Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Himmet ve cinnet

Radikal · 17 Kasım 2004

AB'den müzakere tarihi beklediğimiz 17 Aralık'a doğru Avrupa'da İslamiyet'e karşı giderek artan anlayışsızlık, Türkiye'nin olası üyeliğine çekinceleri de katlıyor. Son örneğini Hollanda'da gördüğümüz gibi her fanatik Müslüman'ın işlediği suç, yalnızca ait olduğu göçmen topluluğuna değil, tüm Müslümanlara mal ediliyor ve yüksek sesle söylenmese de Türkiye'nin AB kapısındaki konumuna sıçratılıyor.

Bir Müslüman'dan tüm İslamiyet'i sorumlu tutmak eğilimi, birkaç dazlağın işi değil. O birkaç ırkçı doğrudan eylem yapıyor. Yani davranışla gösteriyor İslami 'dolgu'ya tahammülsüzlüğünü. Ancak eylemde aktif olmayan, söylemde bile pasif halk tabanlarının düşüncesi de farklı değil. Ve asıl, dünyanın her yerinde genetiğine yerleşik içgüdüsel kinleriyle basit insanlardan oluşan bu tabanların, harekete geçen marjinal öğelere verdiği suskun destek tehlikeli. Son yıllarda ve özellikle 11 Eylül'den sonraki İslami terör eylemleriyle beslenen ve tarihin karanlık sayfalarından süzülüp gelen ataerkil kinler, barbarca şahlanmak üzere kıpırdanıyor Avrupa'nın bilinçaltında.

Eğer İslami terör kıvılcım üzerine kıvılcım çakmasaydı bu köz bellekte, sanır mısınız ki ABD'nin paralı askerleri, böylesine fütursuzca, böylesine gaddarca davranabilirdi Iraklı direnişçilere karşı? Dünyanın gözü önünde yargısız infazlara, kameraya karşı beynine kurşun sıkılan, oysa teslim olmuş 'yenik' savaşçılara, bırakın uluslararası anlaşmaları ve insan haklarını, hiçbir vicdana sığmayacak bu vahşete, bunca tepkisiz kalınır mıydı yoksa?

Son seçimlerde dindarlık, ırkçılık ve cehaletten oluşan o karanlık belleğin uyandığını gördüğümüz ABD'nin, vücutları gibi kafaları da yağ bağlamış hantal ve gerici tabanını bir yana bırakacak olursak; niye hiç olmazsa bir nebze daha uygar Avrupa halkları tepki vermiyorlar sanırsınız, Irak'ta olan bitenlere? Ne bir ses, ne bir nefes, televizyonlarından fışkıran barbarlığa bakıp bakıp oturuyorlar. Evet herkes diş biliyor, kin biliyor ABD'ye ve vahşi askerlerine, evet hepsi acıyorlar Iraklı kurbanlara.

Ama Vietnam Savaşı sırasında sokaklara dökülen Avrupa halkları nerede? Nerede milyonlarca insanı bir araya getiren yürüyüşler yapılıyor?

Hiçbir yerde.

Avrupa'da son iki yıldır en etkileyici, en şaşırtıcı, en görkemli halk protestosu ne zaman ve kime karşı yapıldı? Madrid suikastlarından sonra, İslami teröre karşı topyekûn sokağa dökülen İspanya'da. Tırnak içinde düşünürseniz, Müslümanların öldürdüğü Katolik kurbanlara sahip çıkmak içindi. Benzeri suikastlardan kan revan içinde kalan Türkiye'de bırakın milyon, on bin kişi bile dökülmedi sokağa oysa. Acaba neden?

Ben düşündüm, aynı cellada, yani El Kaide'ye İspanya'da verilen halk tepkisi ve Türkiye'nin tepkisizliği üzerinde. Ve şöyle bir soru sordum kendime:

Acaba Türkiye'deki dört suikast, İslami terör değil de, herhangi bir Hıristiyan, Yahudi, Budist, hatta tanrı tanımayan aşırı solcu bir örgütün eseri olsaydı, yine aynı tepkisizliği verir miydi Müslüman halk tabanı?

Soruya cevabım 'Hayır' oldu ve öngördüğüm tepkiden kendim ürktüm: Eğer İstanbul'daki suikastları, lafın gelişi Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ya da aşırı solcular yapsaydı, bırakın sokağa inip İspanyollar gibi 'o... çocukları' diye bağırmak uslu uslu; Türkiye'nin altı üstüne gelir ve suçluların ait oldukları topluluklara yaşam dar edilir, camlar çerçeveler indirilirdi, sayın seyirciler.

İşte bugün Hıristiyan Avrupa da, aynı altkültür, dinsel bellek yüzündendir ki Irak'ta olan vahşete seyirci kalıyor; Faslı bir Müslüman'ın Hollanda'da işlediği cinayet, hem kültürel anlamda ülkede yaşayan tüm Türk ve Araplara ödetilmeye kalkılıyor, hem de Türkiye'nin AB üyesi olamazlığına yükleniyor.

Dünya, hızla bir kutuplaşmaya sürükleniyor. Bir kutupta İslam toplulukları, öteki kutupta Yahudi Hıristiyan tabanı. Dünya kamuoyu vicdanının, ırk ve din farklılığı gözetmeden Vietnamlılara verdiği destek, geçmişte kalan güzel bir insanlık hatırası.

Himmetten cinnete geçiliyor düpedüz. Bu kutuplaşmada suç kimin? Başka bir yazının konusu olmak zorunda.