Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Gericinin sağı solu yoktur

Radikal · 22 Aralık 2004

'Sen dünyaya uy, çünkü kafan dünyanın uyamayacağı kadar küçüktür.'

G.C.Lichtenberg

(Aphorismen, 1799)

Brüksel zirvesi ne kadar zamanda Ankara zırvasına dönüşecek diye merak ediyordum, gecikmedi. Zafer ve yenilgi benzetmeleri yeterince abartılıydı, yetmedi. Bir müzakere tarihi alacak olduk, iktidar yalakalarına bakarsanız AB'ye girdik, muhalefete kulak verirseniz çıktık bile. Daha doğrusu kapı dışarı edildik. Yurdumun insanı böyle işte: Ortası yok. Ya ak diyor, ya kara. Üstelik renk körü galiba, birinin ak dediğine, öteki kara diyebiliyor. Aslında bilinç körü demek daha uygun; gerçeği görmek yerine 'istediğini' ya da 'koşullandığını' görüyor.

Brüksel zirvesine 'zafer' diyenler öyle içten sevinçli, 'yenilgi' diyenler öyle derinden gamlı ki, vallahi iyi ki 'ortada' bir AB var ve sesi çıkıyor da, Türkiye kıt'a sahanlığında birinin attığını ötekisinin tuttuğu 'Forvet İktidar' ile 'Kaleci Muhalefet' arasındaki karambolde, gerçek golleri ofsayta çıkanlardan ayırabiliyoruz.

Ama hakareti, övgüden ayıramıyoruz: Bir Avrupa lideri, Başbakan Erdoğan için 'Halı tüccarı gibi pazarlık etti,' deyince küplere bindi Brüksel'de Türk heyeti. Oysa dün Başbakan'ın danışmanı Egemen Bağış, televizyonlarda 'Tüccar politikası izledik ve kazandık,' diye övündü, kimse gocunmadı. Acaba tüccarın halıcısı mı 'hakir' görülüyor Türk politikacıların indinde, yoksa 'tüccar' tanımı kâfir dilinde mi hakarete dönüşüyor?

Avrupa, Brüksel zirvesinin ardından 'Dize geldik' diye dövünenleri yalancı çıkarıyor. Çünkü onların karşısına, 'müzakere tarihi aldılar,' diye dövünen AB'lileri koyuyor.

Eğer Türkiye, Brüksel'de önemli bir başarı elde etmeseydi, örneğin dün Fransız meclisinde yine bizim eller tartışılmaz, 'AB, Türkiye önünde eğildi!' diye bağrışılmazdı.

Ama aynı Avrupa, 'Girdik, gördük, yendik' diye övünenleri de yalancı çıkarıyor. Çünkü onların karşısına da, Brüksel zirvesinden çıkan kararı, 'Müzakere tarihi hiçbir şey demek değil, Türkiye yolunu demir ağlarla çevirdik, saparsa çarpılır, giremez,' diye savunan sözümona 'yandaşlarımızı' koyuyor.

Dolayısıyla ortada ne zafer, ne yenilgi, ama bir başarı var: Türkiye bastırdı, verilmek istenmeyen bir müzakere tarihini aldı. Müzakere dediğiniz zaten uçlar arasında bir orta yol bulmak, her ucun biraz yaklaşmasıyla varılan mutabakat değil de nedir? Türkiye, AB'ye tam üye olmak istiyorsa, elbette ki eşitlik ve oy birliğine dayalı bu kurumun iyi ya da kötü, küçük ya da büyük, ama üyesi olan Kıbrıs Rum Devleti'ni tanıyacaktır, aksi düşünülemez. Bu bir tavizse, Türkiye'nin çok daha büyük bir çıkarı için, AB üyeliği için, elbette verilecektir. Ancak tanımayı aceleye getirmeyecek, bedava sunmayacak, ikram da etmeyecektir. Ver gülüm, al gülüm diye çekişilecek, Kıbrıs Rum Yönetimi'ne baskı yapılacak, ondan da tavizler istenecek, alınacak ve ardından anlaşılacaktır. Aklın yolu da budur. Bir müzakere sürecinde taraflardan hiçbiri, 'Hep bana

hep bana, nah sana nah sana' zihniyetiyle oturamaz masaya. Oturmaya kalkarsa da, kaldırılır. Rumlar için de geçerlidir kural, Türkler için de.

Önemli olan, 'zot'lukla hiçbir yere varılmayacağını anlamaktır.

İşte bu anlamda, Türkiye'nin sağ solu yok, 'zot'çular gerek sağda, gerekse solda aynı sığ batak, aynı çıkmaz sokakta çelik çomak oynuyor, sayın seyirciler. Ne kadar gariptir ki Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine Türk bayraklarıyla 'Evet' diyenler, Avrupa 'sol'uydu. Brüksel zirvesi sırasında İstanbul sokaklarına

'Kahrolsun AB emperyalizmi' diye inenler de... Bizim sözde Türk solu.

Ne tuhaftır ki Atatürk'ün 'muasır medeniyet'ini hedef gösteren solcularla hedef alan sağcılar, tam da bu hedefe varmak umudu doğan yerde, birdenbire aynı söylemle frene bastılar. Baykal, Denktaş ve Ağar'ın bir gün aynı ağızla konuşacağı, kimin aklına gelirdi ki? Yalnız bu hilkat garibesi üçüzlerin AB isteksizliği bile, beni Türkiye'nin AB isteğinin doğruluğuna inandırıyor, dostlar. Ya sizi?