Azınlık kim?
Radikal · 20 Ekim 2004
Mısır'a yaptığı uzun geziden İstanbul'da duraklayarak Paris'e dönen arkadaşım Claudine Baude, "Kahire'den sonra Atatürk Havalimanı'na inince, Avrupa uygarlığına döndüğümüzü anladık!" demişti. Arkadaşım Fransız olmasaydı, İstanbul'un Atatürk Havalimanı kuşkusuz Paris'in 'taşra' havalı limanı Orly'den sonra da daha uygar, daha Avrupalı görünürdü gözüne. İşte ben de bu duygularla indim dün gece, İstanbul'un yüzakı havalimanına.
Uçakta ARTE televizyonunun Türkiye temsilcisiyle karşılaştım. Ariane Bonzon, çizgi ustası Merlin'le birlikte İstanbul ve İstanbullular üzerine nefis bir kitap yapmış. Fransa'da basılan 'İstanbul et les Stambouliotes' (Glenat, 2004) geçen pazar TV5'teki Kiosque programında tanıtıldı. Deneyimli bir gazeteciyle değerli bir çizerin gönül koydukları İstanbul ve halkını ciddi bilgiler eşliğinde, hiç sıkmadan, eğlendirerek ve gözlere ziyafet bir estetikle anlatımı, kuşkusuz bugünlerde Avrupa'da Türkiye lehine en etkili çalışmalardan biri.
Ariane'la birlikte pasaport kuyruğuna girmiştik ki, ülkemizin çağdaş ve uygar havalimanını, garip çığlıklar kapladı. Birilerini dövüyorlar desek, tekme tokat ve özellikle de küfür efekti eksikti. Daha çok vahşi bir hayvan, başka bir vahşi hayvanın dişleri altında son soluğunu veriyor gibiydi. Atatürk Havalimanı ne kadar modern olsa da zaman zaman hayvan belgesellerine konu olacak manzaralarla dolup taşmıyor değil, gerçi. Ancak bu türlerin güneşle birlikte uyanıp uyuduğu düşünülünce, saat uygun sayılmazdı.
Ariane'ın endişeyle açılan gözlerinde, 'Acaba bir insan hakkı mı ihlal ediliyor, işkence falan?' kuşkusu okudum. Pasaporttan ilk ben geçtim ve polislerin yaka paça götürdükleri Ganalıları gördüm, geri döndüm, başka bir polisin karşısında elinde pasaportuyla dona kalan arkadaşımı rahatlattım: "Yok bir şey! Birilerini kapı dışarı ediyorlar..."
Türkiye'den sınır dışı edilen iki Ganalının çaresiz çığlıkları, dönmek istemedikleri ülkelerinde kendilerini bekleyen nasıl bir vahşetse, gerçekten hayvansal bir ürkünçlük içeriyordu. Ama Ariane da bilir, AB üyesi ülkelerin havaalanlarında da aynı çığlıklar ve aynı yaka paça durumlarıyla sınır dışı edilir üçüncü dünyalılar.
Kafam, uçakta gelirken okuduğum, 'azınlık nedir, ne değildir' tartışmalarıyla doluydu. AB'ye göre 15 milyon Kürt ve 12 milyon Alevi azınlıksa,; Lazlar, Çerkesler, Boşnaklar, Giritliler, Trakyalılar, Balkanlılar, Türkmenler, Azeriler neydi? Onlar da azınlıksa, çoğunluk kimdi, daha doğrusu çoğunluk kalıyor muydu ve Türk var mıydı, kime deniyordu acaba?
Bir Avrupa ülkesinde gerçek azınlık, karga tulumba sınır dışı edilen şu iki Ganalı sayılmaz mı? Sayılırsa, niye her gün her AB üyesi 'azınlık haklarını' çiğneye çiğneye sınır dışı ediyor azıcık aş, azıcık iş isteyen Ganalı, Ugandalı, Mozambikli birkaç garibi? Çünkü aşlarını ve işlerini paylaşmak istemiyorlar. Bugün azınlıkların, yarın çoğunluk olmasından korkuyorlar, kaçak göçerleri bırakın azınlık hakları, insan haklarını bile boşverip, aç billaç kapı dışarı ediyorlar. Türkiye de aynısını yapıyor yabancı kaçaklara karşı.
Ama aynı Türkiye, Armutluluyu kanırta kanırta gasp ve işgalle mülkün temeli adaletin içine eden, mahkeme kararlarının üstüne çıkıp oturan, yasak yapılaşan mahalleye tek bir kuruş vergi ödemeden otobüs işleten, okul yaptıran, cami kuran 'yerli' göçer ve kaçakları, tahliye ve yıkım kararına rağmen bırakın sınır dışı etmeyi, başkasının mülkü üzerine kurduğu yasadışı evlerden çıkaramıyor! Neden?
Çünkü o kaçaklar, bir Armutlu'da 50 bin, İstanbul'da 5 milyon, Türkiye'nin tüm büyük kentlerinin yarısını işgal eden, vergisini ödemediği hizmetleri bedava almaya alışkın milyonlar...
Çünkü başa çıkılmayacak kadar çoğunluklar.
Gerçek azınlık, onlara yapılan yolların, kanalizasyonların ve okulların parasını, çaldıkları elektrik ve kirlettikleri suyun faturasını vergileriyle ödeyen biz, yasaya saygılı vatandaşlarız. AB sayesinde azınlık vakıflarına özgürlük tanınmış. Bir 'Azınlık Türk Vakfı' kursak, nesli tükenen bir enayi türü olarak koruma altına alınır mıyız dersiniz?