Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Birgün’ü yaşatmak

Radikal · 14 Ocak 2005

Demokrasi, toplumsal başarısı bireylerin istem ve bilinç düzeyine bağlı bir rejimdir. Halk iradesine sınırlı yer veren ya da hiç vermeyen sistemlerde, birey devlet yönetiminin oluşturulmasında 'edilgen', demokrasinin oluşturulmasında ise 'etken'dir. Başka bir deyişle bireyler ne kadar demokratsa toplum da o kadar demokrat olur ve toplumun demokratik düzeyi, devletinkini belirler. Kendi kafasında özgürlükçü ve çoğulcu olamayan, kendi bilincine demokrasiyi sindiremeyen ve dolayısıyla yaşam biçimine yansıtamayan insanlar, ne demokratik bir toplum, ne de devlet oluşturabilir. Demokrasi tepeden inmez, tabanın eseridir.

İşte bu yüzdendir ki Türkiye'de, eğer gerçek bir demokrasi istiyorsak, yasal anlamda gerçekleşen özgürlük ve çoğulculuğu her birimizin içine sindirmesi, benimsemesi ve uygulaması gerekiyor ki, sistem de kalıcı anlamda yerleşsin. Her birey kendisinden farklı, aykırı, hatta düpedüz karşı düşünceye varlık hakkı tanımalı ki, devlet de (elbette temel ve ortak kurallara saygılı) tüm düşüncelerin ifade edilebildiği, dolayısıyla da yeni düşüncelerin yaratıldığı, yer bulduğu bir demokrasi uygulasın.

Ülkemizde, cinsellik hastası bir namus diktasıyla yine cinsellik hastası bir din diktasının yazısız yasaları törelerin kol gezdirdiği 'törerizm' ile her anlamda doyumsuzluk ve eşitsizliğin beslediği 'terörizm'i bitirmek bile, her şeyden önce kafaların demokratlaşması, yani bireylerin özgürlük, eşitlik ve çoğulculuğu benimsemesiyle mümkün, inanın.

Demokrasiyi topluma ve bireylere yaymakta ise, eğitim kurumu kadar etkili bir yönlendirici daha var: Medya.

İşte Türkiye'nin demokrasi zurnası bu notada zırt diyor ve medyanın geniş geneli, gerek görsel, gerekse yazılı babda toplumu yönlendirmek yerine, toplumun peşinden (dibe) gidiyor. Çünkü bir televizyon ya da gazete yayını çok pahalı ve muazzam paralar gerekiyor, muazzam paraları toplayabilmek için de etik, ahlak, inanç ve ideal adına, yani bir basında olması gereken ne varsa, kâr amacına feda ediliyor.

BİRGÜN, işte böyle bir medya ortamında doğdu bir yıl önce. Bugün, 276'ncı sayısı yalnızca. Arkasında büyük bir sermaye yok. Bir avuç inançlı gazeteci, bence her idealist gazetecinin hayal ettiği, yani kendilerinin 'bu gazete' diyebilecekleri bir gazete çıkarmak için maddi manevi tüm güçlerini ortaya koyarak çıkardılar Birgün'ü, özveride bulunarak yaşatmaya çalışıyorlar halen.

Birgün, solcu sayılsın sayılmasın, 'solda' bir gazete. Türkiye'nin hazin sol tarihinde boynu bükülen, horlanan, itilen, kakılan, ezilen, vurulan, ama teslim olmayan 'buruk yüreklerin'; piyasa ekonomisine nanik yaparak, kayıp kazanç hesaplarını hiçe sayarak yaşamak ve dövüşmekte direnen bir avuç cesur insanın gazetesi. İnançla, umutla yoğrulan bir emek ürünü.

Birgün gazetesinde çalışan meslektaşlarımın çoğunu yakından tanımıyorum. Ama paylaşsam da paylaşmasam da, hepsinin özgün fikirleri var ve günümüz Türk basın korosunda, değişik olması bir yana, en cesur sesi çıkarıyorlar. Çünkü Birgün'ün arkasında büyük sermaye yok. Patron yok. Sesini ABD'ye akort edecek Fethullah Gülen sermayesi de yok. Sesini Fethullah Gülen'e akort edecek popülist açıkgözlük de yok. Zaten aralarında ölüm korkusuyla imana gelen penis emeklileri de yok. Yok oğlu yok, sırtında Birgün'ün.

Ama ister beğenin, ister öfkelenin, inandığını savunmaya çalışan insanlar var o gazetede. Aralarından birkaçı, örneğin Erbil Tuşalp, Reha Mağden gibi benim saydığım insanlar. Hele biri, ÖDP Başkanı Prof. Hayri Kozanoğlu, saydığım kadar sevdiğim bir dürüst kişi: Oğlumun ailesi. Ve inanıyorum ki Türkiye'nin, bu farklı seslere, bu özgün gazeteye ihtiyacı var. Daha demokrat olmak için, demokrasiyi daha özgürlükçü, daha kalıcı ve çoğulcu kılmak için gerekli Birgün'ü yaşatmak.

Birgün'ü öldürmemek, oldurmak günü bugün. Türkiye'de 'solda'kilerin de var olduğunu, her bireyin sorumluluğunu kanıtlamak günü. İmkânı olan tüm Radikal okurlarını, okurlarımı her gün bir de Birgün almaya, Birgün'e abone olmaya çağırıyorum.

Arkası olmayana omuz vermek, idealistlerin de bir güç olduğunu göstermek gerek artık Türkiye'de. Demokrasi, ancak idealler ölmezse yaşar.