Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

KKKK adaleti

Radikal · 1 Ekim 2004

Hayatın 'uzun ve sakin bir nehir' olduğunu öğrenmek için Himalayalar'a tırmanan insanlık, ne kadar uzun ve ne kadar sakin olursa olsun, o nehirde boğulmak için programlandığını bir türlü kabullenemez. Ve giderayak, büyük bir haksızlığa uğruyormuşcasına: 'Adaletin bu mu dünya?' diye feryat eder, nedense.

Valla dünyayı bilmem, nehirleri de bilmem, ama sizi temin ederim ki, denizlerin bir adaleti var! Hatta denizlerin bir adliye sarayı olsaydı, yazıyı bitirince hak vereceksiniz bana, kapısının üstünde 'Kimine Kaka, Kimine Koka!' yazardı.

Türkiye'de artık Allah ne verdiyse değil, verdiğinden ne kaldıysa o kadar Çevre ve Orman'ın Bakanı Osman Pepe; halk neyse onun iktidarı AKP'nin çevre suçu cezalarını iki yıl erteleme kararını savunurken... Bodrum'un Torba Koyu'nda AB'nin verdiği gök mavisi bayrak, alaturka helaya düşünce, oldu size ishal sarısı bir sancak. Cezayı iki yıl ertelemenin, suçu iki yıl ötelediğini pek iyi anlayan kimi 'turistik' tesisler (yoksa 'fosseptik' mi demeliydim?) basmışlardı lağım sularını denize, olmuştu yakamoz silsilesi, kolibasili denizi, size... Evet, elbette size, o yakamozlu deniz sizin, sizin çocuklarınızınDI çünkü. Kolibasili deniziyle idare edeceksiniz artık.

Ne tuhaftır ki aynı gün Aachen'de, Almanya'nın en büyük çevre ödülü R.İ.O., en az masraf ve çevreye sıfır zararla güneş enerjisinden soğutma sistemi üreten Türk araştırmacı ve bilim adamı Dr. Ahmet Lokurlu'ya veriliyordu.

Torba koyuna lağım akıtan fosseptik turizm tesisi yöneticisi Nihat Arseven, kesilecek 3.8 milyar TL'lik cezayı, 'Neyse çekeriz!' diye burun kıvırıp, haliyle küçümserken...

Dr. Ahmet Lokurlu, Aachen'deki törende: "Ödül plaketinin yanındaki 20 bin euro'luk çeke çok sevindim. Yeni bir araştırmam var, 60 bin euro gerekiyordu, Jülich (yine Alman) Araştırma Merkezi 40 bin verecek, gerisini ben bulacaktım, işte buldum!" diyordu.

Bu adamların ikisi de Türk, biri kirletiyor, biri temizliyor dünyamızı. Ne yazık ki birinciler ibadullah ürüyor, ikinciler tek tük türüyor.

Ama denizin adaleti, rasyonel gerçekçi: Ne alırsa, onu veriyor geriye. Ne yerse, onu kusuyor kıyılarına. Ve Türkiye'ye düşen pay, radyoaktif ya da kimyasal artıklı olmadığı zaman, kakalı sular...

Oysa aynı prensip dahilinde, 'koka' dağıttığı ülke kıyıları da var. Koka, üstünüze afiyet 'kokain'in hem hammaddesi, hem de kısaltılmış ismi. Bugünlerde Fransa ve İspanya'nın Atlantik Okyanusu ile kavuştuğu Gaskonya Körfezi'nde, iki ülkenin efradı 'kafayı bulmuş' geziyor, çünkü denizden balıktan çok kokain kalıbı çıkıyor!

Karaya vuran kokain kalıplarından İspanyol polisine düşen miktar, 600 kg.; Fransız polisine ise hepi topu 300 kg. teslim edilmiş. Teslim diyorum, çünkü ansızın ve durup dururken sörfçülüğe, olta balıkçılığına soyunan, hatta hiç yürüyüş sevmeyenlerin sabahtan akşama kumsallarında koşmaya başladığı kıyılarda kokain paketleri toplayan halk, denizden gelen bu beklenmedik (ve bedava) rüya tozunu uzun süre gizlice çekmiş koklamış. Hendaye'da uyuşturucuyla ilk kez tanışan pek çok insan komaya girince durum anlaşılmış.

Fransız ve İspanyol yetkililer, toplam malın 1.5 ton olduğunu, dolayısıyla yöre halkının yüzlerce kiloyu kendisine sakladığını düşünüyor. Üstünde 'calidad total' yazılı, birer kiloluk su geçirmez naylon kalıplara sarılı kokain, birinci sınıf ve yüzde 85 oranında saf, dolayısıyla çok tehlikeli. Ne olup bittiği, hangi mafyanın bu değerli yükü ve nasıl denize döktüğü anlaşılamadı. Ya taşıyan geminin battığı ya da karşılarına çıkan bir sahil güvenlik teknesine yakalanmamak için 'safra'yı attığı tahmin ediliyor.

Yöre halkı, denizden çıkan kokaine 'Plaj Koka' adını takmış, kimi değerinin yarısına satıyor ve fiyat kırdı diye profesyonel 'dealer'lar tarafından kafası gözü yarılıyor; kimi evinde arkadaşlarıyla 'uçuyor.'

'Kimine Kaka, Kimine Koka' dağıtan denizin adaleti, insanlardan aldığını insanlara kusmaktan ibaret, doğru. Ama niçin hep zehir, hep zehir veriyor geri?

Yoksa insanlar mı zehirli?