Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Bayramın tası, kavuğun hası

Radikal · 19 Ocak 2005

AB adayı Türkiye, yıllık hayvan katliamını yaptı, fotoğraflarını yayımladı, cellatlar imana, müminler kavurmaya doydu, karşıtları tavır koydu, işkenceci kasaplar aranadursun; hicri takvim yeni kesim tarihini gösterene kadar, konuşulmayacak artık milletimin 'kan uğuru' ve 'kurban tutkusu'ndan.

Tam da bu yüzden, yani 'kan uğuru' ve kan dökme güdüsünden bayramdan bayrama, daha doğrusu katliamdan katliama söz edildiğindendir ki, 'barbarlık'tan başka hiçbir sözle ifade bulamaz bir vahşet sürüp gidiyor, zaten kana doymayan vatan topraklarında.

Kutsal bir ayin olması gereken 'kurban töreni', bu toprakları önce kendi, şimdi de hayvan kanıyla sulayan halkımızın keskin bıçağı altında, ne saygı

ne de ulvi duygular uyandırması imkânsız bir cellatlık şölenine, bir mezbaha sefahatına dönüşüyor.

2005, Ermeni diasporasının dünyaya 'soykırım' diye ilan ve Türkiye dışında pek çok ülkeye kabul ettirdiği 'katliam' tarihinin 90. yıldönümü. 24 Nisan'a kadar Ermeni lobileri bu yıldönümüne yoğunlaşacak ve 'soykırım' propagandasını en üst perdeden yapacaklar. Şimdi bu lobiler, bizim son kurban 'bayramı'nda, otoyol kenarlarında, parklarda bahçelerde, belediyelerin sözümona koyduğu ve uygulamadığı göstermelik cezalara rağmen yapılan yasadışı kesimleri; ceset kalıntılarıyla dolan dağları tepeleri, Kanlıca körfezini kızıla boyayan, Boğaz sularına kan boşaltan dereleri, fotoğraf ve film destekli gösterip: 'Bunu yapan halk, Ermenileri de kesmiş midir, kesmemiş midir?' deseler BM'de ya da AB'de, ya da herhangi bir ülkenin meydanlarında, inandırıcı olurlar mı, olmazlar mı sizce? Ya sığırın arka bacaklarını kıranları, kafasına kurşun sıkanları, yarı kesilmiş kellesiyle sokakta koşan boğanın ardına, savaşta düşman kovalar gibi elde tüfek, tabanca, yaba, kürek, sopa, tırmık, hatta süpürgeyle düşen kahraman Türk halkını gösterseler, 'İşte bizi de ecdadımızın topraklarından böyle kovaladılar!' diye hıçkırsalar, kim duygulanmaz, kim ürpermez, kim kuşkuya düşer Ermeni soykırım projesinden, sorarım size?

Başbakan Erdoğan, ortak ülkemizi açıkhava mezbahasına dönüştüren görüntüleri ve haberleri ileten medyayı, 'Bunları yazarken Müslümanların değer yargılarıyla oynamamak lazım. Bu bir kültürdür,' diye eleştirmiş. Yüzde yüz haklıdır sayın Başbakan!

Bu mezbaha kültürü, öyle bir kültürdür ki sayın (kültürsüz) seyirciler; Böyle koyun boğazlayanlar, elbette Dostoyevski okuyarak edinmemişlerdir bu kültürü.

Boğa ya da deve kurban etmek için, kuşkusuz Stravinsky'nin 'Bahar Ayini'nden de esinlenmemişlerdir. Kurban yerine kendisini kesenlerin de Aztek uygarlığını örnek aldıkları pek söylenemez zaten, çünkü Aztek sözünden 'dümtek' sesini anlayacakları açıktır. Bu kültür, din kültürü bile değildir, çünkü kutsal bir ayin olması gereken kurban töreninde, kurbanlıkla güreşilmesi, tabanca ve sopayla kovalanması, işkenceden geçirildikten sonra hacamat falan öngörülmemiştir. Acaba kutsal kitapta, parkları ve bahçeleri mezbaha, elektrik tellerini de kurbanlık çengeli olarak kullanmak yazılı mıdır, dersiniz? Hangi organını nerede nasıl yıkayacağını bile imam yazarlara sual eden müminlerin, nasıl ve nerede kurban keseceklerine ilişkin hiçbir kural tanımaması, acaba din kültürü eksikliği midir, yoksa kurban kültüründe din eksikliği mi?

Toplumun ortak alanlarını mezbahaya çeviren, havasını zehirleyen, suyunu kirleten kaçak kurbancılardan, amatör kasaplardan söz ediyoruz. Sorarım size: Böyle hayvan boğazlayanlar, televizyonlarda hangi programları seyreder? Böyle bumbar şişirenler, Mimar Sinan'ın eserlerine nasıl bakar, evlerini nasıl döşer, zaten nasıl ev yaparlar?

Nasıl giyinirler, hangi müziği dinlerler, ne okurlar, kitap okurlar mı zaten?

Bu soruların yanıtını verdiğinizde... Niçin yeni camilerin Mimar Sinan'ın eserleri yanında birer gecekondu göründüğünü, zaten gecekonduların kentlerimizi de niçin tutsak aldığını, televizyon ve gazetelerimizin niçin belden aşağı dedikodu ya da Fethullah efendinin kıspetine daldığını, Van Gölü'nün niçin 25 yıllık ömrü kaldığını, musluklarımızdan niçin sudan çok çamaşır suyu aktığını, zaten havamızın da niçin zehirlendiğini,

kısacası Türkiye'nin uzun bir kurban kültüründen gelen, 'yok etme' kültürünü de kavramış olursunuz.