Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

CHP’nin kuru namusu

Radikal · 5 Ocak 2005

Atatürk'ün kurduğu CHP, 50 yıldan beri çektiği kronik iktidarsızlık marazı zaman zaman akutlaşmasına karşın, bencileyin Türkiye'ye en çok benzeyen, başka bir deyişle Türk 'halk eğilimleri'nin birebir aynası, toplumsal duruşumuzu en iyi yansıtan partidir. Türk halkının büyük bölümü, nasıl 'Allah devlete millete zeval vermesin'ciyse, CHP de öyle 'devletçi'dir. İlk bakışta kurumsallığa saygı ve onu yüceltmeye, güçlendirmeye yönelik bir ideal gibi görünen bu devletçilik asılıp kasılması, aslında hem 'zeval vermesinci' halkın, hem de 'devletçi' CHP'nin beleşten geçim kaynağını oluşturan bir çıkar ilişkisidir.

Halkımızın büyük bölümü nasıl 15 yıl çalışıp 40 yıl emekli maaşı alıyorsa; 15, haydi bilemedin 20 yıl çalışmış işçi babaların, memur dedelerin, kısacası ataların emekli maaşlarını dul hanımlar, dul ya da bekâr kızlar aracılığıyla nasıl kuşaktan kuşağa naklederek geçiniyor ve bu beleşe hiç olmazsa üç ayda bir nasıl 'devlete minnet'le yüzünü sürüyorsa; CHP de yarım yüzyılı aşkın süredir Atatürk'ün maddi ve manevi mirasını yemekte, altı okundan biriyle de hazırlopun simgesi, ekmek teknesi 'devletçilik'e bekçilik etmektedir.

Sözlerim yanlış anlaşılmasın: Ne emekli çocuklarının torunlarının aldığı üç kuruşluk emekli aylığını eleştiriyorum, ne de CHP'nin Atatürk'ün İş Bankası'ndaki hisseleri vb. yoluyla sağladığı devlet gelirini. Dünyanın hiçbir yerinde kuşaktan kuşağa geçemeyen, bizdeyse dölü (maşallah) hiç kurumayan emekli maaş cetvelleri, aslında Türkiye'de olmayan rasyonel bir sosyal dayanışma sistemi yerine kullanılan, destekçi (palyatif) bir devlet düzenidir. Halkın sosyal adaletsizlik, gelir dağılımındaki aşırı eşitsizlik ve devasa işsizlik karşısında 'isyan' olasılığı, böyle süründürüp öldürmeyen beleşlerle önlenmekte, üstelik bilinçaltına 'devlete şükran' şırınga edilmektedir. Ancak bazen düşünmüyor da değilim ki, eğer bu palyatif emekli maaş sistemi olmasaydı belki de Türk halkı azla yetinmeyip daha çoğunu ister, devleti başka türlü ve başka çapta 'yiyenlere' daha radikal hesap sorardı! Eğer Türk halkı devleti hortumlayanlardan böylesine gevşek hesap soruyorsa, belki de bilinçaltında en dürüstü bile kendisinin de 'ata yadigârı emeklilik maaşı' yoluyla ufak ufak hortumladığını düşündüğü içindir, kim bilir?

CHP'nin Atatürk'ün maddi mirası yoluyla Türkiye'nin 'yasal gelir' portföyü en dolgun partisi konumu ise bambaşka sonuçlar doğuruyor. Her şeyden önce, CHP'yi çıkar odaklarından bağımsız kılıyor. CHP kasalarını doldurmak için diğer partiler kadar 'ihale karşılığı bağış' (yani rüşvet) bağımlısı değil. Hem varsıl, hem de ahlaksız olmak elbette mümkün. Ama etik anlayışı gelişmiş bir siyasal partinin, eğer parasal ihtiyacı yoksa, dürüst olması kuşkusuz daha kolaydır. Dolayısıyla sayın Deniz Baykal'ın, 'Tarihin hiçbir döneminde CHP'nin hiçbir organının rüşvetle satın alındığının örneği yoktur,' saptamasının doğruluğuna karşın, alkışlanacak bir üstünlüğü de yoktur.

Ancak CHP'nin bu varsıllığı, partiye 'çalıp çırpmadan var olmak' şansının yanı sıra, bugün içinde debelendiği ataletini de veriyor.

CHP'nin tuzu kuru! İktidar olmak, seçim kazanmak için dövüşmek ihtiyacı yok. Meclis'e giremese bile partinin varlığını sürdürecek, partilileri de memnun edecek kadar para nasılsa giriyor kasalara...

İşte bu atalettir ki Deniz Baykal gibi 'muhalefetten emekli' olacak 'müdür' ve sadakatten emekli olacak 'memurlarını' atılda sebatla bulundukları yere çöreklenmek, çöreklendikleri yerden kalkmamak, hele hele kalkmalarını gerektirecek atılımları yapmamak üzere sebatı bile aşıp 'istibdat' yöntemlerini benimsemeye ve CHP'yi de (maddi olmasa bile...) siyasal iflasa itiyor.

Baykal'ın rakibi Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün tuzu kuru mudur, namuslu mudur, değil midir, rüşvet alır mı, almaz da aldırır mı, ben bilemem. Daha doğrusu, henüz bilmiyorum. Elbette öğreniriz bir gün...

Ancak sayın Deniz Baykal ve sadık memurlarının Mustafa Sarıgül'e ilişkin 'namus' kuşkuları var ve kendisini CHP'ye yakıştıramıyorlarsa, bilsinler ki Mustafa Sarıgül dinamiğini bizzat onların ataleti

ve iktidarsız yetkinliği yaratmıştır.

CHP'nin yalnız tuzu değil, namusu da kuru. Ve güzelim Egelilerin dediği gibi 'Kuru namus don yırtar'.

Eğer bugün bir don yırtılıyorsa, o namusu, bu namuslular kuruttular.