Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Tarihin en büyük barış projesi

Radikal · 15 Aralık 2004

İspanya, tek bir adamın tarihiyle birlikte talihini değiştirdiği ülkelerden biridir. Atatürk yenik ve parçalanmış bir imparatorluktan nasıl yepyeni bir ülke ve rejim, Türkiye Cumhuriyeti'ni yarattıysa, İspanya Kralı Juan Carlos da ülkesini 40 yıl süreyle dünyadan izole eden bir dikta rejiminden sonra İspanya'nın yeryüzünün en modern demokrasilerinden birine kavuşmasını sağlamıştır.

İspanya'nın kaderi, faşist diktatör Franco'nun ölümünü izleyen günlerde, Kral Juan Carlos'un iki dudağı arasındaydı. İspanya'nın yarısı Franco'nun yandaşı, dikta sisteminde yolunu bulan ya da başka bir düzen hayal edemeyecek kadar cahil ve dindar, yani Tanrı'nın dünyadaki temsilcileri olarak yutturulan Papa/Kral/Franco üçgenine iman etmiş; diğer yarısı ise krallık rejimini bile reddeden cumhuriyetçilerle, susturulmuş demokratlardan oluşuyordu. Franco'nun ölümünden sonra, Juan Carlos'un önünde krallığını koruyabilmek için iki seçenek vardı: Monarşiyi mutlak kılmak ya da paylaşmak. Kendisini ülkenin Franco'dan sonraki tek hâkimi haline getirecek mutlak monarşiyi ilan etmesi için gereken güce sahipti, çünkü ordu yanındaydı. Ancak Juan Carlos, ülkesinin aynı davada kanlı bir iç savaş yaşadığını ve bu savaşın 40 yıl süren bir diktatörlükle sonuçlandığını birebir yaşamış, gençliğini Franco gibi bir diktatörün gölgesinde göstermelik bir kral olarak geçirmişti. Mutlak monarşi, Juan Carlos'un iktidarını orduyla paylaşması demekti. Ve İspanya Kralı, monarşiyi ordu yerine halkla paylaşmayı tercih etti. Tüm İspanya'da hayatın durduğu ve halkının kendisini dinlediği tarihi konuşmasında, ülkesinin yolunu 'Parlamenter Monarşi' olarak çizdi. Bu rejim, kralın İngiliz sarayından daha fazla iktidar sahibi olduğu bir demokrasi demekti. Hem de Avrupa'nın pek çok ülkesinden daha ileri, federatif bir demokrasi.

1976'da İspanya bir referandumla başlatılacak siyasal reforma 'Evet', dedi.

1977'de Bask ve Katalan bölgelerine geçici özerklik verildi.

1978'de yeni anayasa referandumu yapıldı. Ve İspanyol halkının yüzde 88'i Parlamenter Monarşi'yi, federatif sistem yapılanmasıyla birlikte kabul etti.

1980'de Bask Ülkesi ve Katalunya'nın özerkliği kesinleşti.

1982'de İspanyol Sosyalist İşçi Partisi PSOE'nin seçimle iktidara gelmesiyle demokrasiye geçiş süreci tamamlandı.

1983'te İspanya 17 özerk bölgeli bir federasyon oldu.

1986'da AB ile sekiz yıldır sürdürülen müzakereler, İspanya'nın tam üyeliğiyle sonuçlandı.

AB yolunda son beş yıldır büyük atak yapan Türkiye, iki yıldır çıkardığı yeni yasaların sayısı ve gösterdiği performansla haklı olarak övünüyor. Ancak, bir de İspanya'nın 10 yılda nereden nereye geldiğine bakar mısınız? İspanyollar, yukarıda saydığım reformları, başta Kral Juan Carlos, tüm İspanyol toplumu belli bir demokratik olgunluğa eriştiği için yapabildi. Faşizmden demokrasiye geçişini, AB'ye tam üyelik sürecine denk getirdi, birlikte gerçekleştirdi. Bir örnek vermek gerekirse, bugün dünyanın en büyük, en saygın medya grupları arasında sayılan El Pais, salt İspanya'yı AB'ye taşımak amacıyla kuruldu 50 gazeteci tarafından ve gazetenin ilkesel tüzüğünün en başında, 'İspanyol kamuoyunu AB'ye hazırlamak, Avrupa değerlerini savunmak ve yerleştirmek,' yazar.

Avrupa Birliği, her yüzyılı kanlı savaşlarla geçen 5 bin yıllık insanlık tarihinin en büyük barış projesidir. Avrupa Birliği, evrensel hegemonyasını giderek bir medeniyetler çatışması, hatta din savaşları perspektifi üzerine kuran ABD'ye en uygar, en güçlü demokrasi birliğinin cevabı ve alternatifidir. AB üyesi ülkelerin hepsi, İspanya türü bir federasyon değil. Kimse kimseyi federasyon olmaya zorlamıyor. Örneğin Fransa üniter bir devlet. Ve İspanya kendi Basklarına, Katalanlarına, Andaluzlarına, Galiçyalılarına vb. özerklik verdiğinde, Fransız Baskları, Katalanları, Brötonları ve Normanları, 'Hani bize, hani bize' diye ayaklanmadılar. Niye? Çünkü eşitlik, özgürlük ve refaha onlar çoktan kavuşmuşlardı.

İşte bu noktada, Türkiye yurttaşı Kürtlerin artık olgunluk göstermeleri ve adı konulmamış özerklik talepleri yerine, her şeyden önce 'kabile' değil, 'birey' olmalarını sağlayacak töre düzeniyle mücadele etmeleri gerekiyor. Bölgedeki aşiret düzeni sürdükçe, ne demokrasiyle ulaşabilirler refaha ve özgürlüğe, ne de AB uygarlığına. Aşiret, reis, ağa, baba otoritesini kıramayanlar, özerklikten de ancak 'seçilmiş' efendilere köleliği türetebilirler. İspanya'nın en zengin ve kültürlü halkları oldukları için en ileri düzeyde özerklik alan İspanyol Basklarına, Katalanlarına gıpta etmeden önce, hele bir Fransız Brötonları, Normanları kadar ve feodal otoriteye karşı 'birey' ve 'yurttaş' olmayı başarsınlar, sonrasını kendi varacakları demokratik olgunluk, bilinç ve kültür düzeyi belirler.