Dinler ve zihinler
Radikal · 1 Aralık 2004
'Adnan el-Hattan, Bahreynli bir şeyh. Bahreyn'in başkenti Mename. Mename'nin en büyük camii El Fatih. Adnan el-Hattan, cuma namazlarını Fatih Camii'nde kılmaya alışık. Zaten cami de Şeyh Hattan'a alışık. Fatih Camii'nde özel namazlık yeri ve özel seccadesi var. Ancak geçen cuma, camiden içeri giren Hattan, gözlerine inanamıyor: Ona ayrılmış yer ve seccadenin üstünde tanımadığı bir molla namaza duruyor. Hattan şeyh ya, gazaba geliyor ve beraberinde getirdiği korumalarına, 'Tez kovun şu kendini bilmezi,' buyuruyor. Korumalar, kendini bilmezi yaka paça çekiştirince, mollanın yakasından önce sakalı düşüyor. Bir de bakıyorlar ki sakalın altında 40 yaşlarında bir kadın var! Şeyh Hattan merhamete geliyor ve cuma namazında erkeklerle 'eşit' saf tutabilmek için sakal takan sofu kadını resmi güvenlik güçlerine teslim etmek yerine, camiden attırmakla yetiniyor. Olayın sonucu, Marianne dergisine 'Şeyhin İslami hoşgörüsü!' yorumuyla yansıyor.
Semra Uzun, Almanya Berlin doğumlu tesettürlü bir Türk kızı. Ailesi Semra'ya Türkiye'den koca ithal ediyor ve henüz 15 yaşındayken amcasının oğlu Cengiz'le zorla evlendiriyor. Ancak Cengiz, Almanya'ya uyum sağlayamıyor (Semra'nın ailesi ne kadar sağladıysa...) ve kocasından sürekli dayak yiyen Semra, 'eşi'nden ayrılıyor. Üç yaşındaki kızını alıp bu kez teyzesinin oğlu (sığınmacı) Şeref Y. ile yaşamaya başlayan genç kadın, 20 yaşında ikinci çocuğunu doğuruyor. Henüz 21 yaşına bastığında da eski kocası ve amcasının oğlu Cengiz tarafından 30 bıçak darbesiyle, sokak ortasında öldürülüyor. Annesi gözleri önünde öldürülen 3 yaşındaki Eda, geceleri çığlık çığlığa uyanıyor. Altı aylık Berdan ve Eda'yı kimlerin büyüteceğine Berlin Gençlik Dairesi karar verecek, önümüzdeki günlerde.
Altı yaşındaki Türkiye doğumlu Yasemin'in annesi Avusturyalı, babası Türk. Babasından ayrılan annesi tarafından Avusturya'ya kaçırılıyor. Türk baba Türkiye'de mahkeme açıyor ve Yasemin'in velayetini kazanıyor. Türkiye'nin adli kararına uyan Avusturya polisi, küçük kızı gece yarısı annesinin Lienz'deki evinden alıp Türkiye'ye gönderiyor. Avusturyalı anne Franziska Kobal, ülkesinin medyalarına: "İstanbul'da kızımın babasıyla yaşayacağı Fatih semti, küçük bir Tahran.." diye ağlıyor.
OFPRA, Fransız devletinin 'vatansız ve sığınmacıları koruma kurulu'nun kısaltılmış adı. Fransa'dan sığınma ve oturma izni isteyen kaçak göçmenlerin taleplerini inceleyip karara bağlıyor. Mebzul miktarda Türk vatandaşı, oturma ve çalışma izni alabilmek için OFPRA'nın kapısını aşındırırken, Fransa'ya sığınmak için icat ettikleri gerekçelerle Fransız yetkililere parmak ısırtıyor, çevirmenlere ise tırnak kemirttiyorlar. Geçen hafta Mehmet Ş. Adlı bir Türk vatandaşı vardı kurulun karşısında. Boynuna el kadar bir haç takıp gelmiş, 'Ben Ermeni'yim, Türkiye'de dövüldüm, sövüldüm,' diye anlatıyor. Kurul, 'Ama nüfus kâğıdınızda İslam yazıyor,' diye şaşıyor. Mehmet Ş. 'Zorla yazdılar,' diyor. 'Ermenice biliyor musunuz?' sorusuna yanıtı, 'Yassahtı, okutmadılar.' Arada bir boynundaki haçı öpüyor, 'Vallah Ermeni'yim!' diye ağlıyor. Kendisini Ermeni diye yutturmaya çalışan Bursalı Müslüman Türk Mehmet Ş.'nin Fransa'daki kaderi henüz meçhul. Ancak bir önceki hafta, Diyarbakırlı Kürt Müslüman bir Türk vatandaşı daha kurnaz çıkıyor, Fransa'daki Ortodoks bir rahipten aldığı 'Rum Kilisesi'nde vaftiz edilmiştir,' belgesiyle 'sığınmacılığa' hak kazanıyor OFPRA'dan...
Alman Focus dergisi, geçen haftaki sayısında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'Hıristiyan AB'nin Müslüman Türkiye'yi kabulü gerektiğine' dair görüşlerine yer veriyor. Tesettürlü eşine, aile yaşamına değiniyor ve Erdoğan'ın kızlarının, başlarını açmayı reddettikleri için Türkiye'de okuyamayıp ABD'de öğrenim gördüklerini konu ediyor.
17 Aralık yaklaşıyor ve Avrupa, kara kara düşünüyor, sayın seyirciler. Türkiye ve Türklerden çok, İslam dinini ve Müslüman zihnini.