıpır kıpır yazma özgürlüğüne denk değildir," diyordu. Olağan halleri, olağanüstü tümcelerle anlatmak ustasıydı.
Ne kendisini ciddiye alıyordu, ne de eserini.
Oysa aşk ve ihanet çemberine oturttuğu üçlü ilişkilerde, 'pembemsi' romanın ötesine geçen bir başkalık vardı: Sıkıntıydı asıl, işlediği ana tema. Gerçek derdi olmayan burjuva sınıfının, çılgınlıkla yenmeye çalıştığı sıkıntı.
Kendisi de sıkıntısını yenmek için çabalamıyor muydu zaten?
İçki, uyuşturucu, kumar... Sıkılmamak için başvurmadığı çare yoktu. Çıplak ayakla kullandığı spor Jaguar'ıyla geçirdiği kazada bir, bir de siroz ameliyatında ölümden döndü. İçkiyi bıraktı, uyuşturucuya başladı. Kumarda tüm servetini yitirdi, kendi kendisine yasaklattı kumarhane girişlerini. Ama çok geçti. Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın sofrasında yemek yiyor, meteliğe kurşun atıyordu. Mitterrand, uluslararası bir şirket anlaşmasında Françoise Sagan aracılık yapmış gibi 9 milyon Frank komisyon almasına göz yumdu, sevgili yazarının. Ama skandal, çok geçmeden adliyeye yansıdı. Sagan, hem bu komisyon, hem de uyuşturucu yüzünden mahkemelere düştü, gözaltına alındı. Derken Mitterrand öldü ve Fransız maliyesi, 'vergi kaçakçılığı'ndan düştü peşine. Oysa...
'Günaydın Hüzün' kitabının 50 yılda tüm dünyada 80 milyonu aşkın baskısı yapıldı ve satıldı. Yazarı Françoise Sagan, cuma gecesi bir hastane odasında son soluğunu verdiğinde 69 yaşındaydı ve ardında dibine darı ekilen müthiş bir servetten 839 bin euro'luk bir vergi borcu bıraktı. Son iki yıldır evi, barkı, sigara alacak parası bile kalmamış, milyarder bir Amerikalının himayesinde yaşıyordu.
Üstelik Sagan, tek kitaba borçlu değildi ününü. 50'ye yakın eserinden çoğu 'best seller'di: 'Brahms'ı sever misiniz?', 'Çarpıntı', 'Boyalı Bir Kadın', 'Ruh Çürükleri' ve daha neler, neler...
Fransa'nın gönül borcuyla sevip, vergi borcuyla öldürdüğü sanatçılar listesi uzun.