Bağımsız kürdistan devletinin miladı
Radikal · 1 Şubat 2005
Irak’taki seçimleri ‘demokrasinin zaferi’ diye yorumlayanlar, demokrasiden neyi anlıyorlar, bilemiyorum. Terör korkusuna rağmen sandık başına gitmek cesaretini gösteren Irak halkının demokrasi istemi açık olduğunca acıklı. Seçimlerin Afganistan’a getirdiği demokrasiye bakın, Irak’a getireceği demokrasiyi anlayın.
ABD’nin, işgal ettiği ülkelerde seçim düzenlemesi, yeni bir taktik değil. ‘Zorla demokrasi’ yöntemini İkinci Dünya Savaşı’nda yendiği ‘mihver devletleri’yle başlattı ve başarılı oldu. Ancak aynı zaman diliminde, doğrudan işgal değil dolaylı müdahale ettiği başta Şili ve Bolivya, pek çok Güney Amerika ülkesinde, yani kendi burnunun dibinde, nedense, demokrasiyi hiç istemedi, hiç seçim baskısı yapmadı, tam tersine kendisine bağlı ‘dikta’ rejimleri kurdu bu ülkelerde. Yine aynı tarihlerde, İran’ın Şahlığı, Suudi Arabistan Krallığı vb. gibi mutlak monarşileri, hatta Pakistan ve Frankist İspanya gibi militer cuntaları destekledi, işbirliği yaptı. Ama uluslararası meşruiyete dayanarak işgal ettiği Bosna ve Kosova’da, seçim yoluyla demokrasi empozisyonuna geri döndü.
Demek ki ABD, doğrudan işgal ettiği ülkelerde ‘zorla demokrasi’, dolaylı müdahele ettiği ülkelerde ise ‘dikta’ rejimleri kuruyor. Ancak her iki durumda da rejimin demokratik ya da diktatörlük kalitesi umurunda değil. ABD feodal toplumları diktayla yönetmenin demokrasiyi yerleştirmekten daha kolay olduğunu bilmez mi? Elbette bilir. Üstelik ABD, bir ülkenin yönetimine doğrudan işgal ya da dolaylı müdahaleyle el koymak için uluslararası kamuoyunda ‘demokrasi getireceğim’ gerekçesinin, ‘diktatörlük getireceğim’ gerekçesinden daha iyi kabul görmesini kullanıyor. Yarın Afganistan ve Irak’ta ‘yerleştirdiği’ demokrasi kendi çıkarları aleyhine işlerse, Saddam’ın bir kopyasına ‘ülkeye istikrar ve barış getirecek’ bir darbe yaptırıverir, hiç kuşkunuz olmasın.
Ama şu an için Irak’taki seçim sonuçları, ABD’nin Orta Doğu’ya ilişkin planında tam bir yüzyıl önce başlattığı bir çıkarmanın zaferi, bağımsız Kürdistan devletinin miladıdır.
Hatta bence, Irak’a demokrasi falan geleceği olmayıp, seçimlerin TEK sonucu Kürdistan devletinin başlangıcını mıhlamaktır. ABD, 1890’larda karar vermiştir bölgede bağımsız bir Kürdistan devletinin varlığına. Merak eden okurlarım, 3 Mart 1999’da yine bu sütunda, ‘Paket Politikası’ başlıklı yazıda işlediğim tarihsel belgeye bir göz atsınlar, ne demek istediğimi anlarlar..
Bölgede bağımsız bir Kürt devletinin kuruluşu kaçınılmaz olup, Türkiye’nin debelenmesi boştur ve bence artık zevk almaya çalışmalıdır, daha az acır. Eğer böyle bir devletin Türkiye’yi de böleceği düşünülüyorsa, bu tehlikeye karşı barışçı çareler AB ölçeğinde vardır: İspanya tipi federasyon ya da Fransa tipi ‘eşitlikçi’ asimilasyon. Her iki sistem de ancak ve yalnızca eğitim düzeyi yüksek refah toplumuyla sağlanabilmiştir. Türkiye’nin Güney Doğu’daki feodal yapısı, aşırı ve yoksul nüfus sorunu çözülemezse, ne İspanya örneği çaredir, ne Fransa ve Türkiye, bölünmemek için ölebilir, bırakmadığı parçasıyla birlikte batabilir. Üstelik böyle bir parçalanma tehlikesine karşı orduyu yeniden ‘iç cephe’ye sürmek, bırakın bütünlüğü koruyacak bir zafer olasılığını, Türkiye’yi uluslararası topluluktan dışladığı gibi başta ABD, ‘zorla demokrasi’ getirecek havarilere, dış müdahale tehlikesine açar.
Bugün Türkiye’de, yakın zamana kadar ‘ayrılıkçı’ Kürtlerin ezici çoğunluğu, AB sürecine güvenerek toprak bütünlüğüne saygı gösteren bir demokrasi çizgisi izliyor. Demek ki Türkiye’de Kürt sorununun çözümü, AB’ye uyum ve üyelikten geçiyor.
Demek ki Türkiye’nin toprak bütünlüğü, üyelik olmasa bile AB’yle işbirliğine bağlı.
İşte bu noktada, bağımsız Kürdistan devletini 1890’lı yıllarda planlayan ABD’nin Türkiye için nasıl bir planı olduğu önem kazanıyor. ABD, gerçekten Türkiye’nin AB üyeliğini istiyor mu? Yoksa destekler görünüp, engellemeye mi çalışıyor?
Devamı cumaya.