Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Kendisiyle dövüşen Türkiye

Radikal · 24 Aralık 2004

Bilkent Üniversitesi'nden Prof. Norman Stone, Alman Die Welt gazetesine, 'Türkiye'nin İspanya'nın geçmişinde olduğu gibi büyük bir başarı hikâyesi olabileceğini, yazmış. İspanya'nın 1000 yılını İslamiyet'in egemenliğinde geçirdiğini, aydınlanma süreciyle birlikte modernleştiğini anımsatmış.

Ülkemizin AB sürecindeki macerası, bana da İspanya'yı anımsatıyor. Daha doğrusu, anımsatıyordu. 18 Aralık'tan öteye ulusal kafa sınırlarımız içindeki 'yarım bardak' fırtınasına bakarak, yitiriyorum umutlarımı. 3 Ekim 2005'e kadar bir fikir barajı kurması, ondan öteye de 80 bin sayfalık bir uyum gölü doldurması gereken Türkiye, 'Amanın da AB'nin bardağı' atışmasında ikiye bölündü, birileri 'doludur yarısı, başımıza darısı' diye türkü çağırırken, diğerleri 'yarısı boştur, dolusu yokuştur' ağıtı yakıyor.

Oysa devasa AB projesini, yarım bardak hacminde tartışan bu Türkiye, aynı süreçteki İspanya mucizesinin 'remake'inden çok, sanki Stanley Kubrick'in muhteşem komedisi 'Doctor Strangelove'da 'reality show' yapıyor. Bu unutulmaz filmde Pentagone'da görevli bir Nazi, ABD Başkanı Muffley ve Albay Mandrake rollerini üstlenen dâhi aktör Peter Sellers, özellikle Nazi Doctor Strangelove tiplemesinde bizim tüm 'yarım bardakçılar'ın bir özeti. Peter Sellers'in deli doktoru sol eliyle sağ elini zaptetmeye çalışırken ayağı havaya kalkan, ayağını indirmeye uğraşırken kendi diziyle kendine tekme atan bir yaratıktı. Bilinçaltıyla bilinçüstü dövüşen Türkiye'nin görünümü de aynı.

Doğası gereği 'evrensel' sol düşünce, bizim sol zihinlerde oluyor size 'ulusal'. Yani sağ.

Avrupa solu, sınırlar ötesi bir demokrasiyi savunuyor, bizim sol sınırlar içre bir otarsiyi.

Avrupa solu AB'den yana ve milliyetçiliğe karşı. Bizim sol AB'ye karşı ve milliyetçi.

İslamiyet'i eleştirmek için söze 'Elhamdülillah Müslüman'ız, ama...' diye başlayan korkak laikler gibi, en AB yanlısı solcuların 'AB'ye girelim, ama...' lafının altında, düpedüz 'olduğumuz yerde kalalım' dileği var. Hatta freni.

Avrupa solu yeniliğe, tartışmaya açık. Bizim solda, solun ortası CHP bile kapalı.

Avrupa solu sivil, bizim sol militer. Avrupa soluna 'askeri darbe' dediniz mi tüyleri ürperir, bizimkiler göbek atar. Zaten 'orducu' ve 'ulusalcı' sol kavramı, sanırım yalnız Türkiye'de var.

Uzun lafın kısası, Avrupa demokrasilerinde 'ilericiliği' simgeleyen sol düşünce, bizim ellerde en hafifinden tutuculuğun, çoğu zaman da düpedüz gericiliğin birebir ifadesinden başka, ancak ve yalnızca 'evrensel sol'a ihanetin, 'Marksizm'in ABC'sini inkârın ta kendisi olup çıkmış durumdadır. Ve bu satırların yazarı, sol düşüncenin evrenselliğine ihanet edenleri, bugün buluştukları tutucu, dinci, hatta faşist sağla aynı kefeye koymaktadır. Birbirinin karşıtı olması gereken sol ve sağın aynı söylemde birleşebilmesi, iyi ya da kötü niyet ötesi, Türkiye'de kafaların demokrat olamadığının göstergesidir.

Bir ülkenin geleceği gerici vizyonla çizilemez. İleriyi de ne 'Din elden gidiyor' diyen ümmetçi, ne de 'Kıbrıs elden gidiyor' diye dövünen milletçi görebilir.

Ve Türkiye'de, herkesin gözü önünde, ancak kimsenin farkındaymış gibi görünmediği bir değişim olmakta: AB sürecinde TSK, sivillerden daha demokrat davranıyor. AB'ye koşar görünen hükümet TCK'ya zina cezası eklemeye çalışırken, türbana yapışırken ya da Diyanet ağzıyla yılbaşı kutlamalarını günah ilan ederken vb., TSK'dan hiçbir uyumsuz ses, demeç, tavır duyulmadı. Ordu, gerçek bir demokraside olması gereken yeri aldı Türkiye'de. Daha da ötesi: Sivil hükümetlerin, sivil adaletin sivil hortumculara yapamadığını yapıyor, kendi içindeki yolsuzları ve yolsuzlukları yargılıyor. Çünkü TSK, tüm sivil Türklerden önce anladı ve öngördü ulusun 'ileri' geleceğini: Türkiye'nin AB üyeliği, ordusu olmayan AB'ni, TSK'ne üye yazacak!

Fransız (kadın) Savunma Bakanı Michele Alliot Marie, kendisiyle yaptığım röportaj sırasında, 'Ordunuz AB standartlarını çoktan yakaladı. Türkiye AB'ne ordusu kadar hazır olsa, hemen girer,' demişti. O zaman da anlamıştım, ama şimdi tablo daha net.

Türkiye'de siviller de askerler kadar demokrat olabildiğinde, galiba imkânsız gerçekleşecek.