Altüst kimlik: ‘memleket nire hemşerim?’
Radikal · 3 Kasım 2004
Bu mübarek çarşamba, Türkiye’nin siyasal düşünce doğrusundaki iki zıt ucun, nasıl eğrilip birbirine değdiklerini inceleyeceğiz, sayın seyirciler. Havasından mıdır, suyundan mıdır, yoksa kötü malzeme mi kullanılmıştır bilinmez; cennet vatanımızda hiç bir doğru düz kalmıyor, ister yapısal olsun ister düşünsel, her çizgi eğiliyor bükülüyor, sonunda yuvarlak oluşturuyor. Laik devleti, silahla yıkmak için yola çıkan fanatik şeriatçının çelik iradesi, cihat seferinde askerden yediği tokatlarla ısınıyor, ısınınca yumuşuyor, oluyor size mülayim demokrat. Oturup kaskatı şeriattan yumuşacık demokrasiye nasıl yuvarlandığını yazıyor, aslında insanlığın beş bin yıldır kullandığı ‘değirmen’i keşfetmiş, sert buğdayın öğütüle öğütüle una dönüşmesini ‘yeni’ diye anlatıyor. 28 Şubat kararlarının bu müthiş ‘aydınlanma’ sürecinde etkili olup olmadığını soruyorlar adama, ‘Yok,’ diyor, ‘Ben 90’larda değişmeye başlamıştım, ama başkalarının (şeriatçıların) demokrasiyi anlamasına yardımcı oldu...’ Doğrudur, o daha zekidir, 80 değirmeni onun aklını başına getirmeye yetmiştir. Şimdi şimdi unlaşan sert buğdayları da 28 Şubat’la öğütmek, pardon eğitmek gerekmiştir. Hikayenin burasına kadar, doğal yaşam belgeseli izler gibiyiz: Kenevir büküle büküle ip, insan eğrile eğrile ‘tip’ oluyor demek ki. Benim şaştığım, bu tipleri ‘cesur’, geliştirdikleri Pavlov refleksini de ‘laik demokrasi’ diye alkışlayanlar. Ama alkışlayanlara yakından baktığımızda şaşkınlık da kalmıyor, çünkü zaten onlar da öteki uçtan sert gelmişler, çağırdıkları darbelerin sillesini yiyince mülayim demokrat olmuşlar. Şimdi diyeceksiniz ki, sonuç yöntemi bağışlatır, tekme tokat, darbe marbe, yine de değişmişler, demokrasiye ve laikliğe iman etmişler işte.
İyi de sayın seyirciler, bizim ellerde hiç mi laik doğulmuyor? Hiç mi başından sonuna demokrat olunmuyor? Her kuşak yeniden mi keşfetmek zorunda demokrasiyi, her kuşak dövüle dövüle mi laik cumhuriyetin hidayetine ermeli?
Ya AB’nin emri deyu ‘azınlık hakları’ndan ayrımcılık ve ırkçılık damıtan demokrasi maniklerine ne demeli? Dünkü marksist darbeci, olmuş size azgın demokrat, tutturmuş alt kimlik, üst kimlik, Türk’e yeni gömlek biçiyor Türkiyeli diye, farkında bile değil ki o gömleği dikene de giyene de AB’nin ta kendisi ‘deli’ der, ancak.
Zaten bu alt kimlik, üst kimlik tartışmasına, bir nokta da ben koymak istiyorum, affınıza sığınarak: Ne alt, ne üst, düpedüz altüst bir kültür olan Türk kimliğine Türkiyeli üst kimliğiyle düzeyli bir ilişki yaşatmak isteyenler, aslında ‘Memleket nire hemşerim?’ alt kültüründen gelen demokratlardır, sayın seyirciler.
Adam ister tekke hocası olsun, ister üniversite, kalıbımı basarım İstanbul taksilerinden ‘mastır’ı vardır. Çünkü Türkiyeli kavramının prototop mucidi, İstanbul taksicileridir. Arabaya biner, gideceğiniz yeri söylersiniz, hiç şaşmaz otuz saniye sonra sorarlar, ‘Memleket nire hemşerim?’. İstanbulluyum demek işe yaramaz, çünkü o da kendisini İstanbullu saymakta, zaten İstanbul, tam da sayelerinde nüfusuna üst kimlik veremeyecek kadar genişleyip hantallaşmış, halkını alt kimliklere bölmek gerekmektedir. Taksici, ‘Hangi İstanbullusun, Erzincanlı İstanbullu mu, Sivaslı mı, Konyalı mı vb. hemşerim?’ diye üsteler zaten. Eğer gerçek azınlık, yani hakiki İstanbulluysanız ve Ali Sirmen’in yaptığı gibi: “Benim dedem de, dedemin dedesinin dedesi de İstanbulluydu!” diye kızarsanız, alacağınız yanıt, 30 saniyelik sessizlikten sonra, “Sen Ermeniyim desene be abi...” olabilir...
Sizi bilmem, ama bana kimse Türk yerine ‘Türkiyeliyim’ dedirtemez, sayın seyirciler. Çünkü ‘Türkiyeli’nin AB dillerindeki karşılığı, ‘from Turkey’, ‘de Turquie, ‘de Turquia’, ‘di Turchia’, ‘von Turkei’, vb. olup nereden geldiğimi belirtir, ancak ne kimliğimi vurgular, ne tarihimi, ne yurttaşlığımı, zaten ne de nereye gideceğimi.
Bilmiyorum aidiyet belirten ‘yalı’ ekinin yalnızca Türkçe’ye özgü ve AB dillerinde Fransalı, Almanyalı, İtalyalı, İspanyalı demek için kullanılan ‘de’, ‘di’ ve ‘von’ takılarının, ARİSTOKRATİK KİMLİK ilgeçi (edat) olduğunu öğrenmek için kaç üniversite bitirmek gerekir...
Türkiye tarihi her ne kadar Rezneli Niyazi’lerle doluysa da, Osmanlılar dahil Türkler, Kürtler, Aleviler ve geri kalan ve ileri giden vatan evlatlarına yapıştırılamayacak tek etiket aristokrat ve zaten bu toprakların doğurmadığı tek sınıf ise ‘aristokrasi’dir oysa!
Oysa, bilmiyorum bir halkın üst kimlik göbeğini kendisinin değil, dünya tarihinin kestiğini ve ‘ben yaptım oldu’ mantığıyla, bin yıldır Osmanlıya bile Türk demiş AB’nin Türke Türk demeye devam edeceğini anlamak için, kaç kütüphane devirmek gerekir.
Siz siz olun, her gördüğünüz sakallıyı babanız, her cüppeliyi de hocanız sanmayın.
Müslümanlığın tartışılamadığı yerde ‘tartışılmayan bir Türklük kaldı’ diyebilen demokrasi cahillerine, azınlık hakları allamesi diye kanmayın.
-------------------------