İşte size bir proje sayın bakanım!
Radikal · 27 Ekim 2004
1980'li yıllarda kuzularını sıcak ve kolay para çayırlarında otlatanlar; 'yeşil' çayırların ötesinde uzanan kıraç, kurak ve tehditkâr topraklara bakarak, 'Aman eğitim!' diye uyaran gariban idealistlere takılmış plak muamelesi çeker, 'Yine mi aynı yerde otluyorsunuz?' derlerdi.
Refah dağılımındaki uçurumlardan töre cinayetlerine, aşiret baskısından PKK savaşına, çokeşlilikten nüfus patlamasına, sokağa atılmak ya da köle gibi çalıştırılmak için üretilen çocuklardan kadın-erkek eşitsizliğine ve önce sol, sonra sağ, şimdi de mürteci teröre kadar her şeyin, her şeyden önce 'eğitim' sorunu olduğu ancak 2000'li yıllarda anlaşıldı.
Bugün Türkiye'nin AB önündeki en büyük, aşılmaz, gerçek engel, eğitimsizliğin yol açtığı geri kalmışlıktır.
Eğitim, yalnızca okul öğretisi değildir. Hatta asıl eğitim, okul dışında, bazen okula rağmen edinilen görenek bilgisi, yani kültürdür. Zaten bu yüzden değil midir ki, üniversitelerden de zır cahil çıkılabilmekte, hatta 'üniversite mezunu terörist' olunabilmekte; yükseköğrenim görmek bile din ve namus için öldürmemek, kadın dövmemek, aşiret reisi kulluğu yapmamak, kısacası akıllanmaya yetmemektedir. Çünkü Türkiye'de verilen en üst düzeyde eğitim bile, çağdaş düzeyde bir kültür geliştirmemektedir.
Kültür, bir görenek öğretisidir. Sinema, televizyon, tiyatro, güzel sanatlar ve müzikle üst yapısı gelişir, kitap okuyarak altyapısı. Bugün Türkiye'de, bale eğitimi alan çocuklar bale gösterisine, piyano öğrenen çocuklar klasik müzik konserine gitmiyorlar. Çünkü evdeki televizyonda kurşun olmadığı zaman göbek atılıyor. Ancak konumuz bu değil. Bugünkü konumuz, niçin Türkiye'de altı kişiye bir kitap düştüğü, aslında milyonlarca kişinin niçin HİÇ kitap okumadığı.
Doğru dürüst bir kaldırım görmeden, doğru dürüst kaldırım döşemek nasıl mümkün değilse; insanların önüne kaldırım taşları gibi kitap yığmak, okumalarını ne özendirir, ne de sağlar. Kitap okumayı, öğretmek gerekir. Özellikle çocuklara, gençlere.
Türkiye'de, yüz binlerce cami var. Ama benim bildiğim, kamuya açık kütüphane sayısı bini aşmıyor. Bu kitaplıkların çoğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı. Milliyet'te Gürkan Akgüneş'in haberinden öğrendiğimize göre, en çok yararlanılan bazıları, memur eksikliği yüzünden kapalı. Oysa üniversitelerimiz, işsiz kütüphaneci yetiştirip duruyor... Görmeden söyleyebilirim, çoğu kitaplığın durumu da içler acısı olmalı. Oysa Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu, kitaba ilgisizlikten yakınıyor, 'Proje getirin, bakanlık destekleyecek,' diyor.
Sayın Erkan Mumcu'nun iyi niyetinden, dinamik kişiliğinden kuşku duymuyorum. Üstelik bugüne değin aldığı yolda, sınırlı imkânlara rağmen başardığı işleri, düzelttiği eğrileri ve izlediği doğruları dikkatle takip ediyorum. Bizzat tanık olduğum pek çok cerahatı temizledi. Ancak bu kitap işinde, özel projelere destek vermekten önce, kendisine bağlı olan kütüphaneleri zenginleştirip sayılarını artırmak onun da aklına gelmiyor, çünkü kendisi de tüm çağdaş Türkler gibi kitap okumanın altyapısını oluşturan kütüphane göreneğinden gelmiyor...
Oysa İstanbul'daki halk kütüphanelerine son 8 ayda 195 bin kişi gelmiş. Avcılar'daki halk kütüphanesi 21 bin 463 'okur'la en rağbet edilen kütüphane. Bu sayılar cesaret vericidir.
Bu satırlarda Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Erkan Mumcu'ya ben bir proje sunuyor ve diyorum ki: Bakanlığınızın bütçesi 632 trilyon, Diyanet İşleri'ne ayrılan bütçenin ancak YARISI. Hepi topu 100 trilyonluk yatırım bütçeniz var. Turizmden kültüre ne kadar kalır bilmem ama, bakanlığa bağlı kütüphanelerin restorasyon, zenginleştirme ve kadrolarının tamamlanması, bence tüm projelerden daha öncelikli olmalı. Her yıl bir kentte yeni bir kütüphane açmak, o kütüphanelere kitap almak, zaten yayımcılığı da destekleyecektir. Eğitim Bakanlığı'yla ortak bir çalışma, hiç olmazsa kentlerdeki ortaöğrenim sınıflarını haftada bir, çok zorsa ayda bir kütüphaneye götürüp, bir saat, iki saat okuma dersleri düzenlemek, zaten eğitimin evrensel ABC'sidir.
Fransa muhabiri olarak, en iyi orayı biliyorum, yine Fransa'dan örnek vereceğim: İlk ve ortaöğretimde her okulun, her semt belediyesinin dört dörtlük bir kütüphanesi vardır. Diyeceksiniz ki Fransa'nın Kültür ve İletişim (yani devlet televizyonları) Bakanlığı bütçesinden, kitap ağırlıklı 'kültür'e ayrılan para 2 milyar 633 milyon avro.
Ama 100 trilyonluk bir yatırım bütçesinin yarısının yarısıyla bile, pek çok kütüphane donanır Türkiye'de ve okumaya dayalı 'kültür', yepyeni bir ivme kazanabilir. Zaten önümüzdeki yıllarda, Türkiye gerçek geri kalmışlığını ancak ve ancak kültüre yönelik eğitim politikasıyla yenebilecektir. İkinci bir olasılık yok.
Ve Türkiye, Turizm ve Kültür Bakanlığı'nın tam iki katını Diyanet İşleri'ne ayırdığı bütçelerle AB'li olamayacağını idrak edene kadar, geri kalmışlıktan kurtulamayacaktır.