Türkiye’ye inanmamak…
Radikal · 5 Aralık 2004
Hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye'nin AB mücadelesi, ülkemizin çağdaş uygarlık yolundaki bayrak yarışıdır. Ama bu yarış, aynı zamanda Türkiye'nin aydınlık yüzüyle karanlık yüzünün, ilerici güçlerle gerici güçlerin kavgası. Bayrağı kapan ilerici, Türkiye'nin Avrupalı bir demokrasi olduğuna inandırmaya çalışıyor AB'yi; gerici ise doğulu bir faşizm olduğuna. Demokrat Türkiye koşuyor, faşist ve dinci Türkiye frene basıyor AB önünde. Avrupa, şaşkın. Hangi Türkiye'ye inanması, hangi Türkiye'ye güvenmesi gerektiğine karar veremiyor. Çünkü Türkiye'nin girdiği bayrak yarışını, Avrupa yolunda bile değil, bizzat Türkiye'de kimin kazanacağı, hangi göndere, ne amaçla çekeceği belli değil.
Geçen cuma bu sütunda, bir Avrupa ülkesi Fransa'nın en seçkin bilim kurumunda, her şeyden önce o kuruma kabul edilme başarısını göstermiş genç bir Türk ve Fransız yurttaşının Avrupa'yı Türkiye'nin ilerici yüzüne inandırmaya çalışan girişimini okudunuz. O genç, Türk bayrağını Ecole Polytehnique'in gönderine çektirmeyi başardı. Polytechnique'in ne hepsi üst düzeyde asker komutanlarının, ne de Fransız ve yabancı öğrencilerinden birinin bile aklına, törenle göndere çektikleri Türk bayrağına bakıp, 'Burası Fransa Cumhuriyeti toprakları. Bu topraklarda Fransız bayrağından başka bayrak dalgalanamaz' demek gelmedi. Kendi gönderlerine çektikleri bir bayrağı yakmaları, zaten düşünülemezdi.
Oysa aynı cuma günü, Muğla'nın Dalaman ilçesinde bahçesine Türk ve Alman bayrakları asan Alman yurttaşı Kadhemz Ererichs'in evinin önüne üşüşen 6 faşist solcu, 'haneye tecavüz'le girdikleri bahçede Alman bayrağını gönderden indirip törenle yakıyor ve 'marifet'lerini basına: 'Burası Türkiye Cumhuriyeti toprakları, bu topraklarda Türk bayrağından başka bayrak dalgalanamaz...' diye açıklıyorlardı. Cüdamlar, İşçi Partisi üyesi, bayrak yakarken 'ayı vurmuş dayı' pozlarıyla çektirdikleri fotoğrafları da 'eylem koduk'ları babında dağıtıp, 'İşte yabancılara toprak ve mülk satışının sonucu budur. Bu vatan sahipsiz değildir. İP Ortaca İlçe Örgütü derhal (!) gereğini yapmış ve Alman bayrağını indirip yakmıştır' diye de gururla tekmil veriyorlardı. İşte Avrupa'yı Türkiye'nin doğulu bir faşizm olduğuna inandırmaya çalışan gericiler de bunlar. Sözde solcu, özde ırkçılar. Ülkemizde hepi topu 20 bin Alman yaşıyor, sayın seyirciler. Oysa Almanya'da 4 milyon Türk var. Milli bile değil, her Türk takımının maçında, stadyumlarda Alman bayrağından çok Türk bayrağı dalgalanıyor, daha geçen hafta 40 bin Türk ve Alman, ellerinde her iki ülkenin bayrağından binlercesiyle döküldü sokaklara, 'teröre ve şiddete karşı el ele' diye yürüdüler bu ülkede. Üstelik Almanya'dan 'maaş' dışında ev bark alan, iş kuran Türkler arasında epeyce 'gâvur düşmanı' İslamcının yanı sıra, epeyce marksist, hatta milliyetçi solcu İP üyesi bile var ve nedense bugüne değin, hiçbirinin aklına gelmedi, 'Yahu burası Alman toprağı, ben buradan nasıl maaş, ev, bark alırım?' diye sorgulamak. Zaten bir Alman-Türk bayrağını yakmaya kalksa, önce aynı örgütün üyeleri 'ırkçı' ve 'faşist' diye yaygara koparırlar!
Yine aynı cuma günü, İstanbul'da cuma namazından çıkan dinci faşistler de Beyoğlu sokaklarına döküldüler. Sakalı aklından uzun karanlık yüzlü erkekler önde, kafalarının karası çarşaflara bürünmüş kadınlar arkada; ne gariptir ki aşırı sağın en ucundaki bu ucubeler de, dinsiz olması gereken solun en temel sloganlarıyla yürüdüler: 'Emperyalist kâfirler, İslam topraklarından def olun... Üsler kapatılsın, vb.'
Bu sloganlardan 'kâfir' ve 'İslam' sözünü çıkarın, aynı laflar bugün 'milliyetçi sol'un ağzında. Demek ki sınırlı zekâlar, koşullandıkları ideoloji ne kadar farklı olursa olsun, 'faşizm'de buluşuyorlar. Sağdakiler ümmetçi, soldakiler milliyetçi faşistler, o kadar. Ve bütün haklı davaları kirleten, bütün doğruları saptıran işte bu güdük kafalar geri bırakıyor Türkiye'yi uygar çağdaşlığa koşmaya çalıştığı bayrak yarışında.