İmana vefa
Radikal · 22 Ekim 2004
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Avrupa'yı ikna turlarının birinci durağı Fransa'da, 'genetik' Türkiye düşmanlarını yola getirmesini beklemiyordum. Ama peşin 'Hayır'cı olmayan, Türkiye'nin nüfus ve sosyal sorunlarından korkup müzakere tarihini ileri atmayı isteyen 'değişebilir'lere damardan girmesini umuyordum doğrusu. Gördüğüm kadarıyla yapamadı, çünkü imanıyla izanı arasında sıkıştı. Türbanı kamualanı ve okullarda kanunla yasaklayan, üniversitelerde iç tüzükle yasaklamaya kararlı, üstelik ABD'de doğum yapmak ya da çocuk okutmanın hiç moda olmadığı laik Fransa'yı, kızlarını türbanlarını çıkarmasınlar diye ABD'de okutmak zorunda kaldığını açıklayarak 'Biz de laikiz,' söylemine inandırması beklenemezdi tabii.
Dünden beri, Nicolas Sarkozy'nin Erdoğan'a söylediği: 'Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusunda kararını zaten verdi,' tümcesi, medyalara Chirac'ın 'Olur' dediği müjdesi gibi yansıyor. Oysa Sarkozy'nin bizzat kendisi sayın Başbakan'a, AB genişlemesinin sıkıntılarıyla ilgili bilgi verip, "AB nereye gidecek, nasıl bir genişleme gösterecek belli değil, önce bu sorunları aşmak gerekiyor" dedi. Bu Frenkçe kanaviçenin Türkçe işlemesi, Türkiye müzakerelerine en erken 2006'da 'olur' verilecek, müzakerelerin mümkün olduğunca uzun sürmesi için de elden gelen yapılacak, ne kadar yokuş varsa önümüze sürülecek, demektir sayın seyirciler ve yalnızca Fransa için değil, tüm AB için geçerlidir. Bence çok olumsuz bir tutum da değildir, süreci kısaltmak ve kurulacak tuzaklara düşmemek, tamamen Türkiye'nin göstereceği kararlılık ve irade istikrarına bağlıdır.
Nicolas Sarkozy, Başbakan Erdoğan'a karşı nezaket kuralları dışına çıkmadı, ama yüz de vermedi. Son dakikaya kadar Erdoğan'la nerede, nasıl görüşeceği belli olmadı. Örneğin Maliye Bakanı olarak Başbakan'ı otelinde ziyaret edebilirdi, gitmedi. Neden? Çünkü Sarkozy, oteline gitse TC'nin 'şimdiki' hükümet başkanını kabullenmiş sayılırdı. Sonuçta, Başbakan'la Türkiye Büyükelçiliği'nde görüşmeyi yeğledi Sarkozy: Türkiye Cumhuriyeti'nin içinden icraat yetkililerinin gelip geçtiği, ama devletin 'kaldığı' kurumsal simgeyi ziyaret etti. Şimdi diyeceksiniz ki, kim oluyor bu Sarkozy, kendisini ne sanıyor, nereden çıktı?
Nicolas Sarkozy, büyük olasılıkla geleceğin Fransa cumhurbaşkanı. Chirac'ın yükselmesine engel olamadığı, Chirac'a rağmen merkez sağı ele geçiren, ona rağmen İçişleri Bakanı ve Maliye Bakanı olan, sonuçta da Chirac'ın kurduğu partiye başkan olacak adam. Macar göçmeni. Babası Katolik, annesi Yahudi. İlk rağmeni annesine karşı başarmış, Yahudilikle ilgisini kesmiş ve kendisini Katolik bir 'laik' olarak tanımlıyor. Fransa'da İslami akımları zapturapta alan, Müslümanları 'zorla' örgütleyip devlete muhatap, dolayısıyla denetlenebilir kurumsallığa oturtan politikacı. Demokrattan çok, cumhuriyetçi. Türkiye'de yalan yanlış yazıp çizenlere karşın, Fransa'da Diyanet İşleri vardır ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir 'alt' bakanlıktır. Yani dinler, devlet denetimindedir. Yani Türkiye'ye benzer.
Fransa'nın Türkiye'ye yönelik çekinceleri üzerinde çok düşündüm. Sık sık, 'Bu kadar da olmaz!' diye isyan ettim, ayrımcılık yapıldığı kanısına vardım. Ancak Tayyip Erdoğan'ın ikna turları sırasında niçin 'inandırıcı' olmadığını, Bekir Coşkun sayesinde anladım.
Bekir Coşkun, önceki gün Hürriyet'teki nefis yazısında, AKP'nin çok istediği AB hedefini niçin tutturamayacağını 'Bilinçaltı...' olarak açıklamış ve hükümetin gönlünde yatan Türkiye'yi bütçe dağılımıyla açıklamış. Türkiye'nin mali bütçesinde, Adalet Bakanlığı'na ayrılan 1.268 katrilyon, Diyanet İşleri Başkanlığı'na ise 1.122 katrilyon.
Dine, adalet kadar kaynak ayıran bir devlet, laik değildir sayın seyirciler. AB'nin hiçbir ülkesinde, din işlerine bu para akıtılmaz. İşte size Türkiye ile devlet yapılanması benzeyen Fransa: İçişleri Bakanlığı'nın bütçesi, 10.5 Milyar avro.
Bu kaynaktan Diyanet İşleri Alt Bakanlığı'na ayrılan para, yalnızca 96 milyon 523 bin avro...
Fransa'nın memur statüsünde, yani devletten maaş alan, çeşitli dinlerden hepi topu 1465 din adamı var. Diğerleri kilise gelirleriyle meslek icra ediyor ve bu özerklik, her ağzına geleni söyleyebilir ya da her duaya amin dedirtebilire gelmiyor, çünkü devletin otoritesi tepesinde. Nerede bizdeki yüz binlerce memur imamlı laiklik, nerede bir zamanlar Hayrünisa Gül'ün 'inanç özgürlüğü ülkesi' diye örnek gösterdiği Fransa.
Tayyip Erdoğan, dolgun bir söylev çekti OECD'de. Ama din işlerine Adalet Bakanlığı kadar kaynak ayıran ve hükümeti imamlardan oluşan bir ülkenin, Avrupa laikliğinden nasiplendiğine kim, neye dayanarak ikna edilebilir ki?
Bu bütçe meselesi önemli, yeniden dönecek ve AKP hükümetinin din işleri kadar değer vermediği kültüre, eğitime ve gençliğe de bakacağız.