Tutuculuk,cahillik ve düşmanlık
Radikal · 15 Ekim 2004
Fransa'nın devlet damgası 'R.F.', açılımıyla T.C.'nin karşılığı Fransız Cumhuriyeti olup, altbaşlığında 200 yıldan beri 'Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik' ilkesini taşır. Fransa'nın tarihine kanlı harflerle yazdığı bu üç kelime, kendi kaderiyle birlikte insanlığın ufkunda da yeni bir çığır açmış, kutsal devlet anlayışını parçalayan evrensel bir değişimi peşine takmıştır.
Oysa bugün, başta Fransa, gelişmiş gelişmemiş tüm toplumlar, bir zamanlar dünyayı aydınlatan 'özgürlük, eşitlik, kardeşlik' ilkesine sözde olmasa bile özde taban tabana zıt bir gidişat gösteriyorlar ve insanlığın dörtnala girdiği karanlık süreci, 'Tutuculuk, Cahillik, Düşmanlık' sacayağıyla simgelemek hiç de abartılı sayılmaz. Elbette ki hiçbir toplumun tamamı tutucu, cahil ve benzerine düşman değil. Ama 'özgürlük, eşitlik, kardeşlik' diye diye varılan demokrasinin 'çoğunluk iradesi' demekliği düşünülecek olursa, işte o halk çoğunluklarının hemen tüm dünyada tutucu, cahil ve benzerine düşmanlığı yadsınamaz.
Yarı gelişmiş Türkiye, Rusya, Çin ve Hindistan dahil, dünyanın tüm geri kalmış ülkelerinde halkların ezici çoğunluğu bilgisiz ve eğitimsiz, dolayısıyla dindar muhafazakâr, hatta köktendinci, dolayısıyla kendi dininden olmayan yabancı düşmanı. Peki gelişmiş dediğimiz, aslında salt daha zengin toplumların durumu farklı mı? Hayır. Başta dünyanın en büyük demokrasisi diye (yanlış) belletilen ABD, tüm varsıl Avrupa'nın tabanı tutucu, cahil ve düpedüz düşman olmayanı bile yabancı korkağı.
Dinlerin ayrışıp saflaştığı bir kültür çatışmasına doğru gidiyor dünya. 11 Eylül süreci hızlandırdı. Elbette ki tüm Müslümanlar değil, ama Müslümanların ezici çoğunluğu, eylemde olmasa bile söylemde Yahudilerden ve Hıristiyanlardan nefret ediyor.
Yahudiler, İsrail devletinin Filistinlilere karşı sürdürdüğü 'haksız' savaşa karşın, yakın geçmişte uğradıkları soykırım dolayısıyla Müslümanlardan çok Hıristiyanlara kin güderken; Hıristiyanlar ise hem Yahudilere hem de İslamiyet âlemine olan köklü sevgisizliklerini, ezici bir çoğunlukla söylemde değil, eylemde ortaya koyuyorlar.
Bu eylemler kimi yerde El Kaide saldırısını bahane ederek hiç ilgisi olmayan bir bölgeye, Irak'a saldıran ABD'nin yanında yer almakla gerçekleştiriliyor, kimi yerde AB'de Müslüman bir ülkenin varlığını, Türkiye'yi düşünmekte.
İşte dün Fransa, haftalardır köpürtülen bir öcü masalı, Haçlılara karşı Hilal ordusu, çünkü Müslüman Türkiye'ye karşı düşmanlığın, 200 yıldır yolunu aydınlatan 'özgürlük, eşitlik, kardeşlik' ilkesini ataerkil kinlere kurban eden bir karalama kampanyasını Ulusal Meclis'ine taşıdı. Ülkenin tutucu, cahil ve yabancı düşmanı tabanı öylesine coşmuştu ki günlerdir, doğrusu Ulusal Meclis'in böylesine ipe sapa gelmez ve ülkenin gerçek açmazlarıyla yakından uzaktan ilgisi olmayan içi boş gerekçelerle Türkiye'ye, üstünde hâlâ 'özgürlük, eşitlik, kardeşlik' yazan bir kürsüden, hangi siyasal ve insani ahlakla saldırabileceğini düşünüyordum.
Beklediğim olmadı. Fransız politikacıları, günlerdir kendileri bulandırdıkları suyu, kendileri durulttular. Birkaç koyu katolik dışında, Türkiye'nin tüm eksiklerine rağmen Avrupalılığını ve AB'yle müzakere hakkını teslim ettiler. Dinin, bir AB ölçütü olmadığını, olmaması gerektiğini vurgulayanlar ezici çoğunluktaydı. Çoğu, Türkiye yanlısı çoğu, ülkemiz hakkında cahildi. Tıpkı Türkiye'nin Avrupa hakkında cahil olduğu gibi. Dün, Fransız Ulusal Meclisi Türkiye'ye AB müzakerelerinde yeşil ışık yakmış sayılır.
Ancak, ister yeşil ışık yakanlar olsun ister kırmızı, tüm Fransa parlamentosu dün, bir umudun ardına sığındı: Türkiye müzakereleri sonuçlandırana kadar AB yapılanması federalleşecektir. Ve yeni yapılanmada Türkiye, AB'nin merkezinde değil, ya ikincil halkalarında yer alacaktır ya da ayrıcalıklı üye olarak.
Ben de böyle düşünüyorum ve söylemiştim zaten size. Umarım o güne değin tutucu, cahil ve düşman çoğunluk dünyaya özgürlük, eşitlik ve kardeşliği tümüyle unutturmaz.