Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Tarihin talihi yendiği gün

Radikal · 16 Aralık 2004

Bugün, Türkiye’nin talih dizginlerini eline aldığı ve tarihinde yepyeni bir sayfa açtığı gündür. Ülkelerin kaderini çoğunlukla hem kendileri, hem de dış etkenler, hatta dünya konjonktürü belirler. Ancak gerçek ve kalıcı zaferleri, o kaderin çizilmesinde ağır basan, dolayısıyla geleceğini bilinciyle biçimleyen ülkeler kazanır. Türkiye, böyle bir geleceği 1923’te çizmiş ve dünyanın kendisine layık gördüğü ‘makus talihi’ ilk kez küllerinden doğarak, cumhuriyeti kurarak yenmiştir. Avrupa Konseyi’nde AB liderlerinin bugün açıklayacağı müzakere kararı, hiç kuşkunuz olmasın ki, Türkiye’nin ‘makus talihi’ne ikinci zaferi olup, ‘dışardan’ çizilmiş bir yol haritası değildir. Hiç birisi tam olarak yandaşı olmayan, en yandaşı olanın bile kuşkuyla baktığı; çekincelerle, sakıncalarla yaklaştığı bu devletlerden müzakere tarih ve sürecini, adım adıma, adam adama, soluk soluğa bir markajla almıştır Türkiye.

Bugün AB, Türkiye’ye müzakere tarihi vermiyor. Bugün Türkiye, AB’den müzakere tarihi alıyor. Bu böyle biline ve geleceğini çizen Türkiye’nin, istediği ve inandığı bir hedefe kilitlendiği zaman nasıl güçlendiğinin yanısıra, imkansızı başardığı iyice görüle.

Bu başarıda AKP iktidarının sergilediği inançlı, inatçı ve devamlı kararlılık elbette çekici güçtü. Ancak cumhurbaşkanı, ordu, muhalefet, basın ve halk tarafından desteklenmeseydi, o çekicinin ardına Türkiye, kurumsalı ve toplumsalıyla takılmasaydı sonuç alınmaz, hedefe varılmaz, yine bir başka bahara atılırdı müzakere takvimi, çünkü takvimi açtıran reformlar yapılamazdı.

Bu satırları yazarken AB konseyi henüz başlamadı ve ben Türkiye’ye müzakere tarihi verileceğini tahmin etmekten öte, ne takvimi biliyorum, ne de müzakerelere bağlı olarak koşulacak şartları. Ancak, Türkiye’nin kabul edemeyeceği türden, yani caydırıcı, yani ‘aman şunu da isteyelim de kendileri AB’yi istemesin,’ türünden bir katakulli beklemiyorum. Neden derseniz, çünkü Avrupalı devlet yöneticileri, bazen Fransa örneğinde olduğu gibi kamuoylarının büyük çekincesine, hatta düpedüz muhalefetine karşın AB açısından Türkiye’yi dışlamanın, içeri buyur etmekten daha büyük bir risk taşıdığını, hatta tehlikeli olduğunu anladılar.

Fransa müzakere tarihine, üyeliğe değgin Türkiye’ye en yoğun muhalefeti geliştiren, dolayısıyla bugünkü konseyde en kritik ülkeydi. Ülkeydi diyorum, çünkü cumhurbaşkanı Jacques Chirac, başta rakibi Nicolas Sarkozy, kendi partisinin hükümeti dahil tüm siyasal yelpazede yaygın, hem de kamuoyunun üçte ikisinin Türkiye karşıtlığına rağmen ‘popülizm’ yapmadı ve Türkiye’ye ‘evet’ diyeceğini ilan etti. Üstelik, önceden dile getirdiği ‘imtiyazlı ortaklık’ önerisinden vazgeçerek, ön şartsız olarak. Eğer en riskli devletin başkanı böylesine munisleştiyse, AB’de Türkiye yanlısı devlet liderlerinin ağır bastığına ve bugün, Türkiye’ye makul bir müzakere tarihi önerileceğine eminim.

İşte bu tarih, Türkiye’nin tarihinde yeni bir sayfa açan, ancak o sayfayı doldurmayı Türkiye’nin insiyatifine bırakan bir dönemeçtir.

Ülkemiz; İspanya’ya, Portekiz’e, Yunanistan’a cömertlikle, post komünist ülkelere ise istemeden, adeta zorla verilen üyelik bile değil, bir müzakere tarihini 41 yılda alabilmiş oluyor bugün. Ozan Salih Ecer’in dediği gibi, ‘Biz Türkler alnımız lekeli doğarız’, tüm büyük imparatorluk çocukları gibi. Kan vardır döktüğümüz ve döktürdüğümüz, kin vardır beslediğimiz ve büyüttüğümüz. Düşmanlığımız ve dostluğumuz yüzyıllarca sürmüştür, yüzyıllarca da unutulmaz. Din demiş vuruşmuşuzdur, millet demiş vuranı vurmuşuzdur.

Ama bir gün, başkalarına ‘armağan’ ettiğini 41 yılda ancak aldığımız AB’nin en etkin ve büyük devleti olabileceğimiz için zora koşulmuşuzdur. En zoru şimdi başlıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin sebat ederse ‘rönesans’ı olabilecek, cayarsa ‘eski tas, eski hamam’da göçmeye terkedileceği müzakere sürecini, pazar günü anlatacağım.

---------------------------------