Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Bir gün mutlaka ab

Radikal · 8 Ekim 2004

Dokuz sayfalık kısıtlı içeriğine karşın 17 Eylül’e kadar tartışılacağı kesinleşen AB ilerleme raporu, geçit isteyen Türkiye’ye yeşil yakıyor, Türkiye’ye engel çıkarmak isteyenlere kırmızı ışıklar saçıyor. Ama tarafsız okunduğunda, saptamalar gerçekçi ve Türkiye’nin henüz masa üstünde duran reformlarını çekmeceye atması halinde konulan ‘el freni’, yani müzakerelerin kesilmesi önlemi dahil, adil bir rapor. Çünkü yalnız Avrupa’da değil tüm dünyada Türkiye’ye yönelik, hepimizin bildiği, hatta yaşadığı, ancak başkası tarafından gözümüze sokulduğunda hiç birimizin kabullenemediği bir güvensizlik var. Ülkemizde, bir yılda, iki yılda tüm dengeler değişebiliyor, tüm hesaplar altüst olabiliyor. Politikadan ekonomiye, uzak, orta ve yakın geçmişi iniş çıkışlarla dolu bir ülke Türkiye. Sorarım size, bırakın toplum, birey olarak hangimiz yarın ülkemizde ne olacağından, kendi yarınımızdan eminiz?

Türkiye, bugüne değin sayılı istikrar örneklerini dış politikada verdi yalnızca. Ancak Kıbrıs başta olmak üzere yarım yüzyıl sürdürülen bu ‘milli kemikleşme’ politikaları, istikrar örnekleri miydi gerçekten, yoksa tutunması mümkün olmayan dallara kenetlenmekten hayatiyetini yitirmiş, içi boşalmış, yararı kalmamış birer inat mı?

Başarı için elbette inat ve sebat gereklidir. Ama yanlışta inat edip direnmek, tam tersini, yenilgiyi getirir.

Dünya değişiyor, Avrupa değişiyor, Türkiye değişiyor. Ve Türkiye’nin son yıllarda en yararlı inadı ve sebatı, Avrupalı olma seçimi, kararıdır. Madem AB, haklı ya da haksız, Türkiye’nin başlattığı reformlar sürecini kararlılıkla sürdüreceğinden, demokrasiden, insan haklarından yine tornistan edeceğinden kuşku duyuyor, tersini kanıtlamak bizim elimizde. Bizimkiyle ile aynı koşullarda yola çıkan hiç bir ülke, inanın en gelişmişleri dahil hiç bir ülke, Türkiye’nin son beş yılda yaptığı ilerlemeyi kaydedemezdi.

Zaten tam da ülkemizin, bunca yolu bu kadar kısa bir zamanda katedeceğine inanmadıkları için ‘he’ dediler 1999’da Helsinki’de, topu nasılsa kornere çıkarırız diye attılar önümüze ‘Kopenhag kriterleri yerine getirilir getirilmez müzakereler başlar!’ sözünü 2002’de.

Ve Türkiye, mucize yarattı. İşte kriterler, buyrun müzakerelere, diyor ‘nasılsa gelmez’ diye verilen randevuda, karşılarında.

Ve artık zaman, Türkiye lehine işliyor. 17 Aralık’ta müzakerelere başlama kararı alınmazsa, AB kendi içinde büyük bir açmaza düşecek, kendi içinde sıkışacak. AB üyeleri arasında, Türkiye’nin karşıtı elbette var. Hatta eskiden yandaş gibi görünenler de katıldı saflarına. Ama yanılmayın, Fransa gibi ağırlıklı olsalar bile azınlıktalar ve en önemlisi, ileri sürdükleri çoğu gerekçelerin içi boşaldı, kalanını Türkiye boşaltacak, bir anda havanda su dövüyor bulacaklar kendilerini, fazla dayanamayacaklar.

Karşıtları varsa, yandaşları da var Türkiye’nin. Üstelik karşı gibi görünen ülkelerde bile, çoklar! Tüm AB üyesi ülkelerin ileri ve vizyon sahibi güçleri, Avrupa’nın geleceğinin DE Türkiye’nin üyeliğinden geçtiğini biliyor, görüyorlar.

Eğer işler ‘içte’ bozulmazsa, gümbür gümbür geliyor Türkiye ve girecek AB’ye.

Ama nasıl bir AB’ye?

Özel olarak Türkiye için değiştirmeyecekler; ama zaten, yirmiş beş üyenin ‘homojen’ bir uyum içinde işlemesi artık mümkün değil AB’de. Yapılanması mutlaka değişecek ve şimdiden tartışılıyor: Ya federatif, ya da konfederatif bir sistem kurulacak. Bu sistem içinde merkezi bir çekirdek ve çevresinde birincil, ikincil halkalar söz konusu olacak. Bir hayalden söz etmiyorum:Zorunlular böyle bir yapılanmaya. Nedenleri, bir başka yazı konusu olabilir. Bugün size, Türkiye’nin önümüzdeki on beş yıl içinde o merkezi çekirdekten değil ama, ikinci ya da üçüncü halkada yerini alacağını söylemek istiyorum.

Üçüncü halkada değil de, ikinci halkaya girmek, Türkiye’nin göstereceği performansa bağlıdır. Ekonomik ve sosyal uçurumlarını epeyce kapatmış, gelirini arttırmışsa, hemen ikinci halkaya girer.

Yok müzakereler 2005’te değil de, 2006’da başlatılacak diye ekonomisi sarsılırsa, üçüncüye bile giremez.

Çünkü Türkiye, ‘ihtiyacı var’ diye alınmayacak AB’ye. Varlığına ihtiyaç duyulduğu, ‘onsuz olmadığı’ için alınacak, bu böyle biline.

Eğer ileriye dönük ekonomi ve borsa hesaplarını gerçekten kısa vadede bir AB üyeliğine bağladıysak, vay halimize.

-------------------------------------------