Türkiye’nin dışındaki türkiye
Radikal · 18 Kasım 2004
Eğer dediğim çıkar ve AB 17 Aralık’ta Türkiye’ye müzakeere tarihi olarak 2005’i değil 2006’yı hem de koşullu olarak verirse, Avrupalılara kızıp köpürmeden önce, aşağıda sıraladığım haber başlıklarını anımsayın. Bu haberler, Milliyet ve Hürriyet’in Avrupa baskılarında yer almış ve genelinde AB, özelinde Almanya’da yaşayan kimi Türklerin, YALNIZCA iki gün, 48 saat içinde gösterdikleri ‘beceriler’e ilişkindir:
-Belçika’da Osman Çallı adlı Türk, eşi Teslime, annesi Sultan, Belçikalı eski karısı ve bir kadını daha öldürdükten sonra üzerlerine yorgan örtüp yaktı. Osman Çallı’nın, daha önce de kendi oğlu Niko’yu kaçırmaktan 18 ay hapis cezasına mahkum olduğu öğrenildi.
- Almanya’nın Rüsselsheim kentinde 5 kişinin yaralandığı (Türk) dünürler arasındaki kavgaya polis hemen müdahale etmediği için büyüdüğü öne sürüldü. Kent merkezindeki Moon butik önünde yaşanan ve sokağa taşınan kavganın (damat) Hasan Sönmez’in boşanmak üzere olduğu eşi ve iki çocuğunun annesi Arzu Doğan’dan istediği 14 bin Avro’nun verilmemesi üzerine çıktığı anlaşıldı. Tunceli’li iki dünür ailenin kavgası sırasında, Kicksboksçu damadını iki kez baldırından bıçaklayan Hüseyin Doğan, kafasından aldığı darbelerle yere yıkıldı. İki kaynana arasındaki kavgayı ayırmak isteyen gelinin arkadaşının ise, damadın annesi tarafından bir tutam saçının yolunduğu belirtildi.
- Verdiği vaazda ‘Almanları öbür dünyada cehennem ateşi bekliyor’ sözleriyle kin saçan Berlin’deki Mevlana Camii imamı Yakup T. Görevinden alındı. Kreuzberg semtindeki camiide gizli kameraya kaydedilen Yakup T.’nin vaazı, ZDF’nin haber programında yayımlanmıştı. Milli Görüş ile bağlantısı olduğu iddia edilen İslam Federasyonuna ait Mevlana camiindeki vaazında imam Yakup T.: ‘Bu Almanlar, bu ateistler, bu Avrupalılar koltuk altlarını temizlemiyorlar. Terleri kıllarına yapışıyor ve pis kokuyorlar. İyi Almanlar da var ama ateistler, ateist kalacaklar. Ne işe yararlar ki. Almanları öbür dünyada inançsızlıkları nedeniyle cehennem ateşi bekliyor,’ demişti.
Türkiye’de 70 milyon, Avrupa’da 4 milyon T.C. vatandaşı yaşıyor, değerli okurlarım. İki yüz yıl önce Avrupa, bilerek ve isteyerek Amerika kıt’asına yoksullarını olduğunca suçlularını ve mahkumlarını da ihraç etmişti. Oysa Türkiye, Avrupa’ya özel olarak seçilmiş potansiyel suçlular göndermedi. Genelinde yoksul köylüler, özelinde siyasal sığınmacılar ve askeri darbelerin sillesini yemiş ‘sakıncalılar’ gittiler. Derken PKK’lılar, DHKP’ciler her türlü terörist kendi imkanlarıyla ve ya bizzat devlet eliyle atandıktan sonra ne mal olduğu ortaya çıkan kimi din adamları ya da Türkiye’deki yasa dışı faaliyetleri kovuşturulunca kapağı Avrupa’ya atan şeriatçılarla tablo tamamlandı.
Ve bugün Avrupa ülkelerinde Türklerin işlediği suç oranı, suç çeşitleri Türkiye’deki oran ve çeşitlere eşdeğer, nicelik ve nitelik açısından da tıpatıp aynı. Başka bir deyişle, bir Türkiye var Türkiye’den dışra ve Türkiye’nin bücür bir kopyası yaşıyor Avrupa’da.
İster içre, ister dışra Türkler olsun, Avrupa’da en çok suç işleyen yabancılar sıralamasında nüfusa orantılı birinci sırayı T.C. yurttaşları alıyor. Hem de yıllardır.
Ancak Avrupa’da en büyük başarılara imza atan, başta sinema tüm sanat dallarında varlık gösteren, inanılmaz sayıda iş adamı çıkaran ve Avrupa parlamentosundan ulusal ve yerel meclislere, en çok siyasal temsilciyi gönderenler de Avrupa Türkleri.
Türkiye ‘en iyi’ ile ‘en kötü’yü aynı topraklarda yetiştiriyor. Anadolu, en parlakla en karanlığı emziriyor bağrında.
En kötünün bulunmadığı yerde, en iyi de olmuyor, diyesim geliyor adeta. Ne var ki bir randevu veriliyor, bir yol ayrımına geliniyor ve çağdışı, gerici, barbar, cahil, bazen de acınacak kadar gülünç ya da kurnaz kötüler; evrensel başarılara yelken açmak için fırsat bekleyen iyilerin önünü tıkıyorlar. İşte bugün Türkiye’nin AB önünde takıldığı engel, budur. AB nezdinde gideremediği tüm çekinceler, bir türlü yenemediği peşin hükümler, yine Türkiye’nin eseri, ‘bizden dışra bizler’in bağrında yeşeren kötü tohumlardır.
Sorun, AB’yi Türkiye’nin kötüsüne bakarak iyisinden vazgeçerse, kendisinden de geriye pek bir şey kalmayacağını ikna etmekte düğümleniyor. Ve bir kez daha iyilere düşüyor iş. Her zaman olduğu gibi aydınlık, karanlığı yenmek zorunda.
----------------------------