Karikatür türkiye
Radikal · 3 Ekim 2004
Malum müzakere tarihine ilişkin soru işaretli 12 Aralık tarihi yaklaştıkça AB’nin ağzında büyüyen Türkiye lokmasından elbette yabancı basın da sebepleniyor. Alman Stern dergisi de yayımladığı bir karikatürle, AB ile Türkiye arasındaki çekişmeyi kendince hicvetti. Türkleri fena halde rencide eden (ya da karizmalarını çızan!) karikatürü, belki sizler de görmüşsünüzdür: Üstünde AB yazılı bir kapının altına kedi ve köpekler için açılmış kapaktan içeri bakan, dört ayak üstüne eğilmiş bir Türk imgesi bu. Benzetme, hiç birimizin hoşuna gitmedi tabii. Ama Stern dergisi ve karikatüre gösterilen aşırı ‘türksel’ tepki, beni karikatürden daha çok rahatsız etti. İngiltere başbakanı Blair’in düpedüz köpek, ABD başkanı Bush’un hepten maymun olarak karikatürize edildiği ve başta kendileri, kimsenin sansürlemeyi aklına getirmediği dünya basınında, normal namaz pozisyonunda bir Türk imgesi çizildi diye, ‘Vay bana ha, sen ha!’ yaygarasıyla ayyuka çıkarılan alınganlık, milliyetçiliği fanatizmden ayıran ince çizginin aşılması gibi geldi bana. Ve en azından Alman basınına, Almanya’daki Türklerin kendilerini Türkiye’dekilerden daha Türk, dolayısıyla ‘daha ezik’ hissettiklerini, ezikliğin hicvine bile hoşgörüsüz yaklaştıklarını gösterdi.
Oysa Almanya yıllarca ‘domuz’ ve ‘ayı’ imgesiyle yansımıştır dünya mizahına. Hiç bir Alman gocunacak kadar üstünde durmamıştır, çünkü domuz ya da ayı, ezik bir millet olmadıklarını küllerinden doğarak göstermişlerdir her yenilgi sonrasında.
Bizim hicvedilmeye milletçe tahammülsüzlüğümüz, kuşkusuz ezikliği kendi içimizde taşımamızdan ileri geliyor ve hissiyatımız başkası tarafından dillendirilince, çileden çıkıyoruz.
Paradoksa bakın ki Türkiye’nin bir numaralı evrensel kültür zenginliği, mizah dalında ünü henüz eşitlenmeyen Aziz Nesin ve çizgide Turhan Selçuk başta, halen dünyanın üç büyük düşünsel desen ustasından biri sayılan Selçuk Demirel’den öteye, karikatüristleridir. Hatta Türk mizah çizerleri, dünyada en çok ödül almış sanatçılardır.
Başta Fransız, ne zaman yabancı bir çizerle tanışsam, Türkiye’ye adımını atmadan en az dört Türk çizerini sayar, hayranlığını belirtir ve sorar: ‘Nasıl oluyor da Türkiye’de bu kadar evrensel çapta karikatürist ve çizer yetişiyor?’
Ben de eğlenerek yanıtlarım: “Çünkü Türklerde hem mizah zekası vardır, hem de mizah malzemesi boldur!” Üstelik bilerek söylerim, çünkü kendim de ‘Türkiye’nin ilk kadın mizah yazarı’ olarak başlamışımdır, gazeteciliğe...
AB’ye dört ayak üstünde girmeye hazırlanırken çizildi diye gocunan Türkler, aralarından pek çok Türkün hemen her gün kendi karikatürünü ‘yaşadığını’, bilmem farkındalar mı?
Sorarım size:
Gazetelerin dini sohbet köşelerinde, ‘vecabet hocaları’na, ‘oruçken burnumu karıştırdım, orucum bozuldu mu?’ ya da ‘Abdest aldıktan sonra aklımdan cinsel ilişki geçti, namazım sayılır mı?’ diye akıl danışanlar, Atatürk’ün ‘Türk insanı zekidir!’ sözünün karikatürü değiller midir?
PKK’ya karşı ‘milli kahramanlık cephesi’nde, legal savaşçılarla illegal İstanbul çek-senet mafyası tetikçilerini bir arada gösteren fotoğraf ve bu fotoğrafın sekiz yıl sonra mahkemeye kanıt diye sunulması, bir Türkiye karikatürü değil midir?
Van gölünde kimsenin görmediği bir canavarı ballandıra ballandıra anlatmakla yetinmeyip, 4,5 metrelik (alçıdan) ucube heykelini BİR HAFTADA bitirmek ve yağlıboyayla güzelce boyadıktan sonra Gevaş ilçe meydanına dikmek; Lochness canavarına yapılan en muhteşem nazire, canavarlık efsane olalı böyle zulüm görmedi, dedirten bir Türk parodisi değil midir?
Ya Fransa okullarındaki türban yasağına karşı, başını açmaktansa saçlarını kazıtıp kel kafayla okula giden, henüz 15 yaşındaki zavallı Türk kızı, kendi karikatürünü jiletle çizmekte değilse, neyin karikatürüdür?
Fanatizmin karikatürü olabilir mi?
Milli ve dini fanatizmle, oportünizm arasında sıkışan Türk insanı, daha çook mizah şaheserleri yaratacak, yaratırken de evrensel mizaha ilham kaynağı olacak elbette.
Gocunmaya gerek yok. Ava giden, arada avlanır da.
---------------------------